Efendimizin Emaneti

efendimizinemaneti

       En eski çağlardan bugüne dek nesiller, hayatları boyunca kazandıkları servetleri, mal, mülk, alet ve eşyaları, kendilerinden sonrakilere miras olarak bırakıp gitmişlerdir. Bunlar maddî şeylerdir. Hiç şüphesiz eskilerin yenilere bu maddî mirasın yanı sıra bıraktıkları daha başka değerli şeyler de vardır. Bunlar görgü, tecrübe, bilgi, dil, edebiyat, örf, âdet, hukuk gibi sosyal ve kültürel gerçeklerdir. Denilebilir ki bu mânevî miras, ilkinden daha da değerlidir. Çünkü bir toplumu, bağlantısız ve amaçsız bir yığın olmaktan çıkarıp görgülü ve köklü bir ulus hâline yücelten bir hazine, yeni atılım ve başarılar için gerekli bir dayanak ve engin bir güç kaynağıdır. O halde yeni nesillerin, bu mânevî mirası da almaları, daha önceki deneme, yanılma ve başarıları öğrenerek bunların ışığı altında eğitilip geleceğe hazırlanmaları, toplumun ilerlemesi ve güçlenmesi için şart olmaktadır.
Yüce Rabbimiz, Âl-i İmrân Sûresi, 104. ve 110. ayetlerde bizlere hitaben şöyle buyurmaktadır: “ İçinizden (herkesi) hayra çağıran, iyiliği (meşru şeyleri; tevhîdi ve sâlih ameli) emreden ve kötü olandan men eden bir ümmet (bir topluluk) olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
“ (Ey Muhammed ümmeti! Dîniniz sayesinde) siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. (Çünkü) iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah’a (hakkıyla) inanırsınız. Eğer Ehl-i Kitab (yahudi ve hıristiyanlar) da (sizin gibi) iman etmiş olsalardı, elbette onlar için hayırlı olurdu. (Gerçi) onlardan bir kısmı iman etmişlerdir. (Fakat) onların pek çoğu (dinden) sapmış kimselerdir.“
Bu ayet-i kerimelerden de anlamakta olduğumuz gibi, asil dinimiz ümmet-i Muhammed’e belirli bir görev, yani irşad görevi yüklemiştir.

