El-Kavi (cc)

Kudretli, her şeye gücü yeten.

Her şeyi takdirine uygun yaratıp, her şeyi bilen.

Bütün noksanlıklardan münezzeh olan Cenab-ı Hak, her şeye gücü yeten kudret sahibidir. Kavi isminin kökü olan “kuvvet”, tam bir kudrete delalet eder. Allah Teâlâ, kudretinin tam ve kamil olması bakımından Kavi’dir.

Sözlükte güçlü olmak, gücü yetmek, bir işi gerçekleştirmek için aklen ve bedenen yeterli olmak manasındaki kuvvet kökünden sıfattır. Allah Teâlâ’ya nispet edildiğinde, her şeye gücü yeten, kudret sahibi manasına gelir. Kavi’nin ayrıca, “kuvvet veren” (mukvi) anlamına gelebileceği söylenmiştir.

Kavi ismiyle, esma-i hüsna listesinde yer alan Aziz, Cebbar, Kadir, Kahhar, Metin ve Muktedir isimleri arasında mana yakınlığı bulunur. Kavi, zati isimler grubunda yer almakla birlikte, “güç ve kuvvet veren” manasına alındığı takdirde, fiili sıfatlardan sayılır.

Allah Kavi’dir demek, tam kudret sahibidir demektir. O’nun kudreti de, diğer sıfatları gibi namütenahidir, tükenmez, yorulmaz, bir hudutla tahdide sığmaz, ölçüye gelmez. O’nun kudreti hususunda zorluk, kolaylık bahis konusu olamaz. Allah’a (cc) göre, ağır ve yorucu iş yoktur. Ne kadar güç, ne kadar büyük olursa olsun, bir işi yapmak için kuvvet ve kudretin yetersizliği yüzünden zorlanmaktan ve kendisine herhangi bir sebeple bir durgunluk, gevşeklik arız olmaktan münezzehtir. Allah Teâlâ, kayıtsız şartsız, her şeye kadirdir ve hiçbir şey O’na karşı, hiçbir şeye muktedir değildir.

Kavi olana ne bitkinlik ve ne de yorgunluk gelir. Noksanlık, acizlik ve güçsüzlük O’nun tarafına uğramaz. Allah Teâlâ’nın kavi olduğunu bilen kimse, kendi gücü ve kuvvetine aldanmaz, onları bir kenara bırakarak, yüce Allah’a döner.

“… Şüphesiz ki Allah, Kavi’dir, Aziz’dir.” (Hacc-40) ayetinde zatını kuvvet ve izzetle nitelemiştir. Kuvveti ile her şeyi yaratıp, takdir buyurmuştur. İzzeti ile hiçbir güçlü O’na karşı duramaz, hiçbir galip O’nu mağlup edemez. Bilakis her şey O’nun önünde zelildir, O’na muhtaçtır. Bir kimse ki, yardımcısı Kavi ve Aziz olan Allah’tır; İşte o, zafere ulaştırılan, düşmanı ise kahrolunandır.

El-Kavi, sahip olduğu izzet ve zıtları birleştirmek kudretiyle güçlü olandır. Zayıflık kuvvetin zıddıdır. Kuvvet ise kudretin özel vasfıdır ki, kudretin kemal ve olgunluğudur. Mümkünleri mümkün hale getiren ilahi kuvvettir.

Kavi isminin, bütün ilahi isimlere tasarrufu vardır. Çünkü isimlerin hepsinin manaları, Kavi isminin hakikatinde vasfedilmişlerdir. Bunun için bu ismin sıfatları, fiilleri ve bütün kuvveti hiç şüphesiz, yüce Allah’ın güç ve kuvvetidir.

 

Ebu Hureyre (ra) Resulullah (sav)’ ın şöyle buyurduğunu rivayet etti: “Her kim: “ La havle ve La kuvvete illa billah” “ Kuvvet ve kudret ancak Allah’tandır” derse, en hafifi keder olan doksan dokuz derdine şifa olur.” Allah Teâlâ’ya karşı güç- kuvvet bahis konusu değildir. Kimse Allah’ın hükmüne karşı gelemez, kimse Allah’ın hükmünü yenemez. Allah ne dilerse onu işler, yapar, yapmasına kimse mani olamaz. Yapmayacağı bir şeyi de kimse icbar yolu edip yaptıramaz. Güç- kuvvet Allah iledir, Allah’ın vermesiyledir, dilemesiyledir ve almasıyladır.

Bazı kimseler mecazen, güçlü gibi görünüyorlarsa da, o da yine Allah’ın güç vermesindendir. “Pehlivanın pazusu kuvvetli”, kuvvetli ama Allah (cc) şu anda kuvvet vermiş de ondan. Alırsa felç olur gider, bir işe yaramaz. Diğer insanlara verilen bütün kuvvet de Allah’tandır. “La havle vela kuvvete illa billah,” insanın Allah’a dayanma ve tevekkül duygusudur. Ben O’na dayanmışım, güvenmişim, benim sırtımı kimse yere getiremez. Dağları deviririm Allah’ın izniyle, cümle cihan halkı karşıma gelse fark etmez, hiç kimseden pervam yoktur, dedirtir insana bu “La havle vela kuvvete illa billah” imanı, insana işte bunu verir. Ve bu manadan dolayı, imanın bu derece sağlamlığından dolayı bu kelimeler, “el-bakıyyatu’s- salihat” diye adlandırılmıştır, kıymetli sözlerdir. La havle vela’da, güçsüzlüğünü, acziyetini, kuvvete illa billah’da, güç ve kuvvetin ancak Allah Teâlâ’da olduğunu düşünme var.

Mümin bilir ve inanır ki, bütün güç ve kuvvet, kudret ve saltanat, sadece ve yalnız el-Kavi olan Allah Teâlâ’ya mahsustur. Mümin, düşünür ve hayatını tanzim eder, Resûlullah (sav)’ın gösterdiği doğrultuda, Kur’an ve sünnete uygun bir biçimde yaşamaya çalışır. Akıntıya kapılmaz. Kendisinde var olan güç ve kuvvetin, Allah’ın dilemesi ile olduğunun bilincinde olur. Mevcut olan mecazi güç ve kudretini, adilane kullanma yoluna gider, gitmelidir.

Şahver Çelikoğlu (Ayet ve hadisler ışığında el-Esmaül Hüsna şerhi 4)