Eş-Şekûr (cc)

Az iyiliğe çok mükâfat veren.

Eş-Şekûr, kullarının kendisine şükretmesiyle, şükredilen demektir. Bu şükrün nedeni, kulların Hakk’a itaat etmeyi bilmeleri, O’nun sınırlarında durmalarıdır. Böylelikle onlar, şükrettikleri şeyleri yerine getirmiş olurlar.

Yapılan ihsanı bilmek, açıklamak ve yaymak şeklinde bir manası bulunan şükür fiilinin Kuran’da geçtiği bütün ayetlerde nihai hedef, istinasız olarak Allah Teâlâ’dır. Ancak bir ayette Allah’tan sonra ana-babaya şükredilmesi emrolunmuştur. Kuran Kerim’in beyanına göre, kendileri için büyük bir ahlâki fazilet olan şükür görevini yerine getiren kul oldukça azdır.

Kuran-ı Kerim’de Allah Teâlâ’yı niteleyen ‘Şekûr’ ve ‘Şakir’ isimleri O’nun bir sıfatı olarak, “Kulların az amellerine karşı çok mükafat veren, onların ecirlerini kat kat arttırır” şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre Allah’ın (cc) kullarına karşı şükrü, ‘onları bağışlaması, güzel amellerin karşılığını kat kat fazlasıyla vermesi ve onları övmesi’ şeklinde anlaşılmalıdır.

Şüphesiz ki Allah (cc), güzel işler yapanların ecrini zayi etmez. Allah Teâla kendi yolunda tahammül gösterenlere karşılığını verecektir. Aslında Allah Teâlâ buna mecbur değildir, bunu cömertliğinden ve kereminden dolayı kendine vacip kılmıştır.

Şükür sahipleri kendilerine gelmiş olan nimetleri, sebeplerden, vasıtalardan değil, ancak Allah’tan olduğunu itiraf ederler. Gönülden inanmıştırlar ki, nimeti yaratan, kısmet eden, gönderen, onunla meşgul olacak kuvvetleri, sebepleri veren, tertip eden ancak Allah’tır. O halde şükre, teşekkür edilmeye layık olan O’dur.

Şükranı nimet olanlar, vücutlarının her uzvunu, ne iş için yaratılmışsa ancak o işlerde çalıştırırlar. Mesela, hakikatlerin keşfi ile Allah bilgisi kazanmak için bahşedilmiş akıl ve zekâ nurunu, münafıklık, bozgunculuk ve hakların iptali için kullanmazlar. Allah Teâlâ’nın verdiği her nimetin kıymetini bilir ve o nimetten kendi heveslerine göre değil, Allah’ın iradesi ve rızasına göre faydalanırlar. Allah Teâlâ Şekûr olduğu için, verdiği nimeti kötüye kullanmayan bu sadakatli kullarını sever. Kuran-ı Kerimde

“ Hani Rabbiniz şunu bildirmişti: Şükrederseniz, elbette size olan nimetimi arttırırım…” (İbrahim/7)

buyrulmaktadır. Şükredilince nimetin artırılması, nankörlük edince de şiddetli azabın gelmesi, önce bunun mutlak manada bir hakikat olduğunu ve Allah Teâlâ tarafından belirtilmiş dosdoğru bir vaad olduğunu peşinen kabul ediyoruz.

Şurası hakikat ki, nimete şükretmek, insan ruhundaki ölçülerin doğruluğuna delildir. Hayırlı kişiler nimetlere şükrederler. Çünkü şükür doğru fıtratlı kimseler için hayrın tabii neticesidir.

Nimete karşı nankörlük etmek ise, bazen şükürsüzlükten, bazen de onu verenin Allah olduğunu kabul etmemekten ileri gelir. Nankör kişi bu nimetin sebebini ya bilgiye, ya tecrübeye veya şahsi çalışmalara hamleder. Bunların, Allah Teâlâ’nın verdiği nimet olduğunu kabullenmez. Kendi çalışma ve çabalarının mahsulü olarak kabullenir. Bazen de nankörlük bu nimetleri kötüye kullanmak, şımarıklık, kibirlilik ve insanları sömürerek arzu ve isteklerin kurbanı kılmak şeklinde olur.

Şükür, saygı ile ve nefsi o yola alıştırmak sureti ile nimet verenin nimet verdiğini itiraf ve tasdik etmek demektir. Salih amel işlemek de bir şükürdür. Kalbin şükrü, nimetlerin ancak asıl in’am sahibi Allah’tan geldiğini bilmek, amelin şükrü de, Allah Teâlâ sana hayırlı bir amel ihsan edince, buna bir şükür olarak, ikinci hayırlı ameli peşinden getirmektir. Gerçek şükür, takva haline sahip olmaktır. Kul bütün nimetleri Hak’tan görünceye kadar şükrün hakkını vermiş olamaz.

Hakiki manada kulun şükrü, Allah’ın nimetini dili ile ikrar ve kalbi ile tasdik etmesidir. Ebu Osman (ks): Şükür, şükürden aciz kaldığını idrak etmektir. Avam yenecek ve giyilecek türünden nimetlere şükreder. Havas, kalplerine gelen feyze şükreder, demiştir. Gözlerin şükrü, arkadaşında gördüğün kusuru örtbas etmek; kulakların şükrü, arkadaşından duyduğun kusur ve ayıpları gizlemek suretinde olur, denilmiştir. Derler ki: Şakir (şükreden), ihsana şükredene denir. Şekûr (çok şükreden) ise verilmeyene de şükreden, demektir. Şakir, faydası dokunana şükreder; şekûr, (reddedildiği zaman) verilmeyene de şükredendir, denilmiştir.

Allah (cc) hür irade verdiği kuluna sayısız nimetler bahşetmiş, şükür yollarını da küfür yollarını da göstermiştir. Kul, hür iradesini şükür yolunda kullanır; elindeki nimetleri Allah’ın razı olacağı surette sarf ederse, Allah onun da şükrünü karşılıksız bırakmaz. O halde, Allah’ın nimetlerine karşı yapılacak en iyi şükür; o nimetleri masiyet yollarında kullanmayıp, taat yollarında en güzel biçimde kullanmaktır.

Şahver Çelikoğlu’nun Esma’ül Hüsna Şerhi’nden derlenmiştir.
Derleyen: Nezahat Külekçikoğlu