El-Adl / El-Müntekim

esma

EL- ADL (CC)

Mutlak adalet sahibi, hiçbir şeyde aşırılığa düşmeyen.

Allah’ın isimlerinden biri olarak kullanıldığında mübalağa ifade eden bir sıfat olup, çok adil, asla zulmetmeyen, hakkaniyetle hükmeden, haktan başkasını söylemeyen ve yapmayan, anlamına gelir.

İslam filozofları adl sıfatını , “Allah’ın her varlığa layık olduğu imkân ve kabiliyetleri bahşetmesi” anlamına gelen inayet ve cömertlik kavramlarıyla açıklamışlardır.

Gazzali (ra), Allah’ın (cc) adaletinin ne anlama geldiğini bilmeden onun adil olduğunu anlamanın, fiillerini, yaratıp idare ettiği kainatı tanımadan da adaletini kavramanın mümkün olmadığını söyler.

Adalet zulmün zıddıdır. Zulüm kelimesinde, incitme, can yakma manası vardır. Zulmetmeyerek herkese hakkını vermek ve her şeyi akıl ve mantığa, hikmet ve maslahata uygun olarak yerine koymak da adalet demektir.

Allah Teâla adildir, zalimleri sevmez. Zalimlerle irtibatlı olanları, hatta zalimlerle teması olmadığı halde uzaktan onlara imrenen ve onları sevenleri de sevmez. Dolayısıyla İslamiyet’te, her ne surette olursa olsun zulüm haramdır, son derece çirkin bir sıfattır, hasmı da Allah’tır. Adalet ise makbul bir sıfattır, bu sıfat kendinde bulunana adil denir. Bu sıfat bilhassa hâkimlere, amirlere mülki erkâna daha ziyade yakışır. Onların muamelelerinde zulme kaymayarak daima hak ve hakikati aramaları cidden büyüklüktür.

Allah (cc) mutlak hâkim ve adalet sahibidir. Her şey O’nun adaleti ile doludur. O adaletini dünya ve ahirette kullarına gösterecektir. İnsanoğlunun hayat boyu işlediği bütün fiiller, muhakkak Allah’ın adaletine göre değerlendirilecektir.

Dünya hayatında inkârcıların peygamberlere ve müminlere çıkardıkları zorluklar, engellemeler, attıkları iftiralar elbette yanlarına kâr kalmayacak. Müminlerin cennetteki mertebelerini artıran bu zorluklar, inkârcıların da cehennemin esfeline inmelerine vesile olacaktır.

Allah’ın adaletini düşünürken, kesinlikle bir insanın adalet anlayışıyla değerlendirme yapılmamalıdır. Çünkü insan zaaflarına, isteklerine uyabilir, unutabilir, duygularına kapılabilir, en önemlisi karşısındakinin içinden geçirdiklerini bilmesi mümkün değildir. Allah Teâla ise asla unutmaz ve asla yanılmaz. İnsanın her hareketini gözetleyen ve kaydeden adil melekler tayin etmiştir.

Adaletin tahakkuk etmesi için bir takım vasıflar gerekir. Mesela Allah korkusu, kalp selameti, keskin zeka, idrak ve basiret, süratli intikal, cefaya tahammül, daima cesaret, kudret, insaf ve merhamet, insanlığa muhabbet gibi. Bu vasıflar bulunmayan şahıslarda adalet de olmaz.

Bazıları âlemdeki fenalıklara şerlere bakarak mesela; insanlar arasındaki bedensel arızaları veya yoksullukları düşünerek Allah’ın adaletinde eksiklik görmek isterler. Hâlbuki her şeyin yaratılışında insan aklının kavrayamayacağı birçok gizli hikmetler vardır. Kötülüğü görmeyen iyiliği bilemez. Her şey zıddıyla öğrenilir, mahiyetlerin birbirinden seçilmesi için hayır lazımsa, şerde lazımdır. Allah (cc) bunları yaratmakla hayrı şerri öğretmiş, kazanç yollarını açmış, her iki yolun sonuçlarını bildirmiş, dilediği yolu tercih edebileceği irade hürriyeti vermiştir.

Kuran-ı Kerim’de (Enam/115):”Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tam kemalindedir. Onun kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. O hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir. “buyruluyor. Anlattığı olaylar ve ortaya koyduğu hükümler bakımından Kuran-ı Kerim doğruluk ve adaletin doruk noktasıdır. O’nun emrettiği her şey adaletlidir ve onun dışında hiçbir şey adaletli değildir. O’nun yasakladığı her şey batıldır. Zira O bir bozukluktan dolayı yasaklar, nitekim (Araf/157) de: “O, kendilerine marufu emreder, münkerden men eder…”

Allah Teâla’nın bildirdiği her türlü vaadi ve vaidi, sevabı ve ikabı doğrudur. Bunlar mutlaka olacaktır, olduktan sonrada bir adalet olmuş olurlar.

El-Adl ismi şerifinin tecellisinin mazharı olan kimse, Hakkı, haklı olana, hakkı nisbetinde verir. Adalet istikametin ta kendisidir. İstikamet yemede, içmede, akidede, ibadette, amellerde, ahvalde, vakit geçirmede, bütün yapılan işlerde ifrat ve tefrite kaçmamak ve orta yolu tutmaktır.

