Eşlerin Birbirlerine Karşı Vazifeleri

DSC_0648

Ailenin sağlıklı olabilmesi için hem kültürümüz hem de inancımıza göre eşlerin aile olma bilincini ve sorumluluğunu taşıması gerekir.

“Müminlerin imanca en mükemmel olanları, ahlakça en iyi olanlarıdır. Ve en hayırlınız da kadınlara hayırlı olanlardır.” (H.Ş.)

Aile ocağında erkek ailenin reisidir. Bunun için bütün dış işlerini yönetmek; evin, ailenin her çeşit ihtiyaçlarını tamamlamak, bu gayeyle de bir iş güç sahibi olmak zorundadır.

Ailede erkek; evinde din ve dünya bilgilerini öğretmek; kadınlara karşı her zaman nazik, merhametli, yumuşak bulunmakla vazifelidir.

Ev içinde ve dışında eşine tam bir bağlılıkla iffet, namus ve şerefini korumak da kadının vazifesidir. “Kıyamet gününde kadın önce namazından, sonra da kocasına itaat edip etmediğinden sorulacaktır. Namazını kılan, orucunu tutan, nefsini haramdan saklayan kadının gideceği yer doğrudan Cennettir.” (H.Ş.)

Yuvanın iki temeli olan eşler, karşılıklı hak ve vazifelerini bilir, ona göre hareket ederlerse, aile ocağının neşe ve mutluluk kaynağı olacağı şüphesizdir.

Hz. Aişe’ye, Peygamberimiz (s.a.v.)in ev hali  sorulduğunda:

“Ev içinde de örnek bir insandır. Gerektiği zaman ayakkabısını onarır, elbisesini yamar, keçileri sağar, bir insanın evinde yapacağı her işi görürdü. Namaz vakti gelince camiye çıkardı.” demiştir.

ÇOCUK SAHİBİ OLMADAN ÖNCE

“Beşiği  sallayan el dünyaya hükmeder.”

Toplum yapısı aileye bağlıdır. Ailede verilen eğitime göre toplum şekillenir. Onun içindir ki dinimiz aile nizamını tanzim ve bunların hak ve vazifelerini tayin etmiştir.

İyi ve mazbut aileler dünya ve ahiret saadetine ererler. Milletlerin terakkisi erkeğe bağlıdır. Fakat tamamlayıcı unsurlar hanımlardır.

Peygamberimiz (s.a.v.): Kadınlar, erkeğin tamamlayıcı parçalarıdır.” Buyurmuşlardır. Aynı şekilde hükema: “Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder.” Sözüyle hanımların toplumdaki yerine işaret eder.

Bir toplumu yıkmak için, ailenin bozulması gerektiğini bilenler, hanımları hedef almaktadır. Çünkü  “Yuvayı dişi kuş yapar.” Eğer toplumda kadın bozulur, hanımlık ve analık gibi vazifelerini ihmal ederse aile ciddi ölçüde sarsılır. Onun için hak ve özgürlük adı altında kadınlar bu vazifelerinden uzaklaştırılmakta; iş hayatına özendirilmektedir.  Her türlü etkiden uzak, asli vazifelerimizi ihmal etmeden yapılması gereken ise ailenin hakkını koruyabilecek dengeyi sağladıktan sonra ikinci planda iştir.

Anne olmak güç vazifeler ve sorumluluklar üstlenmek demektir.

AİLEDE GERÇEK HUZUR VE SAADETİ ANNE SAĞLAR

İslamiyet kadına her türlü sosyal vazifeyi yapmaya müsaade etmiştir. Fakat en mühim vazife, mukaddes vazife alanı, mekanı olan yuvasının saadetini sağlamaktır.

İslam tarihinde mübarek saliha hanımlar en büyük zevki evlerinde işlerini görmekte, çocukları ile uğraşmada ve onları en mükemmel  şekilde yetiştirmede bulmuşlardır.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Saliha hanımları severim.” buyurmuşlardır.

Günümüz şartlarında yapılan araştırmalara baktığımızda: Japonya’da hanımlar en üst seviyede eğitimlerini almakta; aktif çalışmak istediklerinde ise yoğun olmayan meslekleri tercih etmektedirler. Burada amaçları ailelerine zaman ayırmaktır. Erkekler ise yüksek eğitimli hanımlar ile evlendikten sonra gözleri arkada kalmadan işlerine yoğunlaşmaktadırlar. Çünkü hanımları donanımlı ve kapasiteli olduğundan eşlerinin sorumluluğunu hafifletmektedir. Hanımlarının ev ve çocukları açısından yeterli olduğuna inanan erkekler kendilerini işlerine vermektedir.

Aslında bizim kültürümüze yakın bir uygulamadır. Fark ise eğitim seviyesinin yorumlanmasıdır. Bize benimsetilmeye çalışılan anlayış; eğitimli hanımların mutlaka çalışma hayatının içinde bulunması gerektiğidir. Oysa ki hanımların bu denli ağır yükün altına girme, hele de aile geçimi üstlenme mecburiyeti yoktur. Yapacağı iş; tasarruflu olmak ve tabiatını aşmadan tercih ettiği kadar çalışma hayatına girmektir. Anne olduktan sonra temel vazifesi ise toplumu geleceğe taşıyacak evlatlarını İslam ahlakı ile donatmak, sağlam şahsiyetli insanlar yetiştirmektir.

 

Zübeyde BAYER