En Yakın Dönüş: Tevbe

Şeytan ve insanın mücadelesi, ilk insanın yaratılması ile başlamıştır. İlk insan, ilk peygamber Hz. Âdem as aynı zamanda ilk tevbekârdır. Âdem as, şeytanın kendisini aldattığını ve Rabbine isyan ettiğini anlayınca, Rabbinden öğrendiği kelimelerle yine Rabbine yöneldi, tevbe etti, yalvardı. Allah da O’nun tevbesini kabul etti. Ve âdemoğlu da dünya imtihanını sürdürürken, zaman zaman şeytana aldanacak, nefsine yenilecektir. Ancak her tevbe ettiğinde, yeniden temizlenecek ve yücelecektir.  Çünkü şüphesiz ki Allah, samimi ve kesin niyet ile yapılan tevbeyi çokça kabul edendir, yarattıklarına çok acıyandır. (Bkn Bakara Sûresi, 37. âyet)

Samimi ve kesin niyet, insanın hâlini değiştirmesini de beraberinde getirir ve gerektirir. Nitekim tevbe kelimesinin geçtiği ayetlerin bir kısmında “tevbe edenler ve hallerini düzetenler” ibaresini görürüz. Mesela Nisa Sûresi 146. ayet-i kerimede “Ancak tevbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah’a (dinine) sımsıkı sarılanlar ve dinlerinde Allah için halis (ve samimi) olanlar hariçtir. İşte bunlar mü’minlerle beraberdirler. Mü’minlere de Allah çok büyük mükâfat verecektir.” buyurulmaktadır.

Söz konusu ayetten bir önceki ayette münafıklara ahirette verilecek azap haber verilmektedir. Münafıklar, bu dünyada yaptıkları iki yüzlülüğe karşılık ateşin en aşağı tabakasında bulunmayı hak etmişlerdir.  “Ancak tevbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah’a (dinine) sımsıkı sarılanlar ve dinlerinde Allah için halis (ve samimi) olanlar hariçtir…” Yani en şiddetli azabı hak ettikten sonra dahi, geri dönüş yolu vardır, yeter ki dönmek istensin. Her türlü günahın tevbesi vardır. Nitekim aynı sûrede geçen “Kim bir kötülük yapar yahut (günah işleyerek) kendisine yazık eder, sonra da Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.”(Nisa Sûresi 110) ayet-i kerimesi de buna delildir.

Gazali Hazretleri’nin bildirdiğine göre geri dönmek için kişi, önce içinde olduğu durumu idrak etmelidir. İsyanının, günahının farkına varmalı ve bu eylemin, düşüncenin, duygunun zararını sezip, bu sebeple Allah’tan uzaklaştığını anlamalıdır. Bu bilinçle oluşan duygu, sevilen bir şey kaybedildiğinde hissedilen üzüntüdür. Eğer bu kaybın sebebi kişinin bizzat kendisi ise, o zaman hissedilen üzüntünün adı da pişmanlıktır. Bu pişmanlık duygusu öyle kuvvetlenir ki sağlam bir irade meydana gelir. Bu irade şimdi, geçmiş ve gelecekle ilgili bir iradedir. Şimdi ile ilgilidir, kişi an itibariyle işlemekte olduğu günahı terk eder. Gelecek ile ilgilidir, kişi o günahı bir daha işlememeye azmeder. Geçmiş ile ilgilidir, kişi günahı sebebi ile kaybettiği güzellikleri telafi etme yoluna gider. Bu idrak ediş/ilim bir nurdur ve pişmanlık ateşini doğurur. Tevbe eylemi, bunların hepsini kapsamakla birlikte, özelde pişmanlık duygusuna verilen isimdir: “Tevbe, pişmanlıktır.” (İbn Mâce, Zühd, 3012/1470)

Nisa Sûresi 146. ayette azaptan kurtulmak, dört şarta bağlanmıştır.

Birinci şart, tevbe edenler” ibaresinden anlaşıldığı üzere tevbe etmektir, gidilen istikametten geri dönmektir, yanlışı terk etmektir.

İkinci şart, “hallerini düzeltenler” ibaresiyle belirtilmiştir. Tevbenin gereği olarak yanlış, günah olduğu farkedilen hâlin düzeltilmesi gerekir. Dönüş yaparak yönümüzü doğru istikamete, sırat-ı müstekîme çevirdikten sonra, tekrar yoldan çıkılmaması gerekir. Kötülükten, isyandan, günahtan vazgeçmek; iyiliğe, itaate, sevaba yönelmektir, hâlini düzeltmek. Terkedilen zararlı durumun yerine, onun zıddı olan salih durumu kazanmak, yerleştirmektir, hâlini düzeltmek.

Üçüncü şart, Allah’a sımsıkı sarılanlar” ibaresindedir. Allah’a sımsıkı sarılmak, Allah’a sığınmak, teslim olmak olarak tefsir edilir. Tıpkı Hz. Adem as’ın şeytana aldandıktan sonra Rabbinden aldığı kelimelerle, yine Rabbine yönelmesi gibi. Zira günah işlediğini anlayan kişinin, kendisini bu günahtan temizleyecek olanın ancak Rabbi olduğunu da idrak etmesi, hissetmesi, ne güzel bir kulluk duygusudur. Allah’a sımsıkı sarılma ifadesi, aynı zamanda Allah’ın dinini tam anlamıyla uygulamaya çalışmak olarak da tefsir edilebilir. Bu durumda tevbe edip, hâlini düzelten kul, artık İslam ipine sımsıkı sarılacak ve yeniden günah işlememek için çaba sarf edecektir.

Dördüncü şart ise, dinlerinde Allah için halis (ve samimi) olanlar” ibaresinden anlaşıldığı üzere ihlastır. Yani bu dönüş eyleminde sadece Allah’ın rızasını kazanma gayesi güdülmelidir. Eğer farklı menfaatler elde etmek için tevbe edilirse, samimiyetten uzak bir duruş olacaktır ki zaten bu gerçek bir tevbe olmayacaktır. Bir Müslümanın hayata bakışını ifade eden, ey Rabbim, benim maksadım sana kavuşmaktır ve arzum, sadece senin rızanı kazanmaktır, düsturu tevbenin, gerçek bir tevbe olmasının da vazgeçilmez şartıdır.

Bu şekilde tevbe eden bir kul, öncesinde münafıklık gibi çok ağır bir suç işlemiş olsa dahi, artık müminlerle beraberdir. Yani Rabbi onu mümin olarak huzuruna alacaktır. Mümin olup da, müminliğe yakışmayan hallerinden tevbe edenler de, yeniden tertemiz müminler olmaya hak kazanacaklardır bu dönüşleri ile. “Mü’minlere de Allah çok büyük mükâfat verecektir.” Allahu Teala’nın mükafatları, kullarının aklının hayalinin çok üzerinde güzelliğe sahiptir. Ve en önemli mükafat da Allah’ın rızasına ermiş bir kul olmaktır.

Kulları için hemen şimdi ulaşabileceği ve hemen yanında bulabileceği en kısa dönüş yolunu açık tutan Rabbimize hamdolsun. “Ey (Allah’ın rızasıyla) huzura eren nefis! (Rabbini) hoşnut etmiş ve (sen de Rabbin tarafından) hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön. Haydi (iyi) kullarımın içine katıl ve cennetime gir!” (Fecr S. 27-30) hitabına eren, tevbesi makbul kullardan olmak duasıyla.

Zeynep Yaren Çelikbilek
YARARLANILAN KAYNAKLAR
Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb.
Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an.
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili.
Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali.