Editörden

EDİTÖRDEN

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…

“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ” şuurunda bir gençlik…

“Kim var! ” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert “ben varım! ” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur! ” duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik…

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik…

– N. F. Kısakürek

Evlenip yuva kuran her çift evlat sahibi olmak ister. Hele de yıllar geçmiş ise özlemle beklenir. Varlıkları da yoklukları da bizler için imtihan olabileceği bazen de hatırdan çıkıverir. Ve bir gün, bir çocuk dünyaya gelir, annesinin kucağına verilir. İşte tam da o an anne her acıyı unutur, yeryüzünde tadılabilecek en güzel duygulardan birini tatmış olur zira. Baba da mutluluğu zirvede yaşar. Ve isteriz ki; evlatlarımız bizler için bizler de onlar için cennet vesilesi olalım. Bunun için de iğne oyalı bir nakış gibi gönüllerine sevgiyi, merhameti, iyiliği, sabrı, paylaşmayı, kardeşliği… ince ince işlemeye çalışırız. Bu dünyanın faniliğinde kaybolmasın isteriz. Hakikat yolculuğunda ellerinden tutalım da birlikte istikamet üzere yol alalım isteriz. Gerçek huzurun Allah’ın huzurunda olduğunu bilmekte gizli olduğunu bilsin isteriz. Allah Rasûlüne aşk derecesinde bağlansın, vatan sevdalısı olsun, çalışmayı sevsin, her daim gayrette olsun isteriz. İstekler, hayaller, dualar sıralanır da sıralanır…

Ancak dünyanın bir başka gerçekliği de var ki, bu hayat bir eğlence ve oyundan başka bir şey değil. (Ankebut 64) Nefs bir taraftan, maddi manevi birçok düşman diğer taraftan, yok etmeyi beceremeyince yozlaştırmaya çalışılan bunun için özellikle hedef olarak seçilen gençlerimiz her türlü teknoloji adı altında medya, basın, yayın gibi araçlarla da kuşatılmış durumda. Dimdik ayakta durabilmeleri, düşünebilmeleri, fikirlerini ortaya koyabilmeleri, ideallerini hayata geçirebilmeleri için çocukluktan itibaren desteğimizi; öncelikle sevgimizi eksik etmeyeceğiz üzerlerinden. Toprağa gerekli bakım yapılmadığında nasıl ki ayrık otları bitkileri sarıp yok ediyorsa bizler de geleceğimiz evlatlarımızı bilinçli yetiştirme gayretinde olacağız. Hatalar yapsak da telafi etmeye çalışıp yola devam edeceğiz. Ne zamana dek? Ruhumuzu teslim edene dek. Yeter ki, gençlik gaflette olmasın.

Duyguların en yoğun yaşandığı, enerjinin kendini en fazla hissettirdiği gençlik dönemi, kendini çalışmaya, ilimle meşgul olmaya, faydalı işlere yönlendirmeyle kazançlı bir zaman dilimi haline getirilebilir. Bu gerçekten zordur. Zira nefisle mücadele vardır. Üstelik günümüz teknolojisi görsel ve işitsel malzemelerle imanımızı dahi tehlikeye sokabilecek durumlara sürükleyebilecek güce sahip. Hemen yanı başımızda, avucumuzun içinde, her yerde, her an. Ancak çocukluktan itibaren değerlerle donatılmış, maneviyat tohumları içine atılmış, etrafları güzel insanlarla çevrili genç adaylar bu durumda şanslıdırlar diyebiliriz. Aksi halde kötülüğe davet edildiklerinde Yusuf (as) gibi Allah’a sığınamayabilirler, Hz. Ebubekir gibi kendilerini feda etmeyi beceremeyebilirler, Kehf Suresinde geçen mağaraya sığınan gençler gibi gerektiğinde İslam’ı yaşayabilmek için hicret edemeyebilirler, Veysel Karani gibi anne sözü tutamayabilirler…

Beş şey gelmeden beş şeyi fırsat bilmemiz tavsiye edilen hadis-i şerifte de ihtiyarlık gelmeden önce gençlik vurgusu yapılmıştır. İnsan beşerdir. Genç veya yaşlı şaşabilir. Başka bir hadis-i şerifte de tevbenin güzel olduğu fakat gençlerde olursa daha da güzel olduğu ifadelerine yer verilmiştir. Ne mutlu Rabbine kullukla yetiştirilmiş bir genç olarak Arş’ın gölgesinde gölgelenecekler arasına girebilenlere… Ne mutlu böyle evlatlar yetiştirebilenlere…

Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabında bahsettiği gibi gençlerimizin gerçek Müslümanlığı yaşayarak gösterecekleri günler umarız yakın olsun.

Kalemlerden satırlara düşmüş her cümle istifadeye vesile olsun…