El-Mucib (CC)

Dilek ve dualara karşılık veren. Dua edene yakın olduğu ve kullarının duasını işittiği için icabet eden demektir. Hatta kendisine seslenilmeden de ikram eder. Daha yakarışta bulunmadan, lütfu ve keremiyle verir. Bu vasıfları kendisinde toplayan ancak Allah-u Teâlâ’dır ve kuluna icabet etmek için her türlü vesile ile kendisine başvurulmasını istemektedir. Kuran’a göre, kulun Allah’a başvurmasını gerektiren vesileler, âlemin müşahedesinden doğan hayranlık veya bir nimet içinde olmanın verdiği memnunluk duygusu olabildiği gibi, zor ve sıkıntılı zamanlarda korku ve ihtiyaç anlarında, ayrıca duyulan pişmanlık hisleri de olabilir.

Kulun, bütün benliğiyle yüce Yaratana yönelerek O’dan istek ve dilekte bulunmasına ve bu sebeple icra edilen her türlü niyaza İslam literatüründe “dua” denmektedir.

Dua, Allah-u Teâlâ’nın yüceliği karşısında, kulun acziyetini itiraf etmesi, sevgi, saygı ve tazim duyguları içinde, O’nun lütuf ve yardımını dilemesini ifade eder.

Duanın ana hedefi, insanın Allah Teâlâ’ya halini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre, dua kul ile Allah arasında bir nevi diyalog manasına gelmektedir.

Bunun gerçekleşmesi için, önce Allah (c.c.), insanı kendi yüce varlığından haberdar etmiş, insanda Varlığını benimseyip, iman ettiği bu yüce Varlık karşısında duyduğu saygı ve ümit hisleri sebebiyle, O’nunla irtibat ve ünsiyet ihtiyacı duymuştur. İşte dua böyle bir irtibat sonucunda, bir taraftan kendi ihtiyaçlarının giderilmesi, diğer taraftan da daha mükemmele ulaşmayı hedefleyen bir diyalog çeşididir.

Başka bir ifadeyle dua, sınırlı, sonlu ve aciz olanın, sınırsız ve sonsuz kudret sahibi ile kurduğu manevi bir köprüdür. Duada Allah ile kul arasında vasıta yoktur. Bu sebeple kulluk makamlarının en önemlisi kabul edilmiştir. (Furkan/77) ” De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin? ” buyrulmak suretiyle insanın ancak bu yönelişle değer kazanacağına işaret edilmiştir.

Allah (c.c.) kuluna icabet etmek için, her vesileyle kendisine başvurulmasını istemektedir.(Mümin/60)  Allah-u Teâlâ’nın icabeti iki türlüdür: 1) Genel icabet: Dua eden ve ibadet eden herkese icabet etmesidir. Böyle bir dua iyi insanlardan da günahkâr insanlardan da vaki olur. Allah (c.c.) bu tür dualarda, dua eden herkese durumuna göre ve hikmeti gereği icabet eder. Bu Mevla’nın keremine, ihsanının şümulüne delalet eder.

2) Özel icabet: Bunun gerçekleşmesi için pek çok sebep vardır. Mesela büyük sıkıntılar, musibetler, zor anlarda yapılan dualardır. Bunun gibi uzun yolculuklar, Allah’ın isimleri, hastanın, mazlumun ve oruçlunun duası. Anne-baba duası, namaz arkasında, seher vakitlerinde, ezan okunurken, yağmur yağarken benzeri önemli kıymetli vakitlerde ve durumlarda yapılan dualar gibi.

Yeter ki bu yakarışlar samimi, halis bir gönülden kopup gelsin, ilahi dergâha yükselmiş olsun. Allah (c.c.) kendisine açılan elleri geri çevirmeyecek kadar Kerimdir. İnsanlar kendisinden çok istekte bulunanları sevmezler ama Allah (c.c.) kendisinden istemeyenleri sevmez. Bu istek sözlü olduğu gibi fiili de olabilir. Mesela çiftçinin tohumu tarlaya saçması Allah’ın rızık ve rahmet kapısını çalması fiili bir duadır. Buna karşılık bire on, bire yirmi alır.

Allah Teâlâ başka bir ayette ise şöyle buyuruyor: ” Kullarım sana beni sorarsa, şüphesiz ki ben çok yakınım. Bana dua edince Ben o dua edenin duasına karşılık veririm.” (2/186) Kulun, Allah Teâlâ’nın Mucib yani “kabul eden” isminden nasibi, Rabbinin emir ve yasaklarına icabeti, yani kabulü oranındadır.

Dua ve ibadet, yaratılışı gereği insanın Allah’a bir yönelişi gibi görünse de, dini metinlere göre dua ve ibadeti Allah ile kul arasında, Allah’ın rahmet ve şefkatinin, kulları tarafından tanınma iradesinin galip geldiği, canlı bir ilişki ve haberleşme olarak görmek lazımdır. Kur’an’da bütün peygamberlerin dualarına örnekler vardır. Kıssalarla anlatılmaktadır.

Tasavvufta duanın harici adap ve erkânı, genellikle sünnette belirlendiği şekliyle icra edilmekle beraber, muhteva açısından nasıl dua edileceği, kabul edilme şartları üzerinde de durulmuştur. Bazen lisanı kal ile bazen lisanı hal ile yapılır. Allah’a hamdü sena ile O’nun yüceliğini sonsuz gücünü ifade ile Habibi Edibine salat-ü selam ile kendi acizliğini ifade ile ve mutlaka ihlas ile yapılmalıdır. Kul dil ile dua, kalp ile rıza halinde bulunmalıdır. Duayı yapanlara göre farklı şekillerde olabilir. Buna göre halkın duası söz, zahitlerin duası davranış, ariflerin duası hal iledir.

El- Mucib’e inanan kul, her şeyden önce, Rabbinin emirlerini kabul edip, yasaklarından uzaklaşmasını bilmelidir. Şuna kesinlikle inanalım ki, ibadetlerimizin özü olan dualarımızı, Allah Teâlâ işitir ve ona icabet eder, kulun duasını karşılıksız bırakmaz. Bu dünya da hikmeti gereği vermezse ahirette verir. Hadisi Şerifte Peygamber(sav) şöyle buyuruyor:” Dua edene istediği şey, ya bu dünyada hemen verilir veya ahirete saklanır. Yahut üzerinden istediği iyilik kadar kötülük giderilir.”

O her şeyi bilen, işiten ve verendir. Kul için neyin şer, neyin hayır olduğunu bilen Allah’tır. Çünkü O takdir eden, yaratandır. Dualara icabetinde de nice binlerce hikmet gizlidir. Bu O’nun şanındandır, yüceliğindendir. Gizli açık her çağrıya icabet eder, duadan vazgeçmeyelim, ümidimizi yitirmeyelim.

Şahver Çelikoğlu’nun Esma’ül Hüsna şerhi kitabından alıntı yapılmıştır.