Efendimiz (sav)'in Hanımlara Karşı İnceliği

 

“Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum, vasiyyetimi tutunuz.” (1)

Zeynep Yaren

 

Efendimiz (as)’in hayatının hiçbir bölümünün karanlık kalmamış olması, ümmeti için ne büyük rahmettir. Çünkü O (as) en güzel örnektir.(2) Nurlu yaşantısı ile bize örnek bir hayat sunmuş; mübarek sözleri ile bu imtihan dünyasını yaşanılır bir yer haline getirme ve ahiret yurdu için değerlendirebilmenin ipuçlarını vermiştir.

Günümüz dünyasında güç merkezli hayatların kurulduğunu görüyoruz. Gücün hâkim olduğu hayatlarda da özünde duygusallık, incelik olan kadın cinsinin oradan oraya savrulduğuna, yıprandığına şahit oluyoruz. Bu keşmekeş içinde sağlıksız ruh halleri yaygınlaşıyor, gelecek nesillerin yetişmesindeki en önemi role sahip olan anneler, görevlerini tam anlamıyla yerine getiremiyor. Asr-ı Saadet dönemine dönüp baktığımızda, bu sıkıntıların çaresini görüyoruz; Efendimiz (as)’in hanımlara karşı gösterdiği inceliği gördüğümüzde, işte bu, demekten kendimizi alamıyoruz.

Kadın önce kız çocuk olarak çıkar karşımıza. Hassas, narin, güzel bir kız çocuğu. Rasul-i Ekrem (as) Efendimiz kızı Hz. Fatıma (ra)’yı çok severdi. Hz. Fatıma (ra) babasının yanına geldiğinde, Efendimiz (as) O’nu ayakta karşılar, kucaklar, yanaklarından/alnından öper, elinden tutarak kendi yerini O’na ikram ederdi. Böyle bir baba-kız ilişkisi, ne kadar da imrenilmeye değer.

Kadın eş olarak yerini alır dünyada. Sevilmekle mutlu olan, duygusal, estetik bir insan. Efendimiz (as) evliliği teşvik etmiş (3), herhangi bir zaruret olmadıkça bekârlığı tercih etmeyi uygun görmemiştir. Bu geçici dünya hayatı içinde kadının sevilecek bir varlık olduğunu (4), fayda sağlayan en hayırlı varlığın da dindar kadın olduğunu(5) ifade etmiştir. Toplumun temel yapısı olan aile kurumunun sağlıklı olması için her iki tarafa da tavsiyelerde bulunmuştur. Kendisinin hanımlara nasıl davrandığına dair pek çok örneği de, aile yaşantılarında buluyoruz.

Hz. Hatice (ra) annemiz, Efendimiz (as)’in ilk eşidir, çocuklarının annesidir. Bu evlilikte, eşlerin dost ve sırdaş olmalarına, birbirine karşı güven duymalarına, sadakat ve vefa göstermelerine şahit oluyoruz. İlk vahiy geldiğinde, Efendimiz (as)’in bu garip durumu paylaşmak için koştuğu yer eşi Hz. Hatice (ra) annemizin yanıydı. Ve kendisine ilk iman etme şerefi de yine Hz. Hatice (ra) annemize nasip olmuştu. 25 yıl devam eden bu güzel ilişkideki muhabbet, Hz. Hatice (ra) annemizin ahiret yurduna göç etmesinden sonra da devam etmiş, Efendimiz (as) sık sık ilk eşinin güzel yönlerini anmış, O’nun dostlarına hediye göndermiştir.(6) Öyle ki bu durum, yıllar sonra Hz. Aişe (ra) annemizin kıskançlık duygusunu kamçılamıştı.

“Hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olandır.”(7) “Hayırlınız, aile fertlerine karşı hayırlı olandır. Ailesine en hayırlı olanınız benim.”(8) buyuran Efendimiz (as)  hanımlarına karşı gösterdiği nezaketle, insanlığa örnek olmuştur. “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin”(9) ilkesini koyarak muhabbetli bir toplum oluşumundaki en önemli ve zarif davranışı teşvik eden Efendimiz(as) hanımlarına karşı duyduğu sevgiyi zaman zaman dile getirmiştir. Hz. Aişe (ra) annemiz ile olan muhabbetlerini “Kördüğüm gibi” diyerek ifade etmesi ve ilerleyen yıllarda, hanımının “Kördüğüm ne âlemde?” sorusuna “ İlk günkü gibi” ifadesiyle verdiği cevabı da Efendimiz(as)’in letâfetine verilebilecek güzel bir örnektir. Mübarek eşleri deveye binerken Efendimiz (as) dizlerini basamak yapmış, ev işlerinde kendilerine yardım etmiştir.

Kocalarının kendilerini dövmesinden şikâyet eden hanımları duyduğunda ise “Kadınlarını döven o kimseler, sizin hayırlınız değildir”(10) buyurarak, o erkeklerin düştüğü zavallı durumu açıkça ilan etmiştir. Hayat gerçeği içinde elbette olumsuz durumlar da yaşanılacaktır. Ancak bu gibi durumlarda kin tutarak, olayı içinden çıkılmaz bir duruma dönüştürmek, Efendimiz (as)’in “Bir kimse karısına kin beslemesin; onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir” buyruğu ile yasaklanmıştır.  Bugün kadınlara karşı takınılan olumsuz tavırların temelinde, bu kin duygusunun ne kadar da etkin olduğunu fark edince, Efendimiz (as)’i daha iyi anlıyoruz.

