El-Hadi (cc)

Yol gösteren, murada erdiren.

El-Hadi, kullarını her türlü faydalı şeylere yönelten ve zararlı şeylerden korunmaları için onlara rehberlik edendir. Allah Teâlâ kullarının bilmediği şeyleri onlara öğretir. Doğruya ve başarıya ulaşmalarında onlara rehberlik eder ve kalplerini kendisine döndürür ve emirlerine bağlı kılar.

Hidayet, lütuf ile rehberlik etmek demektir. Allah Teâlâ’nın sözleri hidayettir, fiilleri hidayettir. O, Sapıtanlara ve şaşıranlara hidayet eder ve onları doğru yola iletir. Hidayeti beyan eder, öğretir ve bu yolda onlara başarı ihsan eder. Şeriatle ilgili sözleri, kitaplarında ve peygamberlerinin lisanında ifade edilmiştir. Bunlar, verdikleri haberlerde tam bir doğruluk, emir ve yasaklarında mükemmel bir adaleti ihtiva ederler. Çünkü Allah’ın sözünden daha doğru daha güzel başka bir söz yoktur.

Kuran ve sünnet, kullar için en büyük hidayet kaynağıdır. Onlar olmadan hidayete ulaşılamaz. Kim bunların dışında hidayeti ararsa, Allah onları saptırır. Kim onların rehberliğine müracaat etmezse akıllı olamaz. İlmi rüşd onlarla elde edilir. İlmi rüşd, gerçekleri, usul ve füruu, dini ve dünyevi açıdan faydalı ve zararlı şeyleri açıklamak demektir. Ameli rüşde de onlarla ulaşılır. Çünkü onlar nefisleri ve kalpleri temizler Amellerin faydalı ve uygun olanlarına ve en güzel ahlaka çağırır, güzel olan her şeye teşvik eder, kötü ve çirkin olan her şeyden uzaklaştırır. Onlarla hidayeti arayan hidayete erer, onlarla hidayeti aramayan da sapıtır.

Hak Teâlâ (Kasas,56) ayeti Kerimede, “Sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir” buyurmuş. Bir başka ayetinde ise, “ Şüphesiz sen, dosdoğru bir yola hidayet edersin” ( Şura,52) buyurmuştur. Bu iki ifade arasında bir tezat yoktur. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın, Hz. Peygambere nispet ettiği, yapacağını söylediği “ hidayet”, davet ve açıklamadır; ona nispet etmediği “hidayet edişi” ise, imana göğsü açma ve muvaffakiyet verme manasındaki hidayettir. Zira bu imana muvaffakiyet ve göğsü açma, kalbe verilen ve sayesinde kalbin hayat bulduğu bir nurdur.

“Bizim uğrumuzda mücahede edenleri elbette yollarımıza eriştiririz…” ayetinde; Allah Resulü, ashabı ve kıyamet gününe kadar ona tabi olanlar kastedilmektedir. Dünyada ve ahirette yollarımızı onlara gösteririz. Bildikleri ile amel edenleri, Allah bilmediklerine eriştirecektir.

Ebu Hureyre’den gelen bir hadislerinde Allah Resulü şöyle buyuruyor: “ Bir kimse ( birini-insanları) hidayet olan bir yola davet etse, ona girenlerin (hidayete erenlerin) bütün hayırları kendisine de yazılır. Onların ecirlerinden de bir şey eksilmez. Kim de sapıklığa davet ederse, ona da kendisine tabi olanların günahlarının bir misli verilir. Bu günahlarından da bir şey eksiltmez.” ( Ramuz)

Bir başka hadiste de şöyle buyrulur: “Allah’u Zü’l- Celal Hazretlerinin senin elinden bir kimseye hidayet vermesi, senin için, güneşin üzerine doğup battığı her şeyden daha hayırlıdır.” (Ramuz, Ebu Refiğ ra)

İnsanları hidayete, teşvik, hayra yöneltme, son derece önemli. Şöyle buyuruyor Allah Resulü (sav): “Allah Azze ve Celle Hazretleri ve melekleri, hatta denizde balıklar ve yuvasındaki karınca bile, insanlara hayır talim edenlere salat ederler.” (Ramuz Ebu Ümame r.a.)

Sufiyyun nazarında El-Hadi, kalpleri marifetine; nefsleri itaatine; sevdiklerini kendisine; âlimleri ise, işin gerçeğini müşahedeye ulaştırandır. Ulemamız: “ Mücahede, müşahedeleri doğurur “ demişlerdir.

Her Müslümanın kendisini Allah Teâlâ’nın yarattığını bildiği gibi, merhameti ile hidayete erdirenin veya adaleti ile saptıranın da, Allah olduğunu bilmesi gerekir. Bu bilgiden sonra, daima Allah’tan kendisine hidayet etmesini ve İslam üzere ölmeyi talep etmeli, bunun için dua etmelidir.

Mümin, Müslüman, peygamberlerin (as), âlimlerin ve Allah dostlarının, insanları hidayete çağırdıklarını, onlara doğru ve iyilik yolunu gösterdiklerini, onların birer hidayet rehberi olduklarını bilmelidir. Ve onlardan azami istifade yoluna gitmelidir.

Ayet ve hadisler ışığında el-Esmaül Hüsna şerhi 5, Şahver Çelikoğlu.