Her şeyden önce kul, tutkularını ve öfkesini, akıl ve dine hizmetçi etmelidir. Eğer aklını tutkularına ve öfkesine esir ederse, adaletten ayrılmış kendi nefsine zulmetmiş olur. Kul şunu iyi bilmeli ki her şey bir sebebe bağlıdır, o şekilde tertiplenmiştir. Allah tarafından nasıl tertip edilmişse öylece vuku bulmaktadır. Allah’ın tertibinde haksızlık olmaz, Allah’ın her dediği doğru ve her yaptığı da adildir.

 

EL- MÜNTAKİM (CC)

Suçluları layık oldukları şekilde cezalandıran.

Allah Teala her toplumu, mutlaka içinde bulunduğu şirk, dejenerasyon ve bozulmuşluktan kurtulabilmesi için, seçtiği elçileri yoluyla uyarır. Bu toplumların uyarıları dinlememesi, ayrıca taşkınlıklarını artırarak devam ettirmelerinin ardından ise, Allah (cc) intikam alır. Allah’ın intikamı ise elbette insanların intikamına benzemez.

Allah (cc) O’ dur ki, asilerin belini kırar, canileri tepeler, azgın tağutları şiddetle cezalandırır. Yalnız bu cezalar, birçok kereler onların mazeretlerini kabul ettikten, azabla korkuttuktan, tevbe etmelerine fırsat ve mühlet verdikten sonradır.

Hiç şüphesiz, insanın yaratıcısını inkâr etmesi, O’na isyanda bulunması, nankörlük etmesi ve bu tutumunda ısrarlı davranması, işlenebilecek en büyük suçtur. Dolayısıyla, Allah’ın adaleti, buna uygun bir cezayı gerektirir. Mesela firavun kavmi, Eyke halkı, Lut, Ad, Semud kavimleri gibi. Vaktiyle dünyada yaşamış şöhretli güçlü kavimler, ellerindeki kuvvete güvenip, Allah’ın ayetlerini inkâr edip hiçe saymışlardır. Sonunda her biri türlü felaketle, bu âlemden yok olup gitti, ellerindeki kuvvet kendilerini kurtaramadı. Bu O’nun adaletinin gereğidir.

Hele Allah’a inanmış ve O’nun buyruklarına göre yaşamakta iken azıp da yoldan çıkan bir milleti Allah, dinsiz imansız ve merhametsiz kâfirlerle terbiye eder, onların başlarına musallat kılar. Salih ellerde ıslahı kabul etmeyen milletleri bekleyen akıbet budur ve adaletin ta kendisidir.

Kuran’da intikam kavramının fiil ve sıfat olarak, Allah’a nisbet edildiği bütün ayetlerin muhtevasından, bazı ilkel kavimlerin, yanlış bir şekilde inandıkları gibi, öç alma duygusu ve öfke dolu bir ilah imajı, hiçbir zaman çıkarılamaz.

İntikam söz ve fiille gerçekleşebilir. Buna göre Allah Teâlâ sözleri ile inkârcıları yerer, kötüler, lanetler. O’nun intikamı hemen gerçekleşebileceği gibi, ahirete de ertelenebilir. Bu O’nun takdirindedir. Allah Teâla’nın azamet ve ululuğunu bilen, O’nun intikamından çekinir. Merhametini bilen ise, Allah’ın kendisine nimet vermesini ümit eder.

Kâinatta yerde duran zerre dahi, O’nun izni olmadan hareket edemez. Bütün bu hareketler yumuşak geçtiği takdirde, O’nun ihsanından olur, aksine olursa, O’nun intikam isminden kaynaklanır.

Secde suresi yirmi ikinci ayette şöyle buyrulur: “Muhakkak ki Biz, suçlulardan intikam alıcıyız.” Allah’ın ayetleri ile kendilerine öğüt verildikten sonra, onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Bursevi şöyle mana veriyor: “Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra yüz çeviren” son derece açık olmalarına, iki cihan saadetini göstermelerine rağmen o ayetleri düşünmeyen, kabul etmeyen ve gereğince amel etmeyen “kimseden daha zalim kim olabilir?”

Hak Teâla hayır ile şerrin bütün ilkelerine hâkim, hayır ve hidayeti rahmetiyle himaye eden, kötülük ve hıyaneti de izzet ve intikamıyla giderendir. Allah, mutlak güç sahibi galip, kendine kulluk edeni aziz kılacak, şiddetli kuvvet sahibi ve dostları için düşmanlarından intikam alıcıdır.

Allah Teâla asla kullarına zulmedici değildir; sevaba en az bire on, ikaba ise, bire bir ceza verir. Küfür ve isyandan dönenleri elbette affeder. Emrine uyanı, Rasulünü tasdik edenleri de cennetine dâhil eder.

Derleyen Nezahat Külekçi

Kaynak: Ayet ve Hadisler Işığında el-Esmaü’l Hüsna Şerhi, Şahver Çelikoğlu.