Bir gün kadınların kocaları üzerindeki hakları sorulduğunda: “Yediğiniz ölçüde yedirmek, giydiğiniz seviyede giydirmek, yüzlerine vurmamak, yaptıkları işin ve kendilerinin çirkin olduğunu söylememek, onları yataklarında yalnız bırakmak gerekirse, bu işi sadece evde yapmaktır.”(11) buyurmuştur Efendimiz (as). Yani kadının maddi ve manevi ihtiyacı özetlenmiş, iyi bir kocanın bunları hakkıyla yerine getirmesi istenmiştir. Bugün, arka planında art niyet taşıyan bir oyunla kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan içinde kadın ruhu için, ne kadar güzel bir reçete sunulmuştur. Hanımının ağzına sunduğu lokmayı sadaka olarak gören Efendimiz (as) ailesinin nafakası için çabalayan eşleri de övmüştür. Kadın elbette çalışır, ancak amaç kendi ayakları üzerinde durmaktan daha ulvi olmalıdır. Hadis-i Şerifte söz konusu edilen başka bir davranış biçimi de yine muhteşem bir zerafet örneğidir. Hanımlar beğenilmek isterler, gerek kendileri olarak, gerek yaptıkları işlerle. Bu konuda Efendimiz (as) çirkinliğe dair söylenecek her sözü, imayı, kaba davranışı yasaklamıştır. Yatakta yalnız bırakma durumu ise, hayat gerçeği içinde karşılaşılabilecek en olumsuz durumların da ele alınması gerekliliği ile ilgilidir. Oldu ki iş, yatakları ayırma noktasına geldi; bu durumda hanım, yine kendi evinde muhafaza edilmeli, çaresiz bir biçimde kapı dışarı edilmemelidir.

Kadın, annedir ilerleyen zaman içinde. Efendimiz (as) annesini küçük yaşta kaybetmiştir. Ancak yine de bazı olaylar vardır, anne sevgi ve hürmetini görebileceğimiz. Süt annesi Halime Hatun’a karşı olan davranışından, bir anneye gösterilebilecek nezaketi anlayabiliyoruz. Efendimiz (as) Halime Hatun’u gördükçe “Benim annem, annem; benim annem!” der, kendisine candan sevgi ve saygı gösterir, omuz atkısını yere serip, O’nu oturtur, bir dileği varsa hemen yerine getirirdi. Halime Hatun, zor durumda kaldığında, kendisine yüklü hediyeler vermiş; vefat ettikten sonra da geride kalanlarına hayırda bulunmuştur.(12) Efendimiz (as)’in anne yerine koyduğu bir hanım da dadısı Ümmü Eymen’dir. Efendimiz (as) dadısını sık sık ziyaret eder, “annemden sonra annem” diyerek sevgi ve saygı gösterirdi.(13) Efendimiz (as)’in anne yerine koyduğu bir cennet hatunu daha vardır: Ebu Talib Amca’nın eşi Fatıma Hatun. Efendimiz (as) “Annemden sonra annemdi” diyerek andığı bu hatunu, sağ bulunduğu müddetçe gidip ziyaret etmiş, evinde kuşluk uykusu uyumuştur. Vefat ettiği zaman da mübarek gözlerinden yaşlar akıtmış ve gömleğini O’na kefen olarak sardırmış, cenaze namazını kıldırmış, kabrine önce kendi uzanmış, sonra O’nu indirmişti. Başka hiç kimse için yapmadığı bu davranışın nedeni sorulunca, “Ahirette cennet elbisesi giysin diye, gömleğimi sardırdım; kabre ısınması için de oraya uzandım” buyurmuştur.(14) Bir anne burada gördüğümüz muameleleri görmekten çok fazla bir şey ister mi?

Kadın toplumun içinde bir insandır. Her kadın, birinin kızı, birinin eşi ya da birinin annesidir. Efendimiz (as) için her kadın değerlidir, hürmet gösterilmeye layıktır. Güç merkezli günümüz dünyası için şu hadis-i şerif ne kadar da manidardır: “Allah’ım! İki zayıf kimsenin, yetim ve kadının hakkını yemekten herkesi şiddetle sakındırıyorum”(15) Erkeğe nispeten daha narin ve daha hassas olan kadınların haklarını korumak için, sadece bu mübarek söz yeter de artar, anlayan için.

Kadınları bu imtihan dünyasını güzelleştirebilen insanlar olarak yaratan Yüce Rabbimize sonsuz hamdu senalar ve kadınlara iyi davranmayı vasiyet eden Sevgili Efendimiz’e sonsuz selâmlar olsun.

 

 

(1) Buhari, Enbiya 1
(2) Ahzab Suresi 21. Ayet
(3)Buhari, Nikah 15
(4) Nesai, İşaretu’n-Nisa 1
(5) Müslim, Rada’ 64
(6) Buhari, Menakıbu’l-Ensar 20
(7) Tirmizi, Rada’ 11
(8) İbn Mace, Nikah 50
(9) Ebu Davud, Edeb 113
(10) Ebu Davud, Nikah 42                          (11) Ebu Davud, Rada’ 41
(12) M.Asım Köksal, Hz.Muhammed ve İslamiyet, Işık Yay. C.1, S.51
(13) age S.55
(14) age S.75
(15) Nesai, es-Sünenü’l-Kübra, İşaretü’n-Nisa 64