Fert Ve Toplumda İstikamet

2

Doğruluk, dürüstlük, her çeşit işte itidal üzere olmak anlamlarına gelen istikamet, adalet ve doğruluktan ayrılmadan din ve akıl dairesinde yürüme, din ve dünya ile ilgili vazifelerini emrolunduğu gibi yapmaktır. Böyle sıfatlara sahip olan kimse toplumun en değerli bir ferdidir.

Doğruluk sözde, düşüncede ve davranışta gerçekleşir. En büyük ideal olarak her namazda okuduğumuz sırat-ı mustakim (istikamet, dosdoğru yol) Müslümanların ortak vasfı olduğu belirtilmiştir.(Fatiha 1/6)

Doğruluk (istikamet) her türlü saadetin kaynağı ve bütün bir kemalin temelidir, kalbin saflaşmasıdır.

Doğrularla beraber olun (9/119)ayetinde, istikamette olanlar iyi niyet sahibi örnek alınmaya değer kişiler olarak anlatılır. İstikamet kelimesi ahlaki bir vasıf olmasına rağmen Kuranı Kerim ve peygamber efendimiz (sav) ile tefsir edilmiştir. Kur’anı (doğruyu) Hz. Peygamber (sav)es Sadık getirmiştir, müminlerde O nu tasdik ederek takva sahibi kişiler olma özelliği kazanmışlar ve istikametlerini sağlamışlardır.

İnsanlık tarihinde ne zaman ki bir topluluk Allah’ın gösterdiği doğru yolda yürümüşse, en sonunda muhakkak Allah’ın verdiği kuvvet ve hâkimiyetle donanmıştır. Hazreti peygamber(sav) Efendimize: Seninle beraber doğru yolda gidersek yerimizden oluruz diyen Kureyşlilerin sözleri birer evhamdan ibaretti. Hâlbuki onlar Allah’ın hidayetine uyar uymaz kısa sürede yeryüzünün birçok yerini hâkimiyetleri altına almışlardı.

Kur’an’ın tespit ettiği ölçüler içinde istikamet (doğruluk), hareketlerimize hâkim bir ruh olarak yerleşirse, “hayâ, emanet ve sıdk” olarak ifade edilen üç haslet gerçekleşmiş olacaktır.

Hakkaniyet, ilkesinden eşitlik ve adalet kavramları doğar. Kişisel bütünlük kişinin kendi kendini aldatmaması, inandığı değerler çerçevesinde hayatını oluşturmasıdır.

Tutarlılık ilkesi kişinin düşündüğünü, hissettiğini davranışlarına aksettirirken bir zamandan diğerine, bir ortamdan diğerine değişmeden süreklilik göstermesini ifade eder. Dürüstlük bu temel ilkeleri hayatında uygulayan insan karakterinin özelliğidir.

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol (11/112) Peygamber (sav) efendimizi ihtiyarlatan bu emir mümin için en önemli şeyin doğruluk olduğunu göstermektedir. Bu ayeti kerime İslamiyette büyük bir esastır. Ferdi ve sosyal hayatı düzenlemek için bundan daha kapsamlı bir kanun maddesi olamaz. Çünkü İstikamet bütün önemli faziletlerin, medeni esasların birincisidir, istikamet dini hükümlere, inançlara, amellere, ahlaki insani vazifelere riayet edip, Cenabı Hakkın ve mahlûkların haklarına tecavüzden sakınmaktır. Batıla hak libası giydirip, bile bile hakkı gizlemeyin.(2/42) Düşmanlar sinsi ve hain. Dost gözüküp, maddi imkânlarıyla göz boyuyor, yanlışı doğru gösteriyor, adil ve dürüst gibi davranıyorlar, aman dostlar aldanmayın! Yanlışta oyalanacak kadar zamanımız lüksümüz yok.

Her millet istikameti yüceltir, her insan istikameti sever. Ne yazık ki herkes istikamette olmaz, bu husustaki geçici zorluklara tahammül gösteremez. Hâlbuki doğruluk yüzünden bir sıkıntı görülse bu geçicidir, bunun sonu selamettir, ebedi hayatı kazanmaya vesiledir. Peygamber (sav) Efendimiz:”Gerçek neredeyse sende orda ol, onun peşi sıra git, haktan hiç ayrılma…”buyurmuştur. Demek ki bütün müminler hakkı istemeli, gerçeği aramalı, onu sevmeli saymalı; her işlerinin doğru, her sözlerinin hak olmasına büyük dikkat ve itina göstermelidir.

İstikamet yemede, içmede, akidede, ibadette, amellerde her ahvalde ifrat ve tefride kaçmamaktır. Allah Teâlâ istikamet üzere olanlar hakkında şöyle buyurmuştur: “O kimseler ki Rabbimiz Allah’tır derler ve sonra amellerinde de dosdoğru olduklarında da biz onlara melekleri indirdik ki onlara korkmayın üzülmeyin, cennet sizin içindir derler. Bu ayet ihlâsı, ameli ve ilmi birleştirir, üçü birleştiği zaman, gerçek istikameti tayin eder. Doğruluk amelin özü olduğu için bunun sevabı tasavvur edilemez.

Yine doğruluk, iç halinin dış haliyle uygun olmasıdır. Bundan dolayı sadık kullardan İbrahim (as) ı nasıl ateş yakmadıysa, Allahın sevgili kullarını da yakmayacağı muhakkaktır. Yine Musa (as)ı ve onunla birlikte olan kavmini nasıl kızıl deniz boğmadıysa, İsmail (as)ı bıçak kesmediyse hep istikamet üzere olmalarındandır.

Bazı büyükler buyurmuşlar ki, “Daimi olan bir farzı eda edemeyen insanın vakitli farzları kabul olunmaz.” Bunun üzerine daimi farz nedir diye sorulunca” sıdk, istikamet yani doğruluktur” diye cevap verilmiştir.

Bizler kendimizi, çevremizi bir mümin gözüyle inceleyelim, kendi ailemize, çoluk çocuğumuza bakalım! Hayatımız, davranışlarımız, yaptığımız işler Allahın emrine ne kadar uygun? Onları bir ölçelim, İslam terazisine koyalım, İslam tartısıyla tartalım; Allah’ın yasaklarından kaçıyor muyuz? Emirlerini tutuyor muyuz? Haramlara bulaşmış mıyız? Allah’ın sevaplı, mübarek işlerini yapıyor muyuz, yapmıyor muyuz?

Said Paşanın şu beytinde söylediği gibi:

Halkı tahrib eyleyip de kendin abad eyleme

Bu cihanda ev yapıp ukbayı berbat eyleme

Nef in için zalimi bi rahme imdat eyleme

Âlemi tenfir eden ahvali mutad eyleme

Müstakim ol Hz. Allah utandırmaz seni.

Ey Rabbimiz! Bizi affet, mağfirun zümresine eriştir; yolundan ayırma, saptırma. Sen mülkün sahibisin. Kusurlarımızdan dolayı bizi zillete düşürme. Bize hayırlı çıkışlar, yardımlar nasip eyle. Kuvvetimizi sadık, görünen ve görünmeyen kullarınla pekiştir, yolunda birleştir.

Kaynaklar:
Başmakaleler 1 ve 2 Mahmud Es’ad Coşan (ra)
Allah ın gazabı ve rızası s:304 Mahmud Esad Coşan (ra)
Kuran-ı Kerim Meali ve tefsiri Ömer Nasuhi Bilmen
Tasavvufi ahlak3 s:46-48Mehmed Zahid Kotku
Esmaül Hüsna şerhi 3 s:201 Şahver Çelikoğlu

Nezahat Külekçi