El -Alîm (cc)

20El-Alimu

Her şeyi hakkıyla bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan Cenab-ı Hak demektir.

“İlm” kökü, çeşitli türevleriyle birlikte Kur’an’da en çok kullanılan kelime gruplarındandır. “İlim” Kur’an’da çok geniş kapsamlı bir sıfat olarak Allah’a izafe edilmiştir.

Kur’an’ın ifadelerine göre semavatın enginliğindeki bütün hususlar(3/29)karada denizde olan her şey(6/59) yerde gökte söylenen her söz(21/4)kalplerde gizlenen her sır(35/38)insanın bulunduğu her durum, yaptığı her iş, okuduğu her şey(10/61) tamamıyla ilmi İlahinin kapsamı içindedir.

Âlim ismi Kur’an’da diğer isimlerle de birlikte geçmektedir. İlmi sonsuz olan Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. O âlimdir, ilmi her şeyi kuşatıcıdır. Zaman ve mekan kaydı olmaksızın, küçük ve büyük gizli ve aşikar her şeyi her hadiseyi hakkıyla bilir.

O’nun ilmi hem maddi âlemi, hem de ruhi âlemi kuşatmıştır. Allah yerde ve gökte olanları bilir, sadece dış görünüş ve neticelerini değil hakikatini mahiyetini de bilir.

Hududu ve sınırı olmayan, mutlak bir bilgi ve kavrayışla bilir her şeyi. Her şey açıkça serilmiştir O’nun bilgisi önünde. Her şey O’nun hükmüne bağlıdır. Hikmetiyle idare eder her şeyi. Ta ki insanlar Allah Teâla’nın kendilerini gördüğünü, gözetlediğini, görünen görünmeyen her şeylerini bilip idare ettiğini bilip anlasınlar. Bir gönlün Allah’tan korkması için bu düşüncenin gönüllerde yer etmesi kâfidir.

Bu ismin Kur’an da yalın kullanımlarında, “Allah yaptıklarınızı, muttakileri, zalimleri, müfsitleri hakkıyla bilendir. ” şeklindeki ifadelerle ilahi ilmin ilişkili bulunduğu bütün alanlara atıfta bulunduğu, böylece de mevzunun daha müşahhas hale getirildiği görülmektedir.

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. “(49/18)O’na hiçbir gizli ve aşikâr şey gizli kalmaz, çünkü yaratan O, yarattığını bilmez mi hiç? O’ndan gizli hiçbir şey kalmaz.  İşte Kur’an-ı Kerim bu gerçeği vicdanlara yerleştirmeye çalışır.

Her şeyi bilen Allah’ın yarattıklarını düşünmek insana sayısız güzellik ve üstünlük ihtiva eden hazineleri seyrettirir.

“De ki: Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenir. Yardım için bir o kadarını daha getirsek yine yetmez.” (Kehf/109) “Yeryüzünde bulunan ağaçlar kalem olsa, denizlerde mürekkep, arkasından yedi deniz( daha mürekkep olup) ona yardım etse de (Allah’ın kelimeleri yazılsa), yine, (bunlar tükenir), Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah öyle üstündür, öyle hikmet sahibidir. “ (Lokman/27)

Allah’ın ilmi namütenahi, insan ömrü, aklı ve ilmi sonlu ve sınırlıdır. Sonlu ve sınırlı olanın, sınırsız ve sonsuz olanı ihatası mümkün değildir. Arif olanlar ben biliyorum demezler, ilimden az bir şey verildiğini, kendi ilminin maverasında nice ilimlerin ve âlimlerin ariflerin var olduğunu bilirler. Bu sebeple onlara arif denilmiştir. Hakk’a arif olanlar ise, bir nefesi dahi faydasız şeyler için sarf etmezler.

İnsanoğlu, bugünkü feza çağında elindeki hikmet ve kimyanın ışığıyla denizlerin dibine yüzmesine havaların üstüne çıkmasına rağmen, bilgisi de, kendisi de dar bir çerçeve içinde kalmaktadır. Mesela, oturduğu yeryüzünden merkezine doğru yüz kilometre inemediği gibi, aksi istikamette de başını alıp hudutsuz uzaklaşamaz. Hâlbuki arzın tabii büyüklüğüne bakarak bu kadarcık bir mesafe bir yumurta kabuğu kalınlığı demek olduğuna göre bilgisine mağrur insan, iki kabuk arasına sıkışmış kalmış vaziyette olduğunu unutur da her şeyi bilirim yaparım zanneder. Hâlbuki insan yaratılanı keşfediyor, yaratmıyor, kendi vücudunda bir hücre bile yaratamadığı gibi daha vücudundaki hücrelerin sayımını tamamlayamamıştır.

Şahver Çelikoğlu

Esmaül Hüsna şerhi cilt :2 den alıntılar