Enderun Teravihi

khb

Kullarını zarardan uzaklaştıran, katındaki eşsiz güzelliklerle kullarının güzelliğini arıtan, değersiz olan her şeyi sevdiği kullarından uzaklaştırıp, rızasını kazanmak için çalışanları can sıkıcı bilgilerden kurtaran İzzet ve Kerem sahibi Rabbimize hamd olsun.

Günümüzde zaman zaman ve bazı merkezi camilerde uygulamasına şahid olunan Enderun Teravihi, her dört rekâtının Türk musikisinin beş ayrı makamında kılınması ve aralarının Cumhur Müezzinleri tarafından bu makamlarda bestelenmiş ilahilerle süslenmesi ile kılınan ecdadın zarif izlerini taşıyan bir teravih usulüdür. Osmanlı’dan yakın zamana kadar sürdürülen bu geleneğin ”Enderun Usulü” olduğu bilinir. Bu gelenek yakın zamana kadar Nuruosmaniye Camii ile bazen de Sultanahmet Camii’nin müezzinleri tarafından kıldırılırdı.

Uygulaması Osmanlı sarayındaki Enderun Mektebine dayanan ”Enderun Teravihi ve Cumhur Müezzinliği” geleneği, 80 sene öncesine kadar Ramazan ayında İstanbul’un pek çok camilerinde ve konaklarında uygulanıyordu. 40 yıl öncesine kadar İstanbul’un bazı camilerinde az da olsa görülen bu usulde kılınan teravihlerin günümüzdeki yaygın teravihlerden en önemli farkı, 20 rekâtlık teravih namazının her dört rekâtının, Türk musikisinin beş ayrı makamında kılınması ve namaz aralarının bu makamlarda bestelenmiş Türkçe ilahilerle süslenmesiydi. Bu ilâhilerin büyük çoğunluğu Yunus Emre, Hacı Bayram, Aziz Mahmut Hüdai, Kuddusi Baba ve İbrahim Hakkı Erzurumlu gibi halkımız tarafından çok sevilen evliya şairlere aittir.

Makamların kullanılış şeklinin yıllar içerisinde kalıplaştığını ve daha çok “Hicaz”, “Segah”, “İsfahan”, “Uşşak” ve “Acemaşiran” makamlarının kullanıldığı kaynaklarda belirtilmiştir. Bu büyük şairlerin şiirlerini sayılan makamlar üzerinde okumak “cumhur müezzinleri”nin işidir.

Bu usulde imam ve müezzinlerin mahreç, talim, Kur’an kıraati ve musiki konusunda donanımlı ve tecrübeli olması en önemlisidir. Cumhur müezzinliği sadece teravih namazında değil vakit namazlarında da uygulanmıştır.

İlk sünnetten sonra “tasliye” adı verilen usul ile cemaat, Efendimiz (a.s.) e, Hz. Bila-i Habeşi’ye ve camiyi yaptıran hayır sahiplerinin ruhlarına duaya çağırılırdı. Ardından bir müezzin, üç defa İhlâs-ı şerif okurdu. Bunun ardından yine toplu halde âminler, tespihler okunur. Akabinde imam mihrabiye yani aşr-ı şerif ile bu dua faslını sonlandırırdı.

Enderun Teravihi kılınırken her dört rekâtta bir selam verilir ve her dört rekâtta sureler farklı bir makam ile tilavet edilir. Mesela, birinci dört rekât ısfahan veya neva, ikinci dört rekât saba, üçüncü dört rekât hüseyni, dördüncü dört rekât eviç, beşinci dört rekât acemaşiran makamında kılınır. Dört rekât tamamlanınca, cumhur müezzinleri namaz esnasında kullanılan makam ile ilahiler okumaya başlar, imam bir sonraki rekâta başka bir makam ile başlangıç yapardı. Musikişinas heyetin kıldırdığı namazdaki letafeti idrake muktedir musikişinas cemaat, ruhun ilham ettiği seslerin ve makamların arasında nihayetini dahi hayal etmediği namazlar eda ederdi. O vakitler jet imamların varlığı bile söz konusu değildi. Ramazan aylarında camilere akan Müslümanlar bu ruh ve ses güzelliği arasında zamanın koşturmacasına takılmadan, ibadetin zevkini alarak ibadete muktedir oluyorlardı.

Büyük camilerde imamın tekbirlerini arkadaki ve üst katlardaki cemaate duyurmak için bir kaç imam arka tarafta durup imamın arkasından tekbirleri tekrarlardı. Selam verildikten sonra müezzinler, cumhur yani hep birlikte olarak Salat-ı münciye duasını ve tesbihatı okurlardı.

Selatin camilerinde özellikle bu “işittirme-duyurma” işini icra için “mükebbire” denilen balkonlar inşa ettirilmiştir. İşlevi bir yana son derece sade fakat bir o kadar görkemli camii mimarimizde bu iç balkonların konumları ve inşa biçimleri bakımından son derece özel bir yer edinmişlerdir.

Aralarda okunan ilahilerin konu seçimi de önemlidir. İlk on beş gecesi karşılama geceleri, son on beş gecesi ise uğurlama olarak adlandırılan Ramazan ayında İlk on günde kavuşmaktan duyulan sevincin dile getirildiği ilahiler okunur, cemaatin yüzlerinde ve dualarında bu sevincin izleri görülürdü. İkinci on günde Allah’tan af ve mağfiret niyaz eden ilahiler seçilirdi. Son on günde ise Ramazan-ı şerifi uğurlamanın hüznü ile “elveda” nidaları ile süslü ilahilerle bütün bir cami inleyişler ah ve vahlarla dolardı.

Günümüzde ihmal edilen bir usul, o günlerde çok ehemmiyetli bulunur,  rekâtlardaki zammı sure tertibine özen gösterilirdi. Sureler rastgele sıralanmaz, manasına göre tertip edilirdi. Mesela rahmet ayetlerinden, dua ayetlerinden, tespih ayetlerinden, peygamberlerden bahseden ayetlerden ve sonları birbiri ile kafiyeli olacak şekilde bir düzenleme yapılırdı.

İşte o teravihler “nerde eski ramazanlar” demeyi caiz kılan büyük bir özlemi hak etmektedir.

 

Serpil Özcan