Editörden

Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, (ümmetin üzerine) bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak, hem de Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.
Ahzâb Suresi/45-46

Karanlıkları öylesine aydınlatan bir nurun, peygamberler tarafından kendisine ümmet olunmak istenen bir peygamberin ayındayız. Şahit olsun tüm kâinat, O’na(sav) sunduğumuz salât-u selamlara.

“Ey Allah’ım! Efendimiz Muhammed(sav)’e ve âline rahmet eyle. Öyle rahmet ki, onunla bizi dünya ve ahirette bütün korku ve afetlerden kurtarırsın, bütün ihtiyaçlarımızı verirsin, bütün günahlarımızdan temizler, nezdindeki derecelerin en yücesine ulaştırırsın, hayatta ve ölümden sