Fatih'in Kişiliği

Ondokuz yaşındayken padişah oldu, kırkdokuz yaşında öldü. Otuz senede yirmibeş büyük askerî sefer yaptı, Balkanlar’da muazzam seferler yaptı. Seferlerin bizzat içinde bulundu, komuta etti. Çok cesur, çok atılgan bir insandı. Ben huylarını dedesi Çelebi Mehmed Paşa’ya benzetiyorum ama, asıl Yıldırım Beyazıd’a benziyor. Fatih de yıldırım gibi yâni…
Yıldırım ne yapmış?.. Haçlılar Niğbolu kalesini muhasara etmiş, Doğan Bey kaleyi savunma tedbiri almış. Geceleyin bir ses duyuyor:

“–Bre Doğan, bre Doğan!..”

Doğan Bey, bu kalenin muhafızı. Adıyla hitap ediyor birisi:

“–Doğan, bre Doğan!” diye ses duyuyor.

“–Yâ, Allah Allah, ben bu sesi tanıyorum; Allah, Allah!..”

Sura gitmiş, bakmış, aşağıda padişah:

“–Korkmayasın, geliyorum imdadına… Dayan bre Doğan!” demiş.

Cesarete bak!.. Muhasara edilen bir kaleye geliyor. Yıldırım Bâyezit, yıldırım gibi. Fatihin huyları onun huylarına benziyor ve onun yolunu izlemiş.

Fâtih padişah olduğu zaman, ülke 900 bin kilometrekareymiş. Yâni şimdi Türkiye’nin yüzölçümü 776 bin kilometrekaredir. Şimdiki Türkiye’den büyükmüş. Tabii Karamanoğullarından Adana tarafı filân Mısırlıların o zaman. Mısırlılar tâ böyle Suriye’yi, Adana’yı tutuyorlarmış ellerinde o sırada. Vefatında 2 milyon 214 bin kilometrekareye, yâni ikibuçuk misline çıkartmış. Yâni o kadar genişletmiş.

Biliyorsunuz İtalya’nın güneyinde Otranta kalesini aldı, asker çıkarttı, kale yaptı orada. Oradan İtalya’nın yukarısına doğru gidecekti, Roma’yı da alacaktı. Vefat eder etmez, Otranta kalesindekiler ordan geçtiler bu tarafa, kaleyi teslim ettiler. Fâtih, kendisinin zamanında böyle bir düşmana kale teslim eden askerlerin yediyüzünü birden, hepsini kesmiş. “Teslim etmek var mı?” diye.

Çok meziyetleri var Fâtih Sultan Mehmed Cennet-mekân’ın. Onun hayatını, yetişme tarzını ve hayatında uyduğu kuralları, ahlâk kurallarını, çalışma kurallarını çok iyi öğrenmeliyiz.

Çok iyi yetiştirmiş kendisini. Her gün kitap okurmuş. Hergün… Bu hergün kitap okumak, çok çağdaş bir şey! Alimlerle düşer kalkar, onların meclislerine katılır, onları meclisine davet edermiş. Çok az gülermiş, mütemâdiyen çalışırmış, çok cömertmiş, çok atılgan ve cür’etliymiş. Bunları düşmanları söylüyor, ben söylemiyorum. Düşmanlarının sözlerini böyle yazdım, yazılarını çizdim, işaretledim; onları söylüyorum.

Avrupa’nın mukadderâtı üzerinde Türklere asırlarca süren bir üstünlük kazandırmış. Düşmanları söylüyor. “Tahta çıkar çıkmaz kendisi ve milleti hakkındaki peygamberinin müjdesini tahakkuk ettirmek için harekete geçti.” diyorlar. Nasıl biliyor Avrupalılar, gayet iyi biliyorlar.

Türk tarihin gelmiş geçmiş, en renkli ve en büyük şahsiyeti. O kadar geniş bir kültürü var ki; icadlar yapmış, matematiği çok iyi biliyor, topçulukta, askerlikte keşif sahibi… Yunanlı Kritovolus, kendisinin çok keskin zekâlı bir filozof olduğunu söylüyor Fâtih’in. Ulemâyı, şairleri çok kollamış.

Hesap gününü ve ahireti hatırından çıkartmadığı için, mes’uliyetini üzerine aldığı gazâ vazifesinin ağırlığını müdrik bir insan olarak yaşamış. Bunun için hayatını ve sıhhatini dahi hor görerek çalışmış Fâtih.

Çok mütevâzi ve münzevî bir hayat geçirmiş. Münzevî demek, içine çekilmiş, kendi kendine demek. Kimseyle yemek yemezmiş mübarek; hayâ ve vakar sahibi olduğundan… Çünkü fazla yüz-göz olmak istemiyor yâni. Kitap mütâlâasından ve tefekküründen çok büyük zevk alırmış.

