Ensar Ve Muhacirin Övülen Vasıfları

DSC_1316

ALLAH’IN KİTABINDA ENSAR VE MUHACİRLERİN ÖVÜLEN VASIFLARI

Allah’ın Resulü hicretle Medine’yi teşrif ettiklerinde orada yaşayan Yahudilerden Nadir Oğullarıyla kendisinin ne lehinde, ne de aleyhinde bulunmamaları hakkında bir antlaşma yapmıştı. Fakat Uhud savaşında müslümanlar yenilince antlaşmalarını bozdular ve Resulullah(s.a.v.)’a su-i kast girişiminde bulundular. Aynı zamanda Mekke’li müşriklerle Müslümanların aleyhine ittifak yaptılar. Cebrail(a.s.) bunu Resulullah(a.s.v.)’a vahiyle haber verdi. Allah’ın Resulü bir alay piyade ile gitti ve Nadir Oğulları’nın köylerini kuşattı.Onlara köylerini bırakıp gitmelerini emretti.On gün mühlet istediler.Fakat kendilerine verilen bu süre zarfında savaş hazırlıklarına koyuldular ve yine Hz. Peygamber’e su-i kast tertip ettiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber de kuşatmayı sıklaştırdı. Nihayet kalplerine korku düştü, münafıkların yardımından ümitlerini kestiler ve antlaşma talebinde bulundular. Peygamber(s.a.v.)bulundukları yeri terk etmelerinden başka bir şartı kabul etmedi. Sonunda Medine’den başka diyarlara sürüldüler. Bıraktıkları malları ve silahları Resulullah(s.a.v)aldı. Allah-ü Teâla bunun üzerine Haşr Suresi( 1-6)ayetlerini indirdi, sonra da bu ganimetlerin kimlere ve nasıl taksim olunacağına dair hükümleri bildiren ayetler indirildi.

Bu ganimetler savaşmadan (Allah’ın kâfirlerin kalplerine saldığı korku sebebi ile)ele geçtiğinden dolayı Allah-ü Teâla onları Resulü’ne vermiş, O’da ikramda bulunmuş muhacirlere taksim etmiş ensardan da yalnızca ihtiyacı olan üç zata pay vermişti. Allah-ü Teâla bu ganimetlerin paylaştırılması vesilesi ile muhacirin ve ensarın kendi katındaki makbul ve öğülmüş vasıflarını Haşr Suresi 8. ve 9.ayetlerde şöyle beyan buyuruyor : ”O fakir muhacirlere aittir ki onlar yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlar.”(Müşriklerin tazyiki üzerine din uğrunda evlerini, barklarını, mallarını ve mülklerini bırakıp çıkmışlar, önceden fakir değilken sonradan fakirliğe maruz kalmışlardır. Durumları ve gayeleri ise şudur: ”Allah’tan bir fazl(dünyada rızık, ahirette cennet sevabı) ve Rıdvan(hepsinden büyük olan Allah’ın rızasını)isterler.Ve Allah ve Resulüne nusret (yani dinine hizmetle yardım ederler.)İşte onlar,(böyle güzel vasıflarla donatılmış olanlar)sadıklardır.”

İbni Cerir tefsirinde Katade(r.a)nin şöyle dediğini rivayet eder: ”Bu muhacirler, yurtlarını ve mallarını, ailelerini ve aşiretlerini terk edip Allah ve Resulünü sevdikleri için çıktılar, şiddetli sıkıntılar içinde bulunmakla beraber İslam’ı seçtiler. Hatta bize anlatıldığına göre öyleleri vardı ki açlıktan belini tutmak için karnına taş bağlıyordu.Ve yine öyleleri vardı ki, kış günü yatağı olmadığı için çukurda yatıyordu.”

Ensarın sıfatlarıyla ilgili de şöyle buyruluyor: ”Ve onlardan önce o yurda yerleşen ve imana sarılanlar (İlk önce ensar, muhacirlerin hicretinden evvel Akabe beyatıyla vatanları olan Medine’yi dar-ı İslam yapmak üzere harekete geçip imana sahip oldular.)kendilerine hicret edenleri  severler (Başta peygamber olmak üzere hicret eden o sadıkları gerek zengin olsun gerek fakir olsun severler ve bu şekilde dostluklarını gösterirler)Ve onlara verilen şeylerden dolayı göğüslerinde bir sıkıntı, bir ihtiyaç  duymazlar(yani muhacirlere verilen gerek ganimet ve gerek diğer şeylerden dolayı gönüllerinde bizim buna ihtiyacımız vardı şeklinde içlerine batacak bir kaygı bir üzüntü duymazlar.) “Kendilerinde bir ihtiyaç olsa bile onları kendilerine tercih ederler.” (Yani muhacirlerin yahut mutlak manada mü’min kardeşlerinin ihtiyacını kendilerininkinden daha önemli ve daha üstün tutarak kendilerine takdim ve tercih ederler. Ki bu “isâr” hasleti ahlakın, tok gözlülüğün en yüksek mertebesidir.

Resulullah(s.a.v.)Nadir Oğulları’nın mallarını muhacirlere taksim edip ensardan yalnız ihtiyacı olan üç kişiye verdiğinde onlara şöyle buyurmuştu: ”Dilerseniz mallarınızdan ve evlerinizden muhacirlere pay verir, bu ganimette de onlara ortak olursunuz. Dilerseniz evleriniz ve mallarınız sizin olur, bu ganimetten pay alamazsınız.” Bunun üzerine Ensar: ”Hem mallarımızdan ve evlerimizden onlara hisse veririz, hem de ganimeti onlara bırakır paylaştırılmasında onlara ortak olmayız.” dediler.

Ensar-ı Kiram’ı öven 9.cu ayetin sonunda “Her kim nefsinin şuhundan,(yani hırsından, kıskançlığından ve cimriliğinden) korunursa işte onlar felah bulanlardır.” Sonunda her türlü engelden kurtulup isteklerine kavuşanlardır. Bu cümle hem ahlaki bir saadet prensibi hem de Ensar’ın ve onların ahlaklarına uyanların övülmeleriyle haklarında bir müjdedir.

Haşr suresi 10.cu ayette ise Ensar ve Muhacirlerden sonra gelen müminlerin halleri şu şekilde beyan edilmiştir:”Onlardan sonra gelenler derler ki: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla, kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma Rabbimiz sen çok şefkatli, çok merhametlisin.”

Fahrunnisa Nur