Editörden | Kadın ve Aile

Editörden

Yaşadığımız şu evreni paylaştığımız milyarlarca canlı var. Doğuyor, yiyip içiyor, büyüyor, çoğalıyoruz. Diğer bütün canlılar gibi. Peki, bizim onlardan farkımız ne?

İrademizle yüklendiğimiz sorumluluk duygusu. Bunun bilincinde olmak, kimlere karşı ne sorumluluklarımız olduğunun farkında olmak ve gereğini yapmak hayatımızı anlamlı kılacaktır. İbrahim as’ın arayışı da, gençlik çağında avlanırken iki defa “Sen bunun için mi yaratıldın, bunu yapmakla mı emrolundun?” şeklinde gaipten gelen bir sesle İbrahim b. Ethem’e tacı tahtı terk ettiren de bu anlam arayışı değil miydi? Başka bir rivayette de çatıda gece vakti kaybettiği devesini arayan kişiye bunun ne mantıksız bir iş olduğunu söylediğinde “ Sen Allah’ı altın taht ve süslü elbiseler içinde arıyorsun. Damda deve aramak bundan daha mı garip?” karşılığı ile sarsılıp hayatının anlam yolculuğuna çıktığını söyleyebiliriz. Kendimize uyarladığımızda ise hiç ölmeyecek gibi yaşıyor olmakla sonsuz olan hayatı unutup kendimize sanal bir sonsuzluk oluşturmuş olmuyor muyuz? Tıpkı sanal gerçeklik gözlükleri gibi. Gün gelip türlü türlü imkânlara kavuşup, kalan ömrümüzde istediğimiz rahatlıkta yaşayabileceğimizi düşünürken sonsuzmuş gibi yaşadığımız bu hayatın bizi tükettiğini fark ederiz. Fark edebildiysek ne âlâ. Geç de olsa anlam yolculuğuna çıkabiliriz. İşin acı tarafı ise sanal olanı gerçekmiş gibi yaşayarak gerçek olana hazırlıksız başlamak…

Acı demişken İnsanın Anlam Arayışı adlı eserde yazar; yaşamak acı çekmektir; yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır. Eğer yaşamda bir amaç varsa acıda ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Ama hiç kimse bir başkasına bu amacın ne olduğunu söyleyemez. Herkes bunu kendi başına bulmak ve bulduğu yanıtın öngördüğü sorumluluğu üstlenmek zorundadır. Kişi bunu başarabildiği takdirde onur kırıcı bütün rezilliklere karşın gelişimini sürdürecektir, der. Hakikatin farkında olmanın yeterli olmadığı herkesçe malumdur. Hemen sonrasında gereğinin yapmak vardır. Prof. Dr. Halis Aydemir’de, fark edilen hakikatin gereğinin yapılmasının bazı zorlukları getirebileceğini, duygularla düşüncelerin her zaman paralel olmayabileceğini ve akleden yanımızı yani kalbimizi esas almamız gerektiğini Kur’an-ı Kerim’in haber verdiğini söyler. Rabbimizin bizleri, koyduğu ahengi anlayıp fark edecek potansiyelde yaratmış olduğunu ifade ederek bazı yanlışlarımızın olabileceğini; o zaman da vicdanen rahatsız olacağımızı ekler. Bu da hesap vereceğimiz biri olduğunun bilincinden kaynaklıdır der. “Aklederek kalplerimizle istikamet buluruz. Kalp doğru bilgiyi üretebilir. Ancak mukayese ve muhasebe yapabilmek için veri toplamak şart.”

Dilin gücü adlı eserde de, düşünen birçok çevrelerin on yıllardan beri baş kavramının anlam olduğu, hangi varlık bölgesini deşerse deşsinler bilim insanlarının artık anlamlarla uğraşıyor oldukları belirtilir. Filozofların da, bazen pek belirmese de, dönüp dolaşıp aydınlatmayı denediği temel soru ‘anlamın anlamı nedir?’ sorusudur diye geçer. Elbette şimdi bu kadar derine inmeyeceğiz. Detayları Efendimiz sav’in ayında girdiğimiz 86. sayımızda bulacaksınız. Anlam dil ilişkisi, Bâki Kalan Bu Kubbede… başlığı ile anlam dünyamıza değer katan bir hayat üzerinden ele alınmış yazımızı, sosyokültürel ve psikolojik açılardan anneliği ele alan yazımızı ve Anlam Dünyamız ve değerlerimize dair diğer yazılarımızı istifadenize sunuyoruz.

“Dünya üç günden ibarettir. Biri dündür, geçmiştir, ibret alınacak gündür. Diğeri bu gündür, amel etme günüdür, ganimettir. Diğeri de yarındır ki emeldir, tehlikelidir. Ona çıkıp çıkamayacağını bilemezsin.” denmiştir. Gerçekten de daha dün gibi olan Recep ayı geçmiştir. Ramazan ayına da ulaşacağımız meçhuldür. O halde varoluş hakikatine ermek, dünya hayatını anlamlı hâle getirebilmek ve Şaban ayının gereklerini yapabilmek hepimizin nasibi olsun.