EYVALLAH!

Ayrılık çok ağır geldi. Gelirken hiç bu kadar tahmin etmemiştim. Bu benim ilk gelişimdi. Hz. Pir’i ilk ziyaretim… Nasıl bir çekim kuvveti var ki burada, Mevlana bölgesinden ayrılmak gelmedi içimizden.

23 Nisan Cumartesi ilk uçakla 07.30’da Konyadaydık. Çok sevgili kardeşim, güzel insan Agah Gönül ile Alaaddin Tepesinde buluştuk.
Şimdi açıkçası şunu söyleyeyim, tepe denince aklıma şöyle kelli felli tepe geldi. Şöyle bizim Büyük veya Küçük Çamlıca Tepeleri gibi hani en azından:=)Ehh Alaaddin Tepesi de güzel bir tepecik:=)Hemen bir yamacında Selçuklu Hükümdarlarının türbeleri var. Alaaddin Keykubat Camii var. Yağmurlu bir günde daha bir huzurlu oluyor böyle yerler.
Şarkışla’dan gelen çok sevgili dostum Hayriye abla ve sevimli Gülnihal’le birlikte Konya kazan biz kepçeydik.
En çokta yollarda aşikâr olan Allah’ın ikramları hoşuma gidiyor. “Seni senden çok düşünüyorum” diyor…
İlk gün Agahcığım sağ olsun, bizi Üçler Kabristanına, Hacı Üveys Hz.lerine ve Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi’nin bulunduğu mezarlığa götürdü.
Ne güzel bir mezarlık ya, resmen huzur veriyor. Huzur Yolu dedikleri yolda uzunca yürüyorsunuz mezarlıkta. Tabii bu ismi bizim kızlar takmış:=) Huzur Yolu ifadesi çok hoşuma gitti.
Bir şey dikkatimi çekti. Mezarlar çok sadeydi. En güzeli de bu tabii… Abartı yok, süs yok…

Mevlana…

Kelime yoktur sanırım anlatacak. Sanki mehtaplı bir gecede sahilde denizin karaya vurması gibi… Huzur dolu bir rüzgâr esiyor sanki…
Çeşit çeşit insanlar geliyor bu kapıya. Orada bir kenarda durup herkesi seyredesim geliyor. Mevlevilerde tertip ve düzen, bütünüyle edep en ön sırada…
Konya’nın genel hali çok huzurlu… İnsan kendini çok güvende hissediyor. Yabancılık çekmiyor. Ulaşım çok güzel, yollar geniş, modern bir görüntü var. Tertemiz… Şehrin genelinde ferahlık var.
Oradaki dostlarımızla da görüştük. Hasbihal ettik. Betül Hanımlar Derneğinin kermesine katıldık. Çok güzel insanlar var çevremizde elhamdülillah. Nereye giderseniz gidin buluyorlar sizi.

Şems…

Yazın en sıcak gününde sulara dalmak gibi… Güneşliğiyle serinleten insan… İsmi verilen camide yatıyor, gayet mütevazı… Mevlana’yla biraz arası var ama yürüyerek gidilebilir.
Konya’ya geldiğimiz ilk günün akşamı Mevlana Kültür Merkezinde her hafta olan sema gösterimi vardı. O kadar sema seyrettim Konya’daki başkaydı. Arada yorgunluktan uyuklasam da…
Her taraftan gelen insanlar çok değişik bir enerji oluşturuyor.
Akşam yatarken ev sahibimizin ikramları ve samimiyetiyle birlikte, huzur doluyduk…
Sabah yağmurlu bir günle uyandık. Kasvetsiz ve ferah bir gündü.
Alaaddin Tepesinde Alaaddin Camiinde Selçuklu hükümdarlarının kabirlerini ziyaret ettikten sonra güzel bir kahvaltı yaptık.

Uzun bir yürüyüşten sonra Sadreddin Konevi Hz.lerinde soluk aldık. Konevi Hz.lerinde kadife bir hava var. İnsanın içine sızan tatlı bir sızı, güneşi görünce karın erimesi gibi bir şey…

Meramda bir kahve içelim dedik arkadaşlarla. Yeşillik güzel, hoş bir dere… Keyifli bir yer. Şeyh Tavus Mehmet Efendi türbesini ziyaret ettikten sonra vedamız için Mevlana’ya geçtik.
Ayrılası gelmiyor insanın buradan. Saatlerce durabilirim. Tabii ki Şems’e de veda ziyareti yaptık ayrılmadan.
Konya’dan İstanbul’a dönüş yolunda içimde bir sızı, hüzünle birlikte huzur, gözlerimde yaş ve dilimde en kısa zamanda gelme duası vardı.

Hatırlatmalar!

Konya da etli ekmek, Mevlana, tandır kebabı ve özellikle de tirit yemelisiniz. Hepsi bizzat tadılmış ve yenilmiştir:=) Özellikle de Mevlana’nın hemen yanındaki Gülbahçe bu konuda çok iyi ve temiz. Yazın terasında çay içerken keyiflenebilirsiniz.
-Her taraf Mevlana şekeri kaynıyor:=) Diğer şeker çeşitleri de alınabilir. Ayrıca çeşitli Mevlana figürleri (ben sevmediğimden almayı tercih etmedim) dikkat çekici.

Tülay Arsal – Nisan/2011