Editörden

“Muhammed Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olan (mü’min)ler, kâfirlere/İslam karşıtlığı yapanlara karşı çok şiddetli, kendi aralarında ise çok şefkatlidirler…” (Fetih Suresi, ayet-i kerime 29)

Biz her güzelliği, içinde bulunduğumuz mübarek Şaban ayının sahibi Peygamberimizden (sav) öğrendik. Sevgiyi, doğruluğu, adaleti, cömertliği, merhameti… ve cesareti.

Biz Allah Resûlündeki bu cesareti, putlara tapılan bir dönemde çocukluğunda dahi putlar adına bir şey istendiğinde bunu çok çirkin görüp istenileni yapmamasında, Kureyş’in boykot ilan ettiği dönemde sevdiklerini, dostlarını Habeşistan’a gönderirken namazlarını evlerinde kılıp açıktan Kur’an okumalarında, zorluklara karşı gösterdiği sabrında; canına kasteden Kureyş müşrikleri evini sarmışken hiç korkuya kapılmadan Yasin Suresinin ilk ayetlerini okuyarak ve onların üzerine toprak saçarak aralarından çıkıp gitmesinde gördük. Ashabın hayatına baktığımızda Hz. Ali(ra) de dâhil olmak üzere “Hepimizin en cesuru O(sav) idi…” ve benzeri cümleler karşımıza çıkar. Savaş esnasında Allah Resûlünün arkasına sığındıklarından, en cesurlarının O’nunla (sav) aynı hizada durabilenler olduğunu söylerler. Kendilerinin de cesaret gösterdiklerini Kur’an-ı Kerim Âl-i İmrân Suresinin 173. Ayet-i kerimesiyle haber verir.

Onlar (Allah ve Resûlü’ne bağlanmış öyle kimselerdi) ki halk kendilerine: “(Düşmanlarınız olan) insanlar size karşı ordu topladılar, o halde onlardan korkun.” deyince, bu (söz) onların imanlarını artırdı da: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” dediler (ve sefere çıktılar).’ Tam da burada Hz. Ömer(ra)’in hicret edeceği zaman kılıcını kuşanıp, mızrağını eline alarak Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Medine’ye gittiğini ilan ederek, “Anasını ağlatmak, hanımını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler arkama düşsün” cümleleriyle başlayan davranış silsilesinden bahsetmeden geçemeyiz.

Şifa-i Şerif adlı eserde Kadi İyaz; “Şecaat, öfke gücünün faziletidir ki, aklın verdiği direktiflerden ayrılmaz. Necdet ise, kişinin kendisini ölümün kucağına atacağı zaman, kendisine güvenmesi(ve hiç) korkmaması, demektir. Peygamber(sav)’de bu iki vasıf tam manasıyla mevcut idi. Çok zor durumlarla karşılaşmıştır fakat korkmamıştır.” der. Ashabın da karşılaştıkları zorluklar karşısında gösterdikleri sabır, cesaret ve metanette görebiliyoruz Efendimiz(sav) ile hemhâl olmayı. Yazımızın başındaki ayeti kerime de bu durumu destekler mahiyette.

Yalnız bir hadis-i şerif var ki, beni düşündüren ve her aklıma geldiğinde Rabbimize sığınmaya sebep. Orada bize saldırmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya üşüşen yiyiciler gibi birbirlerini çağıracakları zamanın yakın olduğu belirtilir. O gün sayıca az olacağımız için mi bu durumun başımıza geleceği sorulduğunda ise sayıca çok olacağımız ancak bir selin getirip yığdığı çer-çöp misali, hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumuna düşüleceği söylenir. Bunun sebebi de dünya sevgisi ve ölüm korkusudur, der Allah Resûlü(sav).

O halde hayatında, korku ve telaşa kapılarak uygunsuz hareket ettiği görülmemiş olup sabır ve cesaretiyle bizlere örnek olan Efendimiz(sav)’i ve kendimizi gerçekten tanımalıyız ki, rıza-i Bâriye ulaşmada sorumluluklarımızın farkında olarak cesaretle yola devam nasip olsun, dünya sevgisi gönüllerimizde yer etmesin, ölüm bize sevdiğine kavuşmak olsun.