Eş ve Eşler Arasındaki İlişkinin Delaleti

Yüce Rabbimiz, dünya hayatımızın gerçeklerini anlamamız için bize Kur’an-ı Kerim’i göndermiştir. Yüce kitabımızın içinde de birçok ayet-i kerime ile kevni ayetlere[1] işaret vardır. Rum Suresi’nin 21. ayet-i kerimesi de bunlardan birisidir: “Kaynaş(ıp huzura kavuş)manız için size kendi (cinsi)nizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun (kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”

İnsanoğlunun hayatına baktığımızda, birçok sahada arzularının/hırslarının olduğunu ve dolayısıyla bu alanlarda kendine göre güzeli, doğruyu, menfaatine uygun olanı elde edebilmek için çabaladığını görürüz. Bu alanları sınıflandırdığımız grafikte, önemli bir yer tutacak olan konu, evlilik hayatıdır. İşte yukarıdaki ayet-i kerime, öncesi ve sonrası ile insan hayatında önemli bir yer tutan ve insanın diğer alanlardaki yaşantısını da etkileyen evlilik hayatı ile ilgili önemli bir ayrıntıya dikkatimizi çekiyor: Evlilik kurumu, her yönüyle Allah’ın varlığının, kudretinin bir delilidir; düşünmeli ve ibret almalıyız.

İnsan, ergenlik çağından itibaren bir eş arayışına girer. Helal-haram çizgisini korumak isteyen gençlerin, ileride seçecekleri eşleri ile ilgili ilkeler belirlemeye çalışmaları; bu çizgiyi önemsemeyen kesimin ise kız-erkek arkadaşlığını yaygın olarak yaşaması bu arayışın getirdiği davranışlardır. Bu durum insanın fıtrat olarak, insan cinsinden bir eşe meyli olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim insan, bu duygu sayesinde, birçok sorumluluğun altına giriyor olmaktan çekinmeden evlilikler yapıyor. Evlilikten gaye, huzurlu bir yuva kurmak ve sağlam nesiller yetiştirmektir. Rabbimizin bu ayet-i kerimede belirttiği nimetleri sayesinde evlilik kurumu, insanı haramdan ve rezil hayattan koruyan; çocukları da ebeveyn şefkatiyle hayata hazırlayan bir sığınak olmuştur. Düşünen insanlar için, ibret alınacak birinci husus, içimizdeki bu eş ihtiyacıdır. Eğer Yaratıcımız, içimize o duyguyu yerleştirmemiş olsaydı, hiç kimse eş arayışına girmez ve tek başına hayatını devam ettirirdi. Dolayısıyla fani olan insan öldüğünde, nesli de tükenmiş olurdu.

Evliliğin bir diğer amacı da huzur bulmaktır. Huzura/ sükûna erebilmemiz için, Allahu Teâlâ, eşlerin aynı cinsten olmasını murat etmiştir. Böylece eşlerin birbirine ısınması/ birbirini arzu etmesi mümkün olmuştur. Birbirinde sükûnete erme, yani huzur bulma da ancak bu kaynaşma ile mümkündür. İnsan, insan cinsinden olmayan bir varlıkla bu huzuru yaşayamaz, aksine çok sevimsiz bir durum oluşur. Aslında yeryüzünde yaratılan her varlık çift (erkek ve dişi) olarak yaratılmıştır. Bu da yine Allah’ın kudretinin bir delilidir. “Her (türlü) şeyden çift çift yarattık ki düşün(üp öğüt al)asınız.”[2] Düşündüğümüzde ibret alacağımız ikinci husus, evlilikteki cinsel birlikteliğin kalbe verdiği huzurdur. Bu anlamda eşler birbirine huzur verme konusunda son derece itina göstermelidir ki kalp, huzur arayışı ile gayri meşru/haram ilişkilere meyletmesin.

Yaratılmışların en şereflisi olan insan, eşi ile kaynaşmayı ve birbirinde huzur bulmayı, diğer varlıklara göre çok daha estetik duygularla yaşamaktadır. Çünkü aralarında meveddet/sevgi ve rahmet/merhamet duyguları bahşedilmiştir. Eşlerin arasına sevgi ve merhamet konması konusunda İbn Abbas ra’ın açıklaması şu şekildedir: “Muhabbetten kasıt kocanın hanımını sevmesidir, merhametten kasıt ise ona bir kötülük isabet eder korkusunu duyması ve ona karşı şefkatli olmasıdır.” Sevginin eşler arasındaki ilişkiye, rahmetin de bu ilişkinin meyvesi olan çocuğa işaret ettiğine dair açıklamalar da yapılmıştır.[3] Bu sevgi (meveddet) ve şefkat (rahmet) sayesinde, insanoğlunun eşi ile birlikteliği, hayvanlar gibi sadece şehvetli anlara mahsus değil, bütün bir hayatı paylaşmak şeklindedir. Birbirlerine karşı hissettikleri duygunun kaynağı sadece şehevi arzular değil, çok daha yüce duygulardır. Bu duygular, insanlığın yüksek bir ahlâka ve estetik bir medeniyete hazır olarak yaratıldığının; mutlu bir hayata aday olduğunun delilleridir. Düşünüp ibret alacağımız üçüncü husus da budur.

Bu ayet-i kerime ile eşlerin birbiri için birer nimet olduğunu anlıyoruz. Huzurlu bir evlilik hayatı olanlar, bunu gönülden hisseder. Peki, eşimize bakarken, onun bize Allah’ı hatırlatan bir işaret olduğunu hatırlarsak, fani olandan baki olana doğru bir yolculuk da başlar mı dersiniz?

Evlilikle ilgili bazı imtihanları olanlara gelince, bu ayet-i kerime o evlerde nasıl tecelli eder? Bu dünya hayatı ile ilgili bize dikensiz gül bahçesi vaad edilmemiştir. Aksine sahip olduğumuz ve sevdiğimiz şeylerin eksiltilmesi ile imtihan olacağımızı öğreniyoruz, yüce kitabımızdan.[4] Dolayısıyla sevdiğimiz ve tarafından sevilmek istediğimiz eş nimeti ile de çeşitli imtihanlara tabi tutulabiliriz. Ancak bu dünya hayatının gereği olarak karşılaştığımız imtihanlar, eşlerin yaratılmasının ve içimizde saf olarak var olan bu yüce duyguların Allah’ın kudretine delili olması gerçeğini değiştirmez.

Zeynep Yaren Çelikbilek
YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an

İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri

Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali

 [1] Kevni ayet: Kâinatta gördüğümüz, yaşadığımız, hissettiğimiz, Allah’ın varlığına işaret eden her şey.

 [2] Zariyat Sûresi, 49. Ayet.

 [3] Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l Kur’an, ilgili ayetin tefsiri.

 [4] Bkn: Bakara 155-156 vb.