Editörden

Yaşadığımız her yeni yıl yeni bir başlangıç. Bugün de, içinde Aşure günü gibi kıymetli bir günün de bulunduğu hicri 1439 yılının ilk günü. Dileriz ki dünyamız, ülkemiz, evimiz ve gönüllerimiz iyiliklerle huzuru yaşar; her türlü kötülükten korunmuş olur.

Yeri geldiğinde bir cümlecik, güzel bir davranış, birey ve toplum huzurunu bozucu her durumdan uzak duruş, Allah’a yaklaştırıcı her adım Kur’ani ifade ile maruftur. Tersi durum ise münker olarak ifade edilir.

Kötülük yapmamak ta kişinin kendisine iyilik yapmış olması demek değil midir? Kolay olan varken neden zorlanalım, rahatlatan varken neden bunalalım, mükâfat almak varken neden cezaya uğrayalım! İyi olmak için önümüzde hangi engeller var ki, istemesek de bazen neden kötü olabiliyoruz?

O (Peygamber), onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder…” (Araf, 7/157) ayeti gereğince; iyiliği emredip kötülükten sakındırmanın Peygamber Efendimizin de diğer peygamberler gibi görevi olduğunu anlıyoruz. Biz de kendisine uymakla mükellef olduğumuzdan aynı görevi üstlenmiş oluyoruz. Bu sorumluluk yerine getirildiğinde ise kurtuluş ile müjdelendiğimizi Ali İmrân Suresinin 104. Ayetinde görüyoruz: “İçinizden (herkesi) hayra çağıran, iyiliği(meşru şeyleri; tevhidi ve salih ameli) emreden ve kötü olandan men eden bir ümmet (bir topluluk) olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”

Ben bireysel olarak bu sorumluluğu hissedip hayatıma taşıyıp; iletişimde bulunduğum her canlıya bunu hissettirdiğimde onlara da sirayet edecek, onlar da aynı şekilde hayatlarına aksettirdiklerinde her yerde iyilik hali olacak. Sen, ben, o ve her Müslüman bu sorumluluğun bir ucundan tuttuğunda bu durum kurtuluş vesilesi olacak.

İyiliğin de kötülüğün de sâri olduğunu unutmayalım. Küçücük bir iyilik dalga dalga genişleyerek büyüyebilir, ahirette bizi şaşırtacak sevaplar olarak karşımıza çıkabilir. Kötülük için de aynı durum söz konusu olduğundan nefsin terbiyesi, salihlerle oturup kalkma tavsiyesi daha da anlam kazanır. M. Es’ad Coşan(rha) hocamızın ifadeleriyle söylersek: Hadîs-i şerîflerde geçiyor ki Arş-ı Âlâ’sının gölgesi var. İyi kullar Arş-ı Âlâ’sının gölgesinde gölgelenecekler, çok rahat edecekler. Hatta çok yücelerde, çok yükseklerde olacaklar; mahşer halkı aşağıdan onlara, bizim yerden yıldızları seyrettiğimiz gibi bakacaklar. Gıpta edecekler, temenni edecekler, onların hallerine hayran olacaklar. Kimlerdi bunlar; mücahide, cihada giden bir askere hangi yolla olursa olsun yardımcı olanlar, borca batmış bir kimsenin, zorluğunda borcunu ödemesine yardımcı olanlar…

Kur’ân-ı Kerim’de, peygamberlerin emr-i bi’l-ma’ruf görevini kulak ardı eden toplumların acı sonlarına ibret alınsın diye yer verilmiştir. Hadisi şeriflerde marufu emredip münkerden nehy etmemenin sonucunda azaba uğranacağı ifadeleri de vardır. Akibetler hayrolsun istiyorsak kötülüğün her türlüsünden kaçıp, iyilik halinin her türlüsünün peşinde olmalıyız. Gönüllerimiz bu istikamet üzere sabitlensin ki gerçek hayırlar, ebedi saadet bizi bulsun.

Âli İmran Suresi’nde Muhammed ümmetinin insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğu, bunun sebebinin ise iyiliği emredip kötülüğe engel olmaları ve Allah’a hakkıyla iman etmek olarak belirtilir. Aynı surede hayır işlerinde yarıştıkları da yer alır.

Kötülüğe engel olma hususunda da Efendimiz’in (sav) yönlendirmeleri vardır. Bu konuda bizleri bilgilendirir. Ve der ki: “Sizden biriniz, bir kötülüğü gördüğü zaman onu eli ile düzeltsin; buna gücü yetmezse dili ile düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu son uygulama imanın en zayıfıdır. ” Zalime de yardımcı olunmasını ister Allah Resûlü. Ashab şaşırarak nasıl olacağını sorduğunda zalimin zulmüne engel olarak diye verdikleri cevap da yukarıdaki ifadelerle bütünleşmekte.

Hepimiz içimize yönelelim, kendimizi sorgulayalım, imanın hangi noktasındayız. İyilik hali üzere mi yaşıyoruz? Elimizden her geleni yapıyor muyuz? Toplumun nizamına katkıda bulunabiliyor muyuz? Bu yolda karşımıza çıkabilecek sıkıntılı durumlara sabır gösterebiliyor muyuz? Fiilen etkili olamadığımızda konuşarak ikna yoluna gidiyor muyuz? Değilse en azından kalben tepki gösterebiliyor muyuz? Yapmamız gerekenleri yapıp, yapmamamız gerekenlerden kaçınabiliyor muyuz?

Yeni yılda hepimiz için gafletten uzak, iyiliğin yaygınlaştığı, mazlumların elinden tutulduğu, birbirimize ayna olabildiğimiz, vurdumduymazlıktan uzak sadece Allah’ın rızası gözetilerek, şuurla yapılmış güzelliklerle, salih amellerle dolsun istiyoruz.

Konusunu “İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak ” olarak belirlediğimiz bu sayımızı istifadenize sunuyoruz.