Elbiseni Arındır

“Elbiseni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyeni her türlü kirden) arındır. Pislikleri/ Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et.” (Müddessir Sûresi, 4-5)

Müddessir Sûresi, 4. ve 5. ayet-i kerimeler, Hz. Peygamber Efendimiz’e (sas) hitaben nâzil olmuştur.

“Elbiseni arındır.”

Arap dilinde, elbise ifadesi gerçek manasında kullanıldığı gibi, çok geniş mecazi anlamlar da taşır. Bütün bu manaları göz önüne alarak, ayet-i kerimeye şu manaları vermek mümkün olur. Aşağıda verilen manaların her biri genel kabul görmüş kullanımlardır ve günlük hayattan ya da edebi eserlerden örneklerini bulmak mümkündür.

Elbise ile kastedilen “amel”dir. Eğer kişinin ameli kötü ise ona, elbisesi kötü bir kimse; ameli güzel ise, elbisesi temiz kimse denmesi Arap dilinde yaygın bir kullanımdır. Bu görüşü benimseyen müfessirler, ayeti “amelini ıslah et” şeklinde anlamlandırırlar.

Peygamber (sav)’den gelen şu rivayet de bu manayı desteklemektedir: “Kişi üzerlerinde iken öldüğü iki elbisesi ile diriltilecektir.”[1] Bu ifadeyle, kişinin salih olan ve olmayan ameli kastedilmektedir.

Amelin temiz yani salih olması için, öncelikle niyetin temiz olması gerekir. Başka menfaatler, hazlar için değil sadece Allah’ın rızasını kazanmak kast edilirse, niyet tertemiz olur. İhlas yoksa niyetler, menfaat ve haz odaklarında kirlenmeye mahkumdur. Aynı zamanda yapılan işin temizliği, şeriat ölçülerine uygun olması ile değerlendirilir.

İkinci olarak, elbise ile “kalp” kastedilmiş olabilir. Bu kanaatte olan müfessirler, ayete şöyle mana vermiştir: “Kalbini günahlardan ve masiyetlerden temiz tut.”

Kalp, günahlar ile yani Yaratıcı’ya isyan ile kirlenir. Nitekim Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Mümin bir günah işlediği zaman, kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfar ederse, kalbi eski parlaklığına kavuşur. Günah işlemeye devam ederse siyah noktalar, gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar. Bu siyah noktalar, Allahu Teâlâ’nın “Hayır! Doğrusu kazandıkları (kötü) şeyler, onların kalplerinin üzerinde pas bağlamıştır.”[2] diye belirttiği pastır.”[3]

Elbise kelimesine mecazen verebileceğimiz üçüncü mana ise “nefs”tir. Bu durumda ayeti “kendi nefsini temizle, yani günahlardan arındır” şeklinde anlamamız mümkündür. Şems Sûresi’nde geçen, “O (nefsi)ni (günahlardan) tertemiz yapan, muhakkak kurtulup umduğuna ermiştir. Onu (günahlarla) örtüp gömen de elbette ziyana uğramıştır.”[4] ayet-i kerimeleri, bize bu mananın açılımını verir.

Terbiye edilmemiş nefs, haz odaklıdır; sonunu düşünmeden ister. Onun her isteğine, hevesine boyun eğen kimse, onu kirletmiş olacaktır. Mümin kimse, nefsini temiz tutmak için, onu terbiye etmelidir. Terbiye edilmiş ve dolayısıyla tertemiz kalmış bir nefs, Rabbi kendisinden razı olmuş bir halde, cennetle ödüllendirilecektir.

Elbise kelimesine dördüncü olarak verilebilecek mana, “beden”dir. Bu mana ile de ayeti, “bedenini temiz tut; görünen masiyetlerden” arındır, şeklinde anlamamız mümkün olur. Bedeni temiz tutmak, onu maddi olarak necasetten arındırmak anlamını taşır.

Aynı zamanda beden, azaları ile haram işlere yönelirse, haram lokma ile beslenirse kirletilmiş olur. Azalarını helal dairesi içinde tutmak ve vücudu helal rızık ile beslemek, bedeni manevi olarak temiz tutmaktır.

Arap dilinde elbise kelimesi ile “aile halkı” da kastedilir. Benzer bir kullanım Bakara Sûresi’nin 187. ayetinde de karşımıza çıkar: “…onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz…” Bu durumda da Efendimiz’e (sas) aile halkına öğüt vermesi ve onları eğitmek suretiyle günahlardan temizlemesi emredilmektedir.

“Ey iman edenler! (Ailede beraberce İslâm’a uygun yaşayın da böylece) kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve (yanıcı) taşlar olan ateşten koruyun.”[5] ayet-i kerimesiyle, aile efradının nasıl temiz tutulacağına işaret edilmiştir. Güzel bir terbiye, ahlaki faziletleri öğretme, kötü örnek olacak çevreden koruma, aileyi temiz tutabilmenin yollarıdır. Aksi durumlar ise ailenin kirlenmesi demek olacaktır ki sonu ateştir.

