Editörden

 

Neler söylenmedi onun hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecektir de… Adına gül dediler ve besteler yaptılar gül terennümünde, ilahiler söylediler gül deminde… Aherli kâğıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, Rasul’ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta’lik. Hamdullah’tan Hâmid’e harf başına Muhammed diye yazdı divitler; Levnî’den Osman’a tel tel renk verdi maviler ve çivitler. Onun içindir ki ne yana baksa Rasul’den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Rasul’ü özler, geceler ve gündüzler… Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep Rasul’ün gül yanağından alır ilhamını. Kâğıt, kalem ve kitap… Söz, kelam ve hitap… 

                                                                                                                                                                             İskender Pala

 

Ne mutlu ki, görmek yine nasip oldu Allah’ın güzel aylarından biri olan Rebiulevvel ayını. Güzelliğini, içinde nuruyla dünyayı aydınlatıp, beşeriyete iki cihanda saadet vesilesi olacak Habib-i Kibriya’nın dünyaya teşriflerine borçlu olsa gerek. Her yeni konumuzu hicri takvime göre girdiğimizin, dikkatinizi çektiğini düşünüyorum. Neden derseniz, cevabı Muharrem Nureddin Coşan hocaefendimizin sözleriyle vermek isterim:

 

“Kur’an-ı Kerim mesajının tamamı Ay Takvimi esasına göre inmiştir. Her biri zaman mefhumuna dayalı olan İslâmî kavramlar, Ay Takvimi’ne göre düzenlenmiştir. Temel ibadetlerimizden Haccın ifası, orucun ne zaman başlayacağı ve biteceği, mübarek kandiller ve bayramlarımız, hangi gece veya gündüzlerin diğer gecelerden üstün olduğu veya feyiz ve bereket açısından daha önemli olduğu hep Hicrî Takvim esasına göre belirlenmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar da hayatlarında yer teşkil eden önemli tarihleri Hicrî Takvim’e göre belirlemeli ve Hicri Takvim’e göre törenlerini düzenlemelidirler. Dualarını ve hediyeleşmelerini o günlerde arttırmalıdırlar.”

 

Bu kutlu günlerde istedik ki, paylaşımlarımız Efendimiz(sav)’in zerâfeti, letâfeti, basireti ve ferâseti olsun.

 

İslâm ahlâkının gereklerindendir incelik, zerafet, nezâket ve letafet sahibi olmak. Ancak sadece sözlerimizde kalmamalı. Bu güzellikler davranışlarımıza yansımalı, ailemizle, komşularımızla, akrabalarımızla ilişkilerimizde kendini göstermeli; çocuklarımıza da bizden küçüklere de örnek olmalı.

 

Efendimiz’in makâmı üzerindeki kubbenin tamirâtı sırasında rûhâniyetlerini rahatsız etmemek için gösterilen nezaket, incelik gönüllerde hayranlık uyandırıyor. Çalışanların hiç bir dünya kelâmı konuşmadığı; tuğla istendiğinde Allah, çekiç istendiğinde Lâ ilâhe illâllah, su istenecekse Bismillah… diyerek anlaştığı tamamen maneviyat dolu bir ortam. Yakın geçmişimize kadar selâtin camilerinde bir sünnet devam ettirilmiş. İnceliğe bakınız; Efendimiz’in âmâ müezzini Abdullah ibn-i Ümm-i Mektûm gibi âmâ bir müezzin bulundurmak. Unutulan güzellikleri ortaya çıkarıp, yaşamak ve yaşanmasına vesile olmak da manevi bir haz verecektir sahibine. Kim bilir hayatımıza yansıttığımız bu incelikler, zerafetler, nezaketler basiretimizi açacak manevi ikramlara vesile olacak.

 

Enfal Sûresi 29. ayet-i celilesinde: “Ey iman edenler! Eğer Allah’a saygı duyup emrine uygun yaşarsanız, size, iyiyi kötüden ayırt eden bir anlayış/bir nur verir. Kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.” buyrulur. Cümlemize nasib olsun.

 

Bu sayımızda; kadınlara iyi davranmayı vasiyyet olarak bildiren Efendimiz(sav)’in hanımlara karşı inceliğini farklı yaş grupları için örneklerle istifadenize sunduk. Peygamberimizin hayatından hayatımıza izdüşümler dedik. Çocuklara basiret ve feraset duygusunun nasıl verilebileceğine dair paylaşımlarımız, ailede sünneti yaşamak için tavsiyelerimiz, gülce yaklaşımlarımız oldu.

Farklı açılardan yaklaşımlar da bulacağınız yazılarımızla istifade edeceğiniz bir sayı olmasını ümit ediyoruz.

 

Her şey gönlünüzce, gönlünüz de Rabbimizle olsun, ömrünüz güzelliklerle dolsun.