Bizim ecdadımız İslâmî ilimlerin, değil yüksek tahsilini, değil mastırını, doktorasını, doçentliğini, profesörlüğünü, ordinaryüslüğünü yapmış; büyük müçtehitlerin yaşadığı sahalarda olmanın gerçeklerini görerek yetişmiş ve gelmişlerdir.
Bu bir mirastır bize, çok büyük bir avantajdır. Bu asırda yaşayan, şu anda bayrağı omuzlayan kişiler olarak bizler de bu şuura sahip olmalı, Peygamber (sas) Efendimizin hadis-i şerifinde bahsettiği taifeden olmak için, çok önemli olan bu göreve sahip çıkmalıyız. Peygamber (sas) Efendimiz buyuruyorlar ki;
“Kıyamete kadar daima hakkı tutan, hakkı destekleyen bir taife mevcut olacaktır. Onlara yardım etmeyen, çelme takmaya çalışan insanların onlara zararı olmayacaktır. Kıyamet kopuncaya kadar böyle iyi insanlar bulunacaktır.”
Hakkın hâkim olmadığı yerlerdeki boşluklara batıllar yayılır. O boşlukları bırakırsak vebal bizim olur. Onun için bizim her yere hâkim olmamız lazım! Yani her beldeye, her şehre ve toplumun, cemiyetin faaliyetlerinin her dalına hâkim olmamız lazım! Bizim asıl vazifemiz, irşad ve tebliğ çalışmasına önem vermek olmalı…
Peygamber SAS Efendimizin sevgisini içimizde canlı tutmaya gayret etmeli, Salât ü selâmı Peygamber Efendimize çokça getirerek sevap kazanmaya çalışmalıyız.
Peygamber SAS Efendimize ittibâ etmemiz, yâni sözlerine, tavsiyelerine, emirlerine, sünnetine Müslümanlar olarak uymalıyız ki, kurtuluşa eren zümreden olabilelim…
Müslüman Müslümanın her yönden yardımcısı olacak, objektifi olacak, yardımına koşacak, ihtiyaçlarını giderecek. Bu zamanda böyle bir şey görülmüyor. Çünkü Müslümanlar gerçek Müslümanlıktan uzak, hakîki Müslümanlıktan uzak yaşıyorlar ve bir sürü yalan yanlış fikirlerle avunuyorlar.
En çok okuyacağımız kitaplar Peygamber Efendimizin hadis-i şerifleri olmalı! Okudukça anlayacağız, Peygamber SAS Efendimiz neden Allah’ın en sevgili kuluymuş, onu göreceğiz. Kendimizin Müslümanlığının, asıl Müslümanlıktan ne kadar farklı olduğunu hayretle göreceğiz.
Peygamber SAS Efendimizin hadislerini öğrenmemiz, hayatını tanımamız lazım! En başta okuyacağımız kitaplar, kütüphanemizde bunlar olmalı. Sahih kitapları okumalı ve her okuduğumuzda, okuduktan sonra uygulamalıyız.
İlim sırf bilgi toplamak için değildir İslâm’a göre; bildiğini uygulamaktır asıl olan. Peygamber Efendimizin sünnetini öğreneceğiz, uygulayacağız ve ümmet olma şuuruna sahip olacağız!
Allah’ın sevdiği, Allah’ın rahmetine ermiş, mazhar olmuş yüksek bir ümmettir ümmet-i Muhammed… Ümmet-i merhùmedir; yâni Allah’ın rahmetine ermiş, methedilmiş bir ümmettir.
Ümmetini seveceğiz, ümmet şuuruna sahip olacağız ve ümmeti her türlü tehlikelerden korumak için, elimizden geldiğince gayret göstereceğiz ve her türlü yardımı yapacağız.
Peygamberimiz siyasî, ekonomik ve kültürel faaliyetlerde bulundu. Her yönden çalışmalar yaptı. Biz de, hayatın her dalındaki faaliyetleri yapmalıyız. Peygamber Efendimiz (s.a.s) Medine-i Münevvere’de neler yaptıysa, bizde hayatın her alanında faaliyet göstermeliyiz. Bunların hepsi insanoğlunun Allah-u Teâlâ hazretlerine halisâne ibadet etmesi için gerekli çevreyi ve şartları hazırlayan faaliyetlerdir:
Kültürel çalışmalar, eğitim çalışmaları olmasa Peygamber’in (s.a.s.) Mescid-i Saadet’i bir üniversite gibi çalışmasa, Kur’ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîf, fıkıh ve diğer bilgiler, gece gündüz, yirmi dört saat öğretilmese İslâm öğrenilmez, başkalarına nakledilmezdi.
Ekonomik faaliyetler olmasa, insanoğlunun büyük bir ihtiyacı karşılanmamış olurdu. Öteki çalışmalar olmasaydı, düzen olmazdı. Binâenaleyh bunların hepsini biz yapmalıyız. Kalem kalem, madde madde bunları düşünerek yapmalıyız, çünkü bunlar İslâm’ın payidar olması için şarttır, gereklidir, lüzumludur. Bunları ihmal ettiğimiz zaman, İslâm’ı yaşatmamız mümkün değildir.
Rasulullah (sas) Efendimizin Veda Hutbesinin özellikle son kısmında bildirdiklerine dikkat edersek,
“…Size iki ağır emanet bırakıyorum. Onlardan birincisi, yüce Allah’ın kitabıdır ki, onun içinde hidayet ve nur vardır. O’nu tutun ve O’na sımsıkı sarılın. İkincisi de Ehl-i Beytim’dir…”
Buyruğunu bizlere bırakmış olduğu mirası olarak baktığımızda; Kur’an-ı Kerim’in hayatımızdaki öneminin çok daha fazla ortaya çıktığını görmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’e ve Rasulullah (sas) Efendimizin Ehl-i Beytine sahip çıkarak, mirasına sahip çıkmalı ve hakiki ümmet olma şuuruna sahip olmalıyız…
21. yy.da yaşayan ümmet-i Muhammed olarak Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun ki Ümmet-i İcabet olanlar zümresine dahil olmuşuz. Biliyoruz ki kıyamete kadar gelecek olan tüm insanlar Peygamber Efendimizin (sas) ümmetidirler. Daveti henüz kabul etmedilerse Ümmet-i Davet kısmından olan Peygamber Efendimizin ümmeti…
Bizlere düşen kutsal görev; Ümmet- i Davet durumunda bulunanlara bu emaneti anlatmak ve hidayet cezbedecek gönül samimiyetine ulaşmaları için gayret etmek… Kutlu mirasın farkında olmalı, mirasyedi durumunda olmamaya dikkat ederek, bu ulvi mirası bizden sonra ki nesle en güzel şekliyle aktarabilmek için sınırlarımızı zorlmalıyız.
Varoluşlarının manasını araştırmak yerine, acınası vahim akıbetlerine doğru hızla ilerleyenlerden olmamak için çok düşünmeli, Peygamber Efendimizin (sas) manevi mirasını devam ettiren lideri bulmalı, sahabe zihniyeti ile teslim olmalı ve bir an önce yol almalıyız… Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol…
Prof. Dr. Mahmut Es’ad Coşan Hocaefendi (Rahimehullah)nin duasına can-ı gönülden Amin diyoruz…
Allahu Teâlâ hazretlerine hamd ü senâlar olsun… Biz de bu yolda yürürken, şu çağın içinde de böyle sünnet ehli olmak ve sünnet ehli olmakla beraber, irfan yolundan uzak olmamak gibi bir meziyete sahibiz.
Allah’a sonsuz hamd ü senâlar olsun ki bizi takva yolunda, Kur’ân-ı Kerîm yolunda, tam olan bir yolda, ifrat ve tefritten uzak, dinin özüne, temel çizgilerine tamamen mutabık bir yolda yürüyen bir cemaat eylemiştir.
Allah-u Teàlâ Hazretleri Peygamber Efendimiz’i sünnetini öğrenmeyi nasib etsin… Sevgisine, şefaatine nail olmayı nasib etsin… Rüyalarımızda gül cemâlini görmemizi, sünnetine uygun yaşayıp, imân-ı kâmil ile, mü’min-i kâmil olarak ahirete göçtükten sonra, ahirette Peygamber Efendimiz’e komşu olmayı nasîb eylesin…

Hazırlayan: Fatma Tamer