EL-MÜMÎT (CC)

Ölümü yaratan, ecelleri geldiğinde canlıları öldüren. O, her şeyi yaşatan ve öldürendir, her şeye kadir olandır. Allah Teâla yaşatma sıfatıyla övündüğü gibi, öldürme sıfatıyla da övünür. Bu, hayır ve şerrin yarar ve zararın, yalnız O’ndan geldiğini, mülkünde hiçbir ortağı bulunmadığını, yalnız kendisinin baki ve ebedi olduğunu, kendisini dışındaki bütün varlıkların fani olduğunu bilmemiz içindir.

İslam inancına göre, hayat manasız bir var oluş olmadığı gibi, ölümde sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise, bunların karşılığının elde edileceği, ebedi varlık sahasına geçişin bir dönüm noktasıdır. Yoksa hayatta kazanılan her türlü başarıya son noktayı koyan bir felaket değildir.

İslam dini; ölümü, Allah’tan gelen bir varlığın, yine O’ na dönmesi olarak kabul etmekte, (2/156) hayatın gerçek mana ve değerinin bu şekilde oluşabileceği vurgulanmaktadır.

Bütün yaratılmış varlıklar için Allah tarafından belirlenmiş bir hayat süresi ve bu sürenin kaçınılmaz sonu, yani bir hayat ve ölüm gerçeği vardır. İslam’da bu kaçınılmaz son, hiçbir zaman insanı cahiliye devrinde olduğu gibi karamsar bir dünya görüşüne götürüp, sonu belirsiz bir takım bunalımlar doğuran bir olay değildir. Aksine sevdiğine kavuşma olarak ifade edilmektedir.

Ayeti Kerime de ” Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır…” (3/145) Yani Allah’ın kaza ve kaderi ile demektir. Korkaklık ömrü uzatmaz, cesaret de onu azaltmaz, sakınmak kaderi önlemez. İnsan eceli gelmeden ölmez. ” Onların ecelleri geldi mi, ne bir an geri bırakılırlar ne de bir an öne geçirilirler.” (Araf /34)

“Her canlı ölümü tadacaktır…”  (enbiya/ 35)

Allah Teâla : “Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak”  ( Rahman/ 26-27) ayetinde olduğu gibi, bütün yaratıkları içine alacak şekilde haber vererek; “Her canlı ölümü tadacaktır” buyuruyor. Diri olup ölmeyecek olan, yegâne Allah’tır.

Bu ayette bütün insanlara bir taziye ve teselli vardır. Yeryüzünde hiç kimse kalmayıp ölecektir. Ölümle ruh bedenden çıkıp ayrılacaktır. Bu, tasdik edenler için bir müjde, yalanlayanlar için bir tehdittir. Herkes layık olduğunun karşılığını alacaktır.

Dünya hayatı, insanları aldatıcı metadan başka bir şey değildir. O hayat insanları oyalar da, insanlar farkına bile varmazlar. Çoğu insanlar, ömürlerini boşa geçirirler de sonunu hiç düşünmezler.

Peygamber (sav) : ” Dünya müminin hapishanesidir” buyurmuştur. (Müslim, zühd)  İnsan yaşadığı müddetçe, sanki ateş içindeymiş gibidir. Çünkü dünyanın afetleri çok, iptilaları şiddetlidir. Aklıselim sahibi, dünyaya aldanmaz. Dünyayı sevmek tatlıdır, fakat zehiri de öldürücüdür. Mümin dünya evinden çıktığı zaman, onu sevenler çıkışına ağlarlar, oysa onlar ağlarken, mümin dünyadan çıkışına sevinir. Mümin için ölüm, Yusuf (as) ‘ın zindandan çıkması kadar sevinçli bir haldir. Mevlana (ks) : ” Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm de ömür de hoştur” demiştir.

Ebu Derda’nın rivayet ettiği hadisi şerife göre Efendimiz (sav) : “Bir şeyin eceli geldiği zaman, Allah onu hiçbir şeyle geciktirmez. Ömrün fazlalığı (uzun ömür) ancak, Allah’ın kula bahşetmiş olduğu sâlih nesildir. Kendisinden sonra ona dua ederler de, onların duaları kabrinde iken ona kavuşur. İşte ömrün fazlalığı budur.” buyurmuştur. Duaların bereketiyle uzun bir ömür sürmüş gibi olur.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ölülerinize (ölüm döşeğinde olanlarınıza) Yasin suresini okuyun. ” Ölüm asude,  bahar ülkesi olur mümine. Mümin bilmeli ki, ölüm Allah’ın emridir. Ölümden korkmak değil, ona hazırlanmak gerekir. Akıntıya esintiye kapılmamalı, ömür sermayesini boşa harcamamalı, ölümsüz hayat için azık hazırlamalıdır.

Mevzuyu Rasulullah (sav) Efendimizin yatağa girdiği zaman okuduğu dua ile bitirelim: ” Allahım! İsminle dirilir, isminle ölürüm.” Sabahladığı zamanda : ” Bizi öldürdükten sonra, tekrar dirilten Allah’a hamd olsun, dönüş O’nadır ” derdi.

 

Derleyen Nezahat Külekçi

Şahver Çelikoğlu, Esmaül Hüsna şerhi, Cilt- 4.