Mu’tekif gibi ömür sürermiş. Mu’tekif ne demek? Ramazanda i’tikâfa giren demek. Ramazanda i’tikâfa girince insan, camide nasıl mahrumiyetli yaşıyor, biliyorsunuz.

Üç yüz bilmem kaç tane cami yaptırmış. Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: “Allah rızası için bir cami yaptırana, Allah cennette bir köşk ihsân eder.” Üç yüz küsür camisi var.

Hukûkî düzenlemeler yapmış. Fâtih Kanunnâmeleri’ni koymuş. O zamanın üniversitesi olan Fâtih Medreseleri’ni, sekiz tane medrese, sahn-ı semân denilen medreseleri yaptırmış. Ayasofya Medresesi’ne en büyük matematikçi Ali Kuşçu’yu tayin etmiş. Devlet adamlarının iyi yetişmesi için çok müesseseler kurmuş. “Onun saltanatı, adaletin, doğruluğun, hakkın ve ilmin saltanatıydı.” diye bildiriliyor.

En sonunda da seferdeyken, sefere çıkmışken vefat etmiş.

Hani, biz şimdi dua ediyoruz, camilerde filân namaz kıldıktan sonra diyoruz ki:

“–Yâ Rabbi, işte şu bizim canımızı ibadet üzereyken, abdestliyken, oruçluyken, hak yoldayken, hac yolundayken, umre yolundayken, cihad yolundayken bizim canımızı al yâ Rabbi!.. Yâni yanlış yolda, günah yolundayken olmasın…” filân diye dua ediyoruz.

Şairin birisi diyor ki:

Tevbe ettim ki, etmeyem tevbe;

Tevbeye tevbe-i nasûh olsun!

Yâni bir kere tevbe etmiş içki içmemeye, ona da pişman olmuş: “Bundan sonra vallà billâ etmem!” demek istiyor. Yâni içerim, devam ederim demek istiyor. Böyle edepsizler var yâni. Meyhanede içki içerken çatlamış, Allah da ona öyle bir ölüm nasib etmiş. Ahirete göçüşü öyle olmuş.

Fâtih Sultan Mehmed de orduyu hazırlamış, cihada giderken İstanbul’dan çıkmış, Gebze’ye gelmiş. Orada hünkâr çadırındayken vefat ediyor. 1481 yılında vefatı. Yâni cihad yolundayken ruhunu teslim etmiş oluyor.

Kânûnî Süleyman da öyle… Kânûnî Süleyman da Avrupa’ya askerî bir sefere gittiği sırada ruhunu teslim etti. Şair Bâkî onun için yazdığı mersiyede diyor ki:

Minnet Hudâ’yâ kim, dû cihanda kılıp saîd,

Nâm-ı şerîfin eyledi hem gàzi, hem şehid.

Yâni gazadayken öldüğü için şehid rütbesiyle, gazi ama şehid rütbesiyle ruhunu teslim etmiş oldu.

Fâtih’i önce kendimiz iyi öğrenelim! Tabii, iyi öğrenmek için, de ben kendimi sorumlu hissediyorum. Fâtih’i çok güzel anlatan bir kitap yazmak lâzım!

Çocuklarımızı Fâtih gibi yetiştirmeye özen göstermeliyiz! Yâni Fâtih nasıl 11 yaşında sorumluluğu almış, belki 6 yaşında almış, vâli olmuş yâni. Bu çok önemli… Çocuklara sorumluluk vererek, ama büyüklerin yanında, böyle yetiştirmek lâzım! Hocaların yanına çocukları alması lâzım. Biraz böyle asistan gibi yetiştirmesi lâzım! Çocuklara dînî ruhu, yâni fetih ruhunu çok güzel öğretmemiz lâzım! Fâtih gibi çalışkan olmayı öğretmemiz lâzım! Okuyan, yazan, çalışan, düşünen, güzel ahlâka sahip bir insan olacak tarzda yetiştirmeye gayret etmemiz lâzım!

Kendimiz de, silkinmemiz lâzım! O güzel hasletlerden ibret alarak, Fâtih gibi hayat sürmeye kendimizi zorlamamız lâzım!

Allah-u Teàlâ Hazretleri ruhunu şâd eylesin. Makamını a’lâ eylesin… Bizlere de rızasına uygun, onun gibi o yolda güzel çalışmalar yapmayı nasib eylesin… Nice güzel hizmetler yapmayı nasib eylesin… Nice füyûzât ve fütûhat, bizlere, çocuklarımıza ihsân eylesin.

Sübhâne rabbinâ rabbil-izzeti ammâ yesifûn… Ve selâmün alâ cemîil-enbiyâi vel-mürselîn… Ve âli küllin ecmaîn… Vel-hamdü lillâhi rabbil-àlemîn, el-fâtihah!..

Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN Rh.A
28. 05. 1999 – Melbourne / AVUSTRALYA