Et-Tevvâb (cc)

Kullarını tövbeye teşvik edip, tövbelerini kabul eden.

Et-Tevvâb, tövbe edenlerin tövbesini daima kabul eden ve kendisine dönenlerin günahlarını affeden demektir. Allah-u Teâlâ’ya samimi olarak tövbe eden herkesin tövbesini Allah kabul eder.

O, tövbe edenlerin tövbesini şu şekilde kabul eder: Önce onları tövbeye muvaffak kılar ve kalplerini tövbeye yöneltir. Onlar tövbe ettikten sonrada tövbelerini kabul eder ve hatalarını affeder. Gazzali (ra), Tevvâb ismini şu şekilde açıklamıştır: Tevvâb, kullarına tövbe yollarını ve nedenlerini kolaylaştırandır. Allah-u Teâlâ, kullarının tövbelerini kolaylaştırmak için onlara birçok ayetlerini peş peşe gösterir. Onları çeşitli musibet ve belalardan korkutur ve kendilerine birçok uyarılar gönderir. Kullar,  günah ve hataların kötü sonuçlarını görünce uyarıları dikkate alır ve işledikleri günahları terk edip Allah’a itaate dönerler. Allah-u Teâlâ da tövbeleri kabul edip onlara lutfetmiş olur.

Kulun tövbe etmesi Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı davranmaktan vazgeçip bu emir ve yasaklara uygun hareket etmektir. İsyanı bırakıp,  itaate dönmektir. Hattabi şöyle der: Tevvâb, kullarının tövbelerini kabul edendir. Tövbeler tekrarlandıkça Allah’ın kabulü de yinelenir. Kul isteklerle Allah’a yöneldiğinde Allah da kula istediğini vermekle yönelir. Her Müslüman mutlak manada Allah’tan başka günahları bağışlayan kimse olmadığına inanmalıdır.

Kulun isyan yolundan dönmesi şu üç nedenden ileri gelirse çok güzeldir:

  1. Yaptığı günahın çirkinliğini sezmek.
  2. Allah-u Teâlâ’nın azabının şiddetini buna karşı yalnızlığını ve zaafını düşünmek.
  3. Yaptıklarına samimi olarak pişman olmak ve onları bir daha işlememeye azmetmek.

Kul, Allah’ın razı olmayacağı şekilde hayat sürerken Allah-u Teâlâ onun dikkat ve basireti önüne düşündürücü ve ibret verici hadiseler sevk eder. Allah’ın öyle kulları vardır ki onların gönülleri ufacık bir kıvılcımdan alev alır. Öyle kulları da vardır ki, onların gönülleri taş kesilmiştir. Birçok gönüller de demir gibidir, ateşi görünce biraz yumuşar, kısa bir zaman sonra eski halini alır. Onun için sık sık Kur’an’ın nasihatlerini dinlemeye ihtiyaç vardır. Her kim bu nasihatlerden ibret alıp da, Allah’a karşı özür dilerse, Allah (cc)  fazl-u keremiyle onun tövbesini kabul eder. Eder de gadabından rahmet ve mağfiretine dönüverir.

Kurtubi şöyle diyor: Mağfiret dilemek yapılması gereken ibadettir ve kulluktur. Sadece günahların affı için değil aksine ibadet olmak üzere yapılmalıdır. Peygamber( SAS) masum olduğu halde, mağfiret dilemekle emrolunduğuna göre, ya başkaları hakkında ne düşünülür!

Tövbenin kabulü Allah’a mahsustur: Allah’tan başka hiçbir kimsenin tövbeyi yaratma kudreti yoktur. Çünkü amelleri yaratan yalnız O’dur. Yahudiler ve Hristiyanlar dinin, bu çok önemli esasını, inkâr ederek kâfir olmuşlardır. Onlar günah işleyen kimsenin rahibe giderek günah çıkarması ve ona bir şeyler vermesi karşılığında günahını bağışlamak gibi dinde olmayan bir şeyi uydurmuşlardır.

Tövbe üç kısımdır: Birincisi tövbe, ikincisi inabe, üçüncüsü evbe adını alır. Ceza görme korkusundan tövbe eden her insan, tövbe sahibidir. Sevap isteği ile tövbe eden her insan inabe sahibidir. Sevap arzusu veya ceza korkusu ile alakalı olmaksızın, emre riayet ederek tövbe eden evbe sahibidir. Tövbe mümin sıfatıdır. Tövbe, ileride yaparım sözünü terk etmek ve ilahi emir ve yasakların gereğini derhal yerine getirmektir.

Tasavvuf anlayışında günah, sadece şeriatın sıraladığı hareket ve davranışlar değildir, der Necmeddin Kübra (ks). Kalbin meylettiği ve ilgi duyduğu işler, yasak olmasalar bile, insanın onlara olan bu ilgi ve yakınlığı onları perde haline getirir. Gönlün aşırı derecede sevip bağlandığı şey onun putu olmaktadır. İnsan hataya düşebilir, günah işleyebilir veya bir vesveseye kapılabilir. Ancak ne kadar büyük günah işlese hata yapsa da kendisi için mutlaka bir dönüş yolu vardır. Allah-u Teâlâ, samimi olarak tövbe eden kulların tövbelerini kabul eder ve onları bağışlar. Bu sebepten ne kadar günahkâr olsa da, Allah’ın rahmetinden ümidi kesmemeli, tövbesinin kabulüne güvenmelidir. Çünkü Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keserler.

Çok iyi bilmelidir ki, kulun tövbedeki sadakati, samimiyeti, terk ettiği, ihmal ederek kaçırdığı farzları kaza etmek, yaptığı haksızlıkları telafi etmekle anlaşılır.

Ey hevâsına tapan tövbeye gel tövbeye

Hakka tap, haktan utan tövbeye gel tövbeye…

 

Şahver Çelikoğlu’nun Esma’ül Hüsna Şerhi’nden derlenmiştir.
Derleyen: Nezahat Külekçi