Farkındalık Bilgisinin M.Es'ad Çoşan (Rh.A) Özelinde Mütevazı Bir Analizi

unnamed

Kısaca bilinçlilik hali olarak tanımlanabilecek olan farkındalık “yargısız bir şekilde şimdiki ana odaklanabilmek amacıyla, dikkatinizi toplayabilmektir”. Uzmanlar şu izahları da farkındalık tanımları içinde yaparlar: Farkındalık kişinin kendi düşüncelerini, duygularını ve bedenini gözlemlenmesidir, mantıksal uyanıklık sürecidir, düşünebilme kabiliyetinin hâkimi olabilmektir ki farkında bir insan attığı her adımı kendi onayıyla yapar.

Bu paragraftan hareketle tam ve kesin bir uyanıklık halini hedef alan tasavvufun kavramları arasında “farkındalık”ı anlatabilecek kavramları arayalım. İlk akla gelenler murakabe, huş der dem, vukuf-i kalbi, vukuf-i zamani kavramlardır. Bu kavramların izahlarını ise M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyhin fikir dünyasından bulmaya çalışalım:

M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyh murakabeyi iki esas doğrultusunda ele alır, ilki kişinin Allah’ın kendisini kontrol ettiğinin bilincinde olması, ikincisi ise kendini kontrol etmesidir. Allah’ın kullarını her an kontrol altında tuttuğunu “Murâkabe, Allah’ın her yerde hàzır ve nâzır olduğunu ve seni gördüğünü, senin Allah’ın huzurunda olduğunu hissetmen… “Allah beni görüyor, o benim yanımda, her yerde hàzır ve nâzır…” cümlesi ile ifade ediyor. Bu durum, yani kişinin Allah’ın her an kendisini gördüğü ve gözettiği, her hal ve işinden, hatta fikir ve hislerinden haberdar olduğunu biliyor oluşu, sahibini her türlü menfi tutum ve davranışlardan uzaklaştırma neticesini ortaya çıkarır, karar ve hareketlerinde kendisini doğruya iletecek “niyet” sahibi olmasını temin eder. Bu durum “farkındalık eğitimleri sırasında uygulanan bir yöntemi akla getiriyor:

“Gerçekleştirdiğimiz bir deneyde bir odaya gizli kamera yerleştirdik ve bir süre o odada öğrencimiz ile konuşup sonra odayı terk ettik ve birazdan geleceğimizi söyledik. Yalnız kaldığında yaklaşık beş dakika boyunca el hareketlerini, tepkilerini izledik. Bir süre sonra kendi başına konuştuğunu gözlemledik ve yalnız kaldığında yaptığı hiçbir hareketin farkında olmadığını tespit ettik. Daha sonra ona video kayıtlarını izlettiğimizde şaşkınlığını gizleyemedi ve çok utandı. ‘Bunları ben mi yapmışım’ diyerek odadan ayrıldı. Beş haftalık eğitimin ardından ‘O kamera her an açık ve beni çekiyor. Bu sebeple kendimi dışardan izliyorum ve benim onayım olmadan ne ellerim ne de zihnim hareket ediyor’ şeklinde kendindeki değişimi anlattı.”[1]

M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyhin değindiği ikinci murakabe esası ise kişinin kendisini kontrol etmesidir ki yukarıdaki dikkat onu bu noktaya taşır. Yani bu ikinci murakabe şekli ikinci bir aşama olarak birincisinin neticesi gibidir. Allah’ın kendisini gözettiğini bilen kişi kendisini kontrol altına alma gayretine girer. Bu ikinci seviye murakabenin nasıl olacağına dair Rahmetullahi Aleyh şöyle bir yol gösteriyor: “Büyüklerimiz duygularını murakabe altında, kontrol altında, dâimâ böyle teftiş altında tutmuşlar ve ona riâyet etmeğe gayret etmişler.[2] Onlardan biri, murâkabeyi kediden öğrendiğini söylüyor. Kedi böyle fare deliğinin önüne geçmiş, gözlerini o deliğe dikmiş, oradan fare ne zaman çıkacak diye kendi avını avlamak için o kadar pür-dikkat olursa, derviş de murakabede o kadar dikkatli olmalı diye oradan ders çıkarmış.[3]

Mutasavvıfların her amel ve her ibadetin kişide zuhur eden feyizler, neticeler, hatta kusur ve hataların semerelerinin, neticelerinin dahi kontrol altında tutacak bir uyanıklık seviyesine, kuvvetli bir murakabeye, farkındalığa sahip olunması gerektiğini beyan etmişlerdir. Bu da kişiyi her an uyanık olma durumuna taşır ki M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyh bunu Nakşibendilikteki Hûş der dem prensibi ile izah eder:

