El-Mütekebbir (cc)

Allah’ın büyüklük ve azametini ifade eder. Kibir ve azamet sahibi. Her şeyde ve hadisede büyüklüğünü gösteren.

Zatına nispetle herkesi hakir, azamet ve kibriyayı ancak kendi nefsine layık gören. Her şeyde ve her işte azamet ve yüceliğini izhar eden. Başkalarına meliklerin kölelere karşı takındıkları bir nazarla bakandır. Bu bakış ve görüş gerçeğe uygun, vak’aya mutabık ise, tekebbür de doğru ve sahibi de gerçekten mütekebbir olmuş olur. Ancak bu nitelikteki isim kayıtsız şartsız sadece ve ancak Allah-u Teâlâ Hazretlerinindir. Batıl ve boş tekebbür iblis ve avnesinin vasfıdır. Kendisini büyük görüp böbürlenerek Allah’ın emrine karşı çıkan ilk varlık iblistir.

Büyüklük ve ululuk, ancak Allah’a mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah’ın bir tek emrine ve iradesine bağlı bulunan kâinattan hiçbir şey bu sıfatı takınamaz. Yaratılmışların içinde ilk defa kendini büyük gören iblis olmuştur. İblisin izinde giden iblis tabiatlı insanlar da vardır ki, belli bir zaman için Allah’ın kendisine ariyet olarak ihsan ettiği varlık, zekâ, bilgi, servet veya mevkii kendinin sanır da kibirlenir, varlık satar. Hâlbuki kendi önünü, sonunu düşünen bir insan kibir yapamaz…

İnsanın canı gönülden seveni olsa da öldüğünde cesede tahammül edemezler ve hemen toprağa gömerler. Sonra hayatının her lahzasında yemeğe, içmeye, teneffüs etmeye, uyku ve istirahate ve daha başka birçok şeylere ihtiyacı vardır insanın. Allah (cc), muhtaç olunan bu şeyleri kesiverse, insan bunları kimden isteyecek, dilenecektir? Ve insan bunları dilenecek vaziyette iken, insana büyük görünmeye çalışmak asla yakışmıyor, kendini gülünç bir vaziyete düşürüyor.

Şöyle bir tefekkür edelim: Geçmiş insanlar arasında da büyüklük taslayanlar vardı. Şimdi onlar ne halde? Düşünecek olursak, ayaklarımızın altında çiğnediğimiz topraklar çok eski zamanlarda yaşamış insanlardır. Mesela, bu topraklar vaktiyle kolu bükülemeyen pehlivanların pazusu, güzellikleri dillere destan olmuş dilberlerin yanakları, korkulan nice taçlı hükümdarların başlarıdır.

İnsan çalışıp çabalamalı, büyük adam olmalı, fakat hiçbir zaman büyük görünmemeli. Kendini bilen büyüklenmez. Büyüklük ancak Allah’ın şanıdır. O’nun sıfatını mahlûk takınamaz, haddini aşmış olur. Böylelerinin cezası da çetin olur. Bu hikmetten dolayı kibrin ve kibirlinin hasmı Allah’tır. Kibirlenenleri hor ve hakir, rezil ve rüsva bir hale getirir. Haddini gözetenleri de yükseltir.

Kendini yüksek görmeye çalışmak, hakikatte kendi iflasına çalışmak demektir. Çünkü tekebbür denilen haslet, bütün feyzlerin, saadetlerin nefsimizde ve ruhumuzda yer tutmasına engel olur.

Kul gurur ve kibirden üç esas ile kurtulur; akıl, ilim ve marifet. İlim, hem aklın hem de marifetin içinde mündemiçtir. Marifetten gaye, dört şeyi bilmektir: Rabbini, nefsini, dünyasını ve ahiretini.

Nefsini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen de dünya ve ahretini bilir. Bu dört esas da birbirinin içinde mündemiçtir. Nefsini kulluk ve zillet ile bilecektir.

Aklı veren, ilmi, irfanı ihsan edenin Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri olduğunu, O lütfetmeden, hiçbir şey yapamayacağını, ancak O’nun ihsanı ile bildiğini, gördüğünü, sevdiğini, öğrenmeye ve öğretmeye muktedir olduğunu ihlas ve tevazu ile kabul etmek, iblisin desisesinden emin olmamak da iman ile aklın gereğidir. İblisin giriş noktalarını iyi bilmek ve o yolları kapamak da ilim ile mümkündür. Allah’ın yardımını, tevfikini ve güzel sonuçlar niyaz ederiz. Zira işlerin hepsi sonuçlarına bağlıdır. Gurur, kibir ve ucubtan Allah’a sığınırız. Hadiste buyrulur: “İlmin afeti gururlanmaktır.” “Hakkı reddeden mütekebbir olur.”

Hazreti Ebu Bekir Sıddık (ra) halife seçildiğinde şöyle demiştir: “Kibir ve gururdan sakınınız! Topraktan yaratılan, sonra tekrar toprağa dönüp kurtların yiyeceği, bugün canlı, yarın ölü insanın gururu nedendir ve kimedir?

“Hayret! Azaptan korkup da kendine sahip olmayana! Hayret! Sevap ümit edip de güzel amel işlemeyene!”

Evet hayret! Allah’ın mülkünde, Allah’ın nimetleriyle rızıklandığı halde Rabbini unutup da fanileri putlaştıranlara…!

“Mütekebbirdir el Hüda Ahad, Kibriya ve Celaline yoktur had

O’nadır has arşı ulviyet, O’nadır has kürsi azamet.

Mümin, Mütekebbir Rabbine sığınınca, kendini ilah yerine koyanları gözünde büyütmez. Batıdan ve doğudan korkmaz. “ Doğu da batı da Rabbimindir.” der ve yürür. Yürürken, “Gözü kamaşmaz, şaşmaz ve taşkınlık yapmaz.” Bizlere mütevazı olmak yakışır. Haddini aşan esfeli safiline atılır.

Şahver Çelikoğlu’nun Esma’ül Hüsna şerhi kitabından alıntı yapılmıştır.çi