İnsanın ahlakı da elbisesinin kendisini örtmesi gibi, bütün hallerini örtüp kapsadığı için, zaman zaman elbise kelimesi, “ahlak” manasında kullanılır. Ayet “ahlakını temizle” şeklinde tefsir edilir. Ahlakın temizliği, güzel ahlak sahibi olmakla temin edilir. Efendimiz’in (sas) ahlakı Rabbimiz tarafından “Ve şüphesiz sen, pek evrensel/genel geçerli mükemmel bir ahlâk üzerindesin.”[6] ifadesiyle övülmüştür. Ahlakını temiz tutmak isteyen mümine düşen görev, Allah Rasûlü’nü (sas) örnek almaktır.

Elbise kelimesi ile kastedilebilecek yedinci mana “din”dir. Ayeti “dinini temizle” diye anlamlandırmak mümkündür. Buhârî ve Müslim’de Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Ve birtakım insanlar üzerinde elbiseler gördüm. Kimisinin elbiseleri memelerine kadar, kimisinin elbiseleri daha aşağıda idi. Ömer b. el-Hattab’ı (ra) ise üzerinde yerde sürüklediği bir elbisesi olduğu halde gördüm.” Ashab: Ey Allah’ın Rasûlü, bunu ne ile yorumladın, diye sordular. O, “Din” diye buyurdu.[7]

İslam, fıtrat dinidir. İnsanın yaratılış kodları ile örtüşür ve onun dünya ve ahiret mutluluğunu temin edecek bir sistemdir. Öyleyse dinin temiz tutulması, fıtratı muhafaza ederek sağlanır. Fıtrata zarar veren her şey dinin kirlenmesi demektir. İslam’ın ortaya koyduğu emir ve yasaklara uyulup, Yaratıcı’ya karşı saygı gösterildiğinde, fıtrat da muhafaza edilmiş olacaktır.

Son olarak da kelimeyi gerçek manası ile aldığımızda, insanın üzerine giydiği “kıyafet” kastedilmiştir. “Elbiseni kirlerden arındır” şeklinde anlamlandırdığımız ayet-i kerime ile, elbisenin yerlerde sürünmemesi, bu şekilde pisliklerden korunması ve su ile necasetten temizlenmesi anlaşılır. Yine bu mana ile, haramdan temizlenmiş olmak için ancak helal kazancınla alınan elbiselerin giyilmesi emredilmiş de olur.

“Pislikleri/ Azaba götürecek şeyleri terk(e devam) et.”

Beşinci ayet-i kerimede geçenالرُّجْزَ  kelimesi pislik ve azap manalarına gelir. Müfessirlerin bir kısmı burada geçen pislik kelimesi ile putların kast edildiğini bildirirler. Bu görüşün delili Yüce Allah’ın, “Şu halde pisliğin ta kendisi olan putlardan uzak durun”[8] buyruğudur. Bu açıklama İbn Abbas’a (ra) dayandırılır.

Yine İbn Abbas’tan (ra,) günahtan uzak dur, yani onu terket, diye açıkladığı da rivayet edilmiştir.

Ayet-i kerimeyi kelimenin azap manası ile tefsir edersek; “azabı gerektiren/ azaba götüren ameli terket” demektir. Benzer bir kullanım A’râf Sûresi 134 ve 162. ayetlerde mevcuttur. Bu manayı tercih eden müfessirler, putlara “ricz (azap)” denilmesinin sebebini, onların kendilerine tapanları azaba götürmeleri olarak açıklarlar.

Elbisenin temiz tutulma emrinden sonra, putlardan ve azaba yakınlaştıran şeylerden uzaklaşmanın emredilmesiyle; arınmanın ilk aşamasının ve şartının insanın Yaratıcısı ile ilişkisine zarar veren şeylerden uzaklaşması olduğunu anlıyoruz. Bu ilişkiye zarar veren her şey pislik olarak nitelendirilmektedir.

Hz. Peygamber (sas) elbisesini temiz tutma emrine hayatı boyunca itaat etmiş, hiçbir zaman pisliklere bulaşmamıştır. Kendisine tâbî olan ümmeti de, O’na (sas) itaati nispetinde temiz kalacak, itaatten uzaklaştığı her an, pisliklerin üzerine bulaşmasına engel olamayacaktır. Zira Rabbimiz, Bakara Sûresi’nin 151. ayet-i kerimesi ile elçisinin (sas) ümmetini maddi ve manevi kirlerden arındırdığını ilan etmiştir: “Nitekim (size nimetimi tamamladığım gibi) içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden (şirkten, maddî ve mânevî kirlerden ve kötülüklerden temizleyen), size Kitab’ı ve hikmeti (ve O’nun hükümlerinin uygulamasını) öğreten ve bilmediklerinizi bildiren bir Resul gönderdik.”

Zeynep Yaren Çelikbilek

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, el-Camiu’l-Ahkami’l-Kur’an

İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim TefsiriElmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Hasan Tahsin Feyizli, Feyzu’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali

Riyazu’s-Salihin Tercüme ve Şerhi

 

[1] Aynı manada, az lafzî farkla Ebû Dâvûd, c.3, 190

[2] Mutaffifîn Sûresi, 14

[3] İbn Mâce, Zühd 29, Ahmed b. Hanbel, Müsned c.2, 297

[4] Şems Sûresi, 9-10

[5][5] Tahrim Sûresi, 6

[6] Kalem Sûresi, 4

[7] Buhârî, c.1,17; c.3, 1349; c.6, 2571-2572

 

[8] Hac Sûresi, 30