“hûş, iki gözlü he, vav ve şınla yazılır; Farsçada akıl, şuur ve idrak demektir. Dem, nefes demek… Hûş der dem, nefes alıp verirken insanın uyanık, aklı başında, şuurlu olması demek… Nakşî tarikatımızın prensipleri arasında. Her nefes alışta uyanık olmak, gafil olmamak, şuurlu olmak… Birinci prensibimiz budur bizim… Kendisinin Allah’ın karşısında bir kul olarak davranmakta ve yaşamakta olduğunu, söylediği sözü Allah’ın duyduğunu, içindeki niyetini Allah’ın bildiğini düşünmesi… Allah’tan ve kendisinin kontrol altında olduğundan gafil olmaması…[4] O bakımdan biz de Allah’ın nazargâhı olan gönlümüzü, aklımızı, müfekkiremizi, düşünme mekanizmamızı, niyet mekanizmamızı kontrol etmeye alışmalıyız Amellerimizin zâhirî evsafını ve şartlarını güzel yapmak zorundayız..[5]

Her an uyanık olmanın çaresini ise zikir’e bağlayan M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyh[6] kalbi bir anlama, sezinleme ve kavrama aracı[7] olarak tarif eder. Bu sebeple kalbin de dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade ederek, oraya giren ve çıkanların dikkatle takip edilmesinin elzem olduğunu, “pencereden bakmayan, manzarayı görmez” mecazıyla ifade eder. Bu sebeple kişinin halinin, düşünce ve ruh dünyasının kendi kontrolünde olması gerektiğini beyan eder. İslamın her ga­ye­ye vu­su­lün mad­dî va­sı­ta ve yol­la­rı­nı gös­terdiğini, mâ­kul ve tat­bi­kî ko­lay bir ça­re­ye (pra­ti­ğe) bağ­ladığını da ifade etmektedir. Bu çerçevede namazı, ­ gü­nün bel­li za­man­la­rın­da­ki oto­kont­rol ve ta­ze­len­me­ye çare olarak göstermişlerdir. Gaf­let­ten kur­tu­luş ve da­imî uya­nık­lı­k ise “zikr”le mümkün kılınmıştır. [8] Bu otokontrol sistemi Nakşibendilite “Vukf-i kalbî” prensibi ile temin edilir. Rahmetullahi aleyh’e göre vukuf-i kalbi demek, insanın gönlüne sahib olması, gönlüne bakması, gönlüne hakim olması, gönlünü gözlemesi demektir.[9]

Farkındalık eğitiminde kişinin geçmiş günlerin kederi veya mes’ud eden hayallerinin tahrib edici yahut oyalayıcı tesirlerinden uzak kalmaya çalışmanın yanında geleceğin ihtimal dünyasının keder ve sevinçlerinden de arınmalıdır. Farkındalık teorisi “Farkındalık yapılan eylemle bütünleşebilmektir. Bu da sadece ‘anda kalarak’ gerçek olabilir” der. Zira geçmiş tükenmiş gelecek ise henüz ele geçmemiştir, kendini tüketmiş veya henüz gerçekleşmemiş olanların içinde bulunulan ana tesiri düşüncelerden ibarettir. Rahmetullahi aleyhin :

Geçti mâzî çekme istikbâle gam,

Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem…

Kıt’ası ile dikkat çektiği bu tutum tasavvufta Vukuf-i zamani prensibinin tarifi içinde yer alır. M. Es’ad Coşan rahmetullahi aleyhe göre zaman üçtür, geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman… Geçmiş zamana mâzî derler, şimdiki zamana hâl derler, gelecekteki zamana istikbâl derler:

“Geçmiş geçti, bir şey gelmez elinden… Gelecek de meçhuldür. Ya yaşayacaksın, ya yaşamayacaksın! Yarına çıkıp çıkmayacağımızı bilmiyoruz. O da istikbal, ya olacak, ya olmayacak… Geçmişe bir tesirimiz olmuyor, geleceğe de ulaşıp ulaşmayacağımız meçhul… Zaman olarak elimizde içinde olduğumuz an var. İçinde olduğun zamana vâkıf olacaksın, ne yaptığına dikkat edeceksin! Bu zamanı Allah’ın rızasına uygun geçirmeğe çalışacaksın! Zamanın icabı olan ibadeti yapacaksın.”[10]

Farkındalık eğitiminde an içinde kalabilmeyi başaran kişinin, gerçekleşen olayların geçmiş ve geleceğin yargılarından arındırarak, kendi müstakil şartları içinde değerlendirebilmek arzusu, gereksiz düşünce ve oyalanmalardan uzaklaşacağı görüşü hâkimdir. Bu durum kişiye duru bir zihin yapısı sağlayacak istenmeyen düşünceler akla gelmeyecek ve boş bir zihne sahip olunacaktır. Bu da yapılacak işlere odaklanabilmeyi sağlayacaktır.

Dikkati teksif günümüzün en önemli meselelerinden biridir. Hiper aktivite ve dikkat dağınıklığı çocukluktan başlayarak yetişkin yaşlarda dahi sahibinin hayatına tesir edebilmektedir. Uyaranlarla dolu bir hayatta bu netice kaçınılmaz olarak görülmelidir. Zira bir konuya yeterli alakayı gösterebilmek, mesela bir konuda çalışabilmek, bir tez veya makale yazabilmek, tesirlerden uzak bir ortamı zorunlu kılar. Kişiyi çalışmak ve konsantre olmaktan alıkoyan bütün oyalayıcılar “uyaran”lardır. Sade hayat prensibi kişinin hayatındaki bütün fazlalıklardan arınarak derinlikli düşünebilme, üretebilme, zamanı doğru kullanabilme, gerekli ve önemli işlerle meşgul olabilme imkanını sağlar. Tasavvufta Cenab-ı Hak’ka vasıl olmayı engelleyen, dünyaya ait olan her şey masivadır. Bunlardan arınmanın ve korunmanın iki yöntemi vardır, birincisi ana gayeyi tesbit etmek, ikincisi asıl hedeften uzaklaştıran her şeyden uzaklaşmaktır. Kendi başına bir bilinçlilik, bir farkındalık hali olan bu durumu sağlayıcı unsur da bir bilinç ve farkındalık icab ettirir. Esas gaye Hakk’ın rızasını kazanmak ve ona kul olmak, O’nu sevmek ve sevgisine layık olmak çabasıdır. Cüneyd-i Bağdadi’ye göre tasavvuf “Masivadan alakayı keserek Allah ile beraber olmaktır.”[11] Kısaca uyaranlar, dikkat dağıtıcılar olarak tarf edebileceğimiz “masiva” kişiyi hakiki hedefinden uzaklaştıran, oyalayıcılar olduğundan onlardan arınmış bir hayat kişiyi tekrar doğru yola kılavuzlayacaktır. Bunu temin edecek yöntemlerden biri Nakşibendilikte Nazar ber kadem olarak prensipleştirilmiştir:

“Nazar ber kadem, dikkat etmek, etrafla meşgul olmamak, mâsivâ ile meşgul olmamaktır! Mürid, kendisini yoldan alıkoyacak şeylerle de meşgul olmamalıdır. “Allah yeter, gerisi boştur, hevestir, hevâdır, önemsizdir, değersizdir. O halde başkasından ümidi, alâkayı kesip, doğrudan doğruya maksd-u hakîkî olan Allah’a yönelmesi, ona kavuşmağa gayret etmesi, adımını ona göre atması lâzım!” mânâsına yüksek bir esastır bu da…”[12]

Bu hakiki hedefe yönelmek kişiyi bütün üzüntü ve elemlerden alıkoyacağı gibi, yapıp etmelerini de Cenab-ı Hakk’In rızasına uygun hale getirerek, geçmiş ve gelecek endişesinden uzaklaştırdığı gibi kıymetsiz meşguliyet ve düşüncelerden de uzaklaştıracaktır. Aşikârdır ki en önemli farkındalık kişinin ne için, ne ile ve nasıl var olduğudur. Bütün bunlar tek bir kelimede cevabını bulur. Bu vuslat kişiyi bütün saadet mevkilerinin üzerine çıkarak, üstün bir bilinçlilik hali ihsan eder. Zira o her yaptığını Cenab-ı Hakk için işlemeye niyetli, kendi görüş, fikir, davranış ve işlerini kontrol ve tedkike muktedir, kalbini ve zihnini düşünce ve hisler bazında, hal ve hareketlerini amel titizliğinde her an gözetmeye imkan bulabilmiş olur.

Serpil Özcan



[1] Farkındalık ile hayatınızı değiştirin, sabah.com.tr/Egitim/2011/08/08/farkindalik-ile-hayatinizi-degistirin, Erişim: 6. 03. 2014.

[2] M. Es’ad Coşan, Ameller Niyetlere Göredir, 3 Haziran 1993 – MEKKE

[3] . M. Es’ad Coşan, EMPERYALİZM TASAVVUFTAN KORKUYOR, 13. 02. 1997 – Antalya

[4] M. Es’ad Coşan, Ameller Niyetlere Göredir, 3 Haziran 1993 – MEKKE

[5] M. Es’ad Coşan, Ameller Niyetlere Göredir, 3 Haziran 1993 – MEKKE

[6] M. Es’ad Coşan, Yolumuzun Esasları, 10. 05. 1997 – Stocholm / İSVEÇ

[7] M. Es’ad Coşan, Yolumuzun Esasları, 10. 05. 1997 – Stocholm / İSVEÇ

[8] M. Es’ad Coşan, Başmakaleler, I, Ramazan’dan Sonraki En Mühim İşimiz

[9] M. Es’ad Coşan, Yolumuzun Esasları, 10. 05. 1997 – Stocholm / İSVEÇ

[10] M. Es’ad Coşan, Yolumuzun Esasları, 10. 05. 1997 – Stocholm / İSVEÇ

[11] Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 39.

[12] M. Es’ad Coşan, Yolumuzun Esasları, 10. 05. 1997 – Stocholm / İSVEÇ