Editörden

“Çünkü Allah katında yerde gezinen canlıların en kötüsü, aklını kullanıp (gerçeği) düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal, 8/22)

Ayet mealinde verilen misal, Allah’ın ayetlerini duymak ve düşünmek içindir. Düşünmek, insana mahsus temel bir özelliktir. İnsanlık düşünmez hâle gelince biter; varlığının değeri yok sayılır. Duyup düşünen insan, gerçeği bulmaya, kendini ve gayesini bilmeye, söylemeye, gereğini de yapmaya çalışır. Peygamberimiz (sas.) de, “Kendini bilen Rabbini bilir.” buyurmuşlardır. Rabbini ve O’na kulluğunu bilemeyen ise henüz kalıp insanlığındadır. Kendi mahiyetini tanıyıp bilemeyen ve yüce Yaratıcısı ile münasebet kuramayan bahtı karalar, sırtlarında bir hazine taşıdıkları halde değerini bilemeyen, anlayamayan yük taşıyanlar gibi dünyadan göçüp giderler.[1]

Ayet ve hadis-i şeriflerde önemi üzerinde durulmuşken acaba bizler neyi, nasıl, niçin düşünmemiz gereğinin ne kadar farkındayız? Gerçeği aktarıldığı şekliyle olduğu gibi hemen kabul mü ediyoruz, irdeleyerek, akıl yürüterek algılamaya mı çalışıyoruz? Olay ya da durumun parçalarını ayrı ayrı ele alıp, bütünle olan ilişkisini görebiliyor muyuz?

Herkesin birbirine ulaşabildiği, iletişimin ciddi anlamda kolaylaştığı, hızlandığı ve kişiler arasında zaman ve mekan farklarının ortadan kalktığı günümüzde Dünyamız için ortaya atılan  “global köy” kavramını duymayan yoktur herhalde. Yeni medya sayesinde insanların birbirine ulaşma imkânı, yayın yapma olanağı ve bilgiye erişme kolaylığı bu kavramı destekler niteliktedir. Bu durumda sanal olarak da olsa nasılsa görüşülüyor olması, birbirlerini daha az gören akrabalar, arkadaşlar, eş ve dostlar durumuna getirmiş olsa da insanları, konumuz şu an bu değil. Devam edelim o halde. Haa yeni medya sayesinde insanlar bir etkinlik, ortak bir değer veya kampanya adına bir araya gelebiliyor ve toplumda birleştirici bir mekanizma sağlanabiliyor diyebilirsiniz. Bu durumda siz de haklısınız. Nasreddin Hoca’nın kulakları çınlasın. Tam da burada iletişim unsurlarının bizleri ne kadar etkisine aldığını, varoluş gayemize ulaşmada bu unsurları nasıl kullanabileceğimizi kendi içimizde sorgulama gereğini hatırlatmak isterim.

Bir soru sorulur. Birbirinden farklı nice cevaplar alınır. Birileriyle tanışıldığında yöneltilen sorulardan biri de “Mesleğiniz nedir?” sorusudur.  Bu soruyu kimileri öğretmen, kimileri doktor, kimileri mühendis, işçi ya da çiftçi diye cevaplarken hepsinin ortak noktalarına bakarsak karşımıza kul oluş çıkacaktır. Yani kulluk vazifesi akıl sahibi her yaratılmış için en önemli ve ortak meslek diyebilir miyiz?

Size bir soru daha sormak isterim: Okumayı sever misiniz?

Genelde verilen cevaplarda akla gelen ilk okuma kitaplar üzerine olsa da, kâinat okunamaz mı, kişi kendini okuyamaz mı? Okunacak tek şey kitaplar mı? Yaratan Rabbin adıyla başlanan her okuma kim bilir ne anlamlar katacaktır hayatımıza.

Şu hayat yolculuğunda karşımıza çıkan nedenli ve niçinli soruların cevaplarını, düşünme becerilerimizle arayıcı olmak ve varoluş gayemize ulaşmada mesai harcamak elbette yüz güldürecek, gönül ferahlatacak, iç huzuruna sahip kılacaktır bizleri.

Kritik analitik düşünceyi farklı konu ve bakış açılarıyla ele alacağımız yeni sayımızla sizleri baş başa bırakıyoruz.

“Allah bizlere makyajla saklanan sahte yüzleri, kamufle edilerek süslü kaplarda sunulan zehir içecekleri ayırt etme feraseti, yeteneği, kabiliyeti versin, idrakimizi güçlendirsin.” [2]

 

[1] Feyzü’l-Furkan Açıklamalı Kur’an-ı Kerim Meali.

[2] M. Nureddin Coşan.