Fast-Food Okuyoruz

Çok değil bundan yüz-yüz elli sene önceki İslam coğrafyasında her hangi bir ihtiyaç maddesini satın almak istediğimizde o malın üretilen tüm örneklerinin bir arada bulunduğu “kapan” denilen çarşılara giderdik. Hepsini tek tek inceler en kalitelisini istiyorsak onu da o çarşıda bulurduk. En ucuzunu istiyorsak onu da. Veya orta karar bir şey arıyorsak onu da. Yani aradığımız şeyin bizim için en uygun olanını benzerleri arasından buluyorduk. Aradan yıllar geçti fast food beslenmeye başladığımız gibi hayatımızın her alanında fast food mantığı ile yaşamaya başladık. Artık hiç bir şey için vaktimiz kalmadı. Bu yüzden aradığımız şeyi görmeden ona dokunmadan en hızlı en çabuk şekilde bulup hatta mümkünse internetten sipariş verip kapımıza kadar getirtiyoruz. Hal böyle olunca da ürününü en jan janlı şekilde süsleyip sunan yani reklamını yapan çok satmaya başladı. Hayatın hızı içerisinde her şeye en çabuk ulaşmak önceliğimiz oldu. O kadar fast food olduk ki bizim için çok önemli olan bir konu için emek harcayıp araştırmak yerine “gogıl amca”dan bir tıkla karşımıza çıkan ve o konuda en çok tıklanan siteden aradığımızı bulduğumuzu zannetmeye başladık.Oysa bu ilk ulaştığımız bilgi genellikle popüler kültürün bize dayattığı çoğu zamanda aslında gerçek doğrudan uzaklaştıran bilgi olmakta maalesef. Evet, bu şekilde doyduk belki ama sağlıklı beslendiğimizi kimse iddia edemez. Hepimiz “bilgi obezleri” olduk. Bu hal her aklıma geldiğinde kocaman bir sıkıntı içime çöreklenir durur. Zira insanoğlunun çabuk ve zahmetsiz ulaştığı her şey onun için değersizleşir. Kıymetten düşer. Eğer her şeyi bu şekilde öğrenmeye devam edersek “ilim” hayatımızdan tamamen çıkacak gibi gözüküyor. Gogıldan aldığımız bilgi veya malumat yığınları o kadar karnımızı şişirecek ki buradan ilme geçmeye ne ihtiyacımız (doyduğumuzu zannettiğimiz için) ne de takatimiz kalacak. Üstelik nasıl şu meşhur pizza ve hamburger restoranlarında yediğimiz ürünlerin içinde haram ve sağlıksız bir sürü maddenin olduğunu bilmiyor veya umursamıyorsak bunun gibi girdiğimiz sitelerdeki verilen bilgilerin yapılan yorumların “şüpheli” olup olmadığına bile bakmıyor veya umursamıyoruz. Oysa ilim, elde edilen doğru bilgi ile bir hocanın denetiminde dikey bir yolculuğa çıkmak demektir. Bu yolculuğun ilk durağı da “Allah’a doğru”dur.

Peki, özellikle tarih alanında doğru ve gerçek bilgiye nasıl ulaşacağız ve benzerleri arasından bunu nasıl seçeceğiz.

Şu an sahip olduğum tarihsel bilgiye üniversite yıllarında sahip olduğumu söylersem yalan olur. Maalesef ezber müfredat o dönemde üniversitelerde de vardı. Ama bana ana kaynakların hangileri olduğunu, hangi bilgiyi hangi kaynakta bulabileceğimi, kaynaklar arası karşılaştırmayı nasıl yapacağımı, yani araştırma metotlarını üniversite öğretti. İşte bu yüzden biz tarihçiler Kanuni hakkında bir şey öğrenmek istediğimizde dizi seyretmeyi değil o kaynakları açıp karıştırmayı tercih ederiz.

Diyeceksiniz ki biz tarihçi olmadığımıza göre bunları nasıl yapabiliriz ki?

Tek bir çaresi var: Fast food usulü okumayı bırakıp “kapan çarşısı” usulü okumak.

Yani aynı anda aynı konuda yazılmış birden fazla eseri birlikte okuyarak. Tabii analitik bir bakış açısı ile. İşte o zaman belki biraz emek biraz zaman harcayacaksınız ama doğru bilgiye sağlıklı yoldan ulaşmış olacaksınız. Hatta pazılın parçalarını ancak bu tip bir okumada birleştirebileceğiniz için gerçek resmi de görmüş olacaksınız.

Peki, bu okumayı nerden yapacağım derseniz. Şu an en popüler olan tarih dönemi Osmanlı üzerinden bir örnek vereyim: Osmanlının bahsi geçen olay sırasında veya biraz sonrasında yaşayan tarihçileri bellidir: Neşrî, Âli,Peçevî, Aşıkpaşazade, Hoca Sadettin Efendi, Ahmet Cevdet Paşa vs. gibi. Artık bunların birçoğunun eseri Latin harfleri ile de basılmış durumda (Pdf’leri de var) Bu gün yaşayan tarihçiler bunlara ve o konuda varsa arşiv vesikalarına bakarak çalışmalarını yaptıklarına göre kaynaklardaki ifadeleri saptırıp saptırmadıklarını ancak böyle anlayabiliriz. Üstelik o zaman onun yaptığı yoruma katılıp katılmama hakkımız da ortaya çıkar. Zira aynı anda birden fazla ana kaynağı okuyabilen kişinin  bir süre sonra kendisi de yorum yapacaktır.

Ama asla unutmamanız gereken bir kural var: Doğru Tarih ne dizilerden ne de popüler yazarların tarih romanlarından öğrenilmez.

Derseniz ki benim ne bu kadar vaktim ne de bunu yapabileceğime dair ümidim var. Geriye bir tek yol kalıyor: Sizin adınıza bu okumaları yapmış yorumlarına güvenebileceğiniz, bu yorumların nedenlerini sizi ikna edecek bir şekilde açıklayabilen bir tarihçi bulup ondan okumak, ona sormak veya ne okuyacağınızı ondan öğrenmek…Ya da şu an yaptığınız gibi dünyaya ve ahiret hayatına bakış açısından emin olduğunuz sizinle aynı değer ve hassasiyetlere sahip siteler bulup onların takipçisi olmak.

Tarih okumaya nereden başlamalıyım ne okumalıyım derseniz…

Çok popüler bir tarihçinin kitabını okuyup çok iyi de anlayıp beğenebilirsiniz. Ama o beğendiğiniz şeyi zihninizde bir zemine oturtmazsanız bir süre masa üstünde kalacak fakat en geç iki ay içerisinde geri dönüşüm kutusuna göndereceksiniz hem de hiç farkında olmadan.

Bu âlemde hiç bir eşya boşlukta durmaz her şey bir zemine oturur. İşte fikrin zemini de tarihtir. Eğer tarih okumalarınızı kronolojiye bağlı kalarak yapmazsanız, o zemin oluşmayacak, beğendiğiniz şey bir süre havada uçuşacak, sonra da yok olacaktır.

Yani önce kronolojik tarih.

Peki, nereden başlayayım derseniz.

Bu fakir der ki; ne kadar geriye bakabiliyorsanız o kadar ileriyi görürsünüz.

Âdem(a.s.)’ e bakabilen kıyameti görecektir…


Mehpare Osmanoğlu

Muharrem 1436