Editörden

Bir gün bir çocuğa sormuştum, deniz neden tuzludur diye…

Babası uzun bir sefere çıkmıştı…

Çocuk hemencecik karşılık verdi:

“Deniz tuzludur, çünkü denizciler durmadan ağlarlar!…”

Neden denizciler böyle çok ağlar ki?

“Çünkü” dedi, “Yolculukları bitmez…”

“- Onun için de mendillerini hep direklere asıp kuruturlar!”

Gene sordum: Ya niçin insanlar üzgün olunca ağlar?

“Çünkü” dedi,

“- Daha duru görebilelim diye gözlerin camını ara sıra yıkamak gerek…” (August Strindberg  – “Düş Oyunu”)

Tüm dikkati şimdiki ana yöneltmek olarak yapılan farkındalık tanımlarını düşündüğümde kaçırdığım güzellikler beni üzmüyor değil. Düşünüyorum da; yaşadığım o harika zamanı yıllar sonra da izleyip mutlu olma hayali ile videoya alırken o ânın heyecanını yaşayamadığımı fark edince bu tanım yerini buluyor. Bu anlamda ve yukarıdaki hikâyeye baktığımızda da çocukların farkındalık sahibi olduklarını söylesek doğru bir tespit yapmış oluruz zannımca. Ancak nereden duyduğumu bilmediğim, içimde kabul gören bir başka tanım daha var: “ Farkındalık sınırların ötesine gidebilmektir…”

Ânın farkındalığını yaşayabilmek belki de geçmiş ve geleceğe de bu gözle bakabilmeyi sağlayacak. Ne söylediğinin, ne duyduğunun, ne yediğinin, ne yaptığının farkında olabilmek; insan-ı kâmil olma yolunda kişiye mesafeler aldıracaktır. Zaten gaye güzel kul olmaksa, sevgiyle çıkılan yolda kendimizi tanıyarak ilerleme kat edecek her yaratılanda Yaratanın imzasını göreceğiz. Bunun verdiği huzur, gerçekten huzur olsa gerek.

Sosyal medyaya baktığımızda farkındalık seminerleri, farkındalıklı yaşam eğitimleri… gibi başlıklarla sıkça karşımıza çıkıyor bu kavram. Bu konuda yapılan çalışmalara bakıldığında kişinin kendini tanıma becerisinin önemini görüyoruz. Tabi bu sonrasında başkalarına, çevreye yönelecek bir çalışma olacaktır. Önce iç dünyamız.

Bazen geçmişe takılır ilerleyen zamanın ve yaşananların manasından uzaklaşırız. Bazen de geleceğin peşinden koşarken yaparız aynı şeyi. O anlar için oluşturulacak farkındalıklarla kendi hayatımızı neden daha anlamlı kılmayalım. İçimizde ve dışımızda meydana gelen durum ve olaylar karşısında gösterdiğimiz bilinçlilik, bu anlamın sürekliliğini sağlayacaktır.

Fark etmemiz gereken ne de çok şey var. Sıkça duyduğumuz; başkalarını değiştirmek yerine onları olduğu gibi kabul edip kendimizi değiştirmek ifadesi gibi. Değişim… Kolay değil. Değiştirmek… Neredeyse mümkün değil.

Farkında olmadan yaşamak ne acı. Sanki Hacivat ve Karagöz oyunu gibi bizi de oynatan birileri varmış gibi. Oysa acı, hüzün, keder, ölüm, doğum, sevinç, huzur, mutluluk vs gibi bütün elem verici olay ve durumlarla hayatımızda her zaman olmasını dilediğimiz güzelliklerin ömrümüze katabileceği anlamları idrak ile arzu edilene ulaşmak kolaylaşacaktır.

Bakalım “Farkındalıklı Bir Hayat” sayımızdan sonra nelere bakışımız farklılaşacak. Hayatımızda ne gibi güzelliklere vesile olacak. Gelin kendini tanıma yolculuğuna çıkmayanlar için bu sayı bir başlangıç olsun, yoldakilere de farkındalığın iç huzurunu yaşamada arkadaş olsun.

Hoşça bakın zatınıza…