Ey Melikimiz Ve Padişahımız Olan Rabbimiz!

DSC_0475

Ey Melikimiz ve Padişahımız olan Rabbimiz ! Sen öyle bir Evvel’sin ki; Sana ibtidâ (başlangıç) yok…Ve Sen öyle bir Ahîr’sin ki;Sana intihâ ( son bulma) yok…

Sen öyle bir Zâhir’sin ki; kimse ne yaptığını ve ne ettiğini bilmez… Ve Sen öyle bir Bâtın’sın’ ki; kimse Sen’den gizlenemez…

Bir Hayy’sın ki; (öyle bir dirisin ki) bütün diriler hayatı Sen’den alır.

Bir Kayyum‘sun ki; cemi muhtaçlar hacet ve ihtiyaçlarını Sen’de bulur…

Bir Cebbâr’sın ki; “ İnnâ ceâlnâ fî ağnâkihim ağlâlâ… Yani, gerçekten biz kafirlerin boyunlarına lâleler (zincirli halkalar) geçirdik…” (Yasin Sûresi, Ayet: 8) zinciri ile cebbârların boyunlarını bağlamışsındır.

Bir Kahhâr’sın ki; ” Summe lakatağnamin hulvetin… Yani, hiç şüphesiz onun kalp damarlarını koparırdık…” (Hakka Sûresi, Ayet: 46) kılıcı ile kâahirlerin (zorbalıkla ve güçle üstünlük sağlayanların) cân damarlarını kesmişsindir.

Bir Sûbh-u Kûddus’sun ki; tesbihin için binlerce bin ak ve parlak özlü mücerred (soyut) rûhlar, ulvî merdivenlerle çıkılan yüksek kubbelere ve merak edilen yüksek semalarda dalga,dalga ve bölük, bölük durup, tesbih denizinde yüzücü ve cihânı temizlemekte gezici olup, sabahları; ” Venahnû sebbihû bi hamdik, Ve nukadisû leke… Yani, biz Sen’i hamdinle tesbih ve takdis ederiz..” (Bakara Sûresi, Ayet: 30)

Bir Vâhîd-i Ehâd’sin ki; tevhidin için yaratılmış her zerre ve denizlerdeki her katre, lisan-ı hâl ve delâlet-i ahvâl ile sanki konuşan bülbül olup derler ki; “Lâilâhe illellâhu vahdehûlâ şerîkeleh, lehul mulku ve lehul hamdu ve huve âlâ kulli şey’in kâdîr. Yani, Allah’tan başka hiçbir tanrı yoktur . O birdir. Ortağı yoktur. Mulk O’nundur. O her şeye hakkıyla kâdirdir.”

İlâhi ! Ey her şeyi çok hakkıyla bilen Melikimiz !

Ve ey bütün yaratılmışlerın yularlarını yed’i kudret elinde bulunduran Malikimiz !
Sen öyle bir Mûcîd’sin ki; (öyle bir yoktan var edisin ki) gül yanaklıları ekmâm-ı ehrâmda (ana rahminde) emsalsiz takdirin ile peydâ edersin.

Ve Sen öyle bir Mubdî’sin ki; (öyle bir benzersiz ve ve örneksiz yaratıcısın ki) yanakları gül gibi olanları ekmâm-ı ehrâmda huveydâ (görünen-aşikâr) eylersin…

Sen öyle bir Hâkim’sin ki; Nergis’in gözlerini,nergis gözlüler gibi hikmetinin eserleri ile binâ eylersin.

Ve Sen öyle bir Kerîm’sin ki; Sûsen’in (Menekşe’ye benzer güzel bir çiçek) ağzını sûsen ağızlılar gibi nimetinin zikirleri ile konuşan ve söz söyleyici eylersin.

Sen öyle bir Mahbûb’sun ki; (öyle bir Sevgili’sin ki) bülbül ağızlılar,gül ocağı ve fidanı gibi olan insanlar şevkinin ahengine ve nağmesine terennümler ederek şarkılar söylerler.

Ve Sen öyle bir Mâşûk’sun ki; (öyle bir büyük bir aşkla sevilen Sevgili’sin ki) ağızları bülbül gibi olanlar,gül ocaklarının ve fidanlarının bulunduğu bostanlarda
aşkının arzusuna ve hevâsına şarkı ve nağme söyleyicilik ederler.

Sen öyle bir Alîm’sin ki; marifetinin aynasında, gizlilik sırları ve iki cihânda da insanlar tarafından bilinmeyenler,gündüz görünen çehreler gibi aydınlık ve aşikârdır.

Ve Sen öyle bir Râhîm’sin ki; rahmetinin o tatlı rüzgârları, bütün yaratılmışların (insanların ve cinlerin) dimağlarında ve âlemlerdeki rûhların genizlerinde rayihây-ı beyaz amber gibi çok güzel kokuludur.

Sen öyle bir Cevâd’sın ki; (öyle bir Cömert’sin ki) yeryüzündeki ve gökyüzündeki dilencilerin dilenmeleri ve her şeyin bulunduğu bu âlemde, hibelerin ve hediyelerin bolundan dağıtılması ve bu günlerin tekerrürü ile ayların ve yılların biribiri ardınca gelmesi, nimetinin hazinelerinden bir zerre kadar dahi eksilmez.

Ve sen öyle bir Gafûr’sun ki; (öyle bir Affedici’sin ki) affını bekleyen bütün kullarının ve kölelerinin günâhları, suçları ve cürümleri ile cümle seyyielerinin (günâhlarının) ve taksirâtlarının mahvını bekleyenler, her ne kadar ve miktar sayısız,nihâyetsiz ve sayılamayacak derecede olsa da onları bağışlaman, Sen’in mağfiretinin denizinden bir katreye ( damlaya) noksan getirmez.

Sinan Paşa ,Tazarruname