Editörden

Sizler için üzerine çok şeyler söylenip, yazılmış, yazılmaya da devam edecek bir konu seçtik:

 “Sanat ve Sanatkâr Hanımlar”

TDK’ya baktığımızda; bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık, belli bir uygarlığın veya topluluğun anlayış ve zevk ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım,  “Konuşma sanatı” gibi, bir şey yapmada gösterilen ustalık anlamları karşımıza çıkıyor. Tabi kişilerin ve toplumların beklentilerine göre farklı tanımlar olabilecektir.

Çok eski topluluklarda da var olduğu bilinen sanat kavramı tarihî süreç içinde incelendiğinde gerçekten evrensel bir olgu olduğu gözlemlenir. Geleneksel ya da modern sanatlar, sadece yetenek ve becerilerin ortaya konması değil belki de evrenin ve birçok bilinmeyenin de keşfedileceği, en önemlisi kişinin kendini tanıma adına bir yolculuğa çıkmasıdır diyebiliriz. Edebiyat derslerinden çoğumuzun bildiği, hatta münazaralara konu olan “Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi?” ifadeleri günümüzde de bir sonuca ulaşmış değildir. Zira birbiriyle ilişkili, bir bütünün ayrılmaz parçası gibidirler. Bir sanat her ne kadar bireysel olarak ortaya çıksa da zamanla topluma mâl olmadıkça o sanatçının ismi de tarihin sayfalarından silinecektir. Oysa bir Mimar Sinan, Tanburi Cemil Bey, Fuzuli, bestekâr, şair ve hattat Itrî, Dede Efendi, “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu ile sanat ve düşünce hayatımıza büyük katkıları olan Osman Hamdi Bey, Arif Nihat Asya ve niceleri hâlâ konuşuluyor.

Sanat dünyasına baktığımızda üslubunu sanatına yansıtarak farklı alanlarda eserler veren nice kadın sanatkârın yetiştiğini de görürüz. Biz de bu bültenimizde, sanata dair yazılanlara bakma, musiki ile de ilgilenmiş olan

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ

Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek.

diyen bestekâr ve Osmanlı hanedanının Divan sahibi tek kadın şairi Adile Sultan’ı tanıma fırsatı bulacak, müzehhip Serap Bostancı Tuluk Hanımefendi ile geleneksel sanatlarda Peygamber sevgisi üzerine yaptığımız röportajı istifadenize sunacağız. Sanatın, verdiği hiçbir nimeti yalanlayamayacağımız O gerçek Sanatkârı görmemizi sağlayıcı yanını edebi bir dille sunarken, Osmanlı hayatında sanatın yerini, sanat ve tasavvufta Hz Peygamberin fesahat ve belagatinden en çok faydalanan Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer, Hz. Osman ve ilmin kapısı Hz. Ali’ye nasıl yer verildiğini ve diğer başlıklarımızı sizlerle paylaşacağız.

Duygularını kaybetmediği sürece insan varsa sanat da var olmaya devam edecektir. Sanatın ve bizi gerçek sanatkâra ulaştıracak sanatçıların hayatımızda olmaları temennisiyle…

Hoşça bakın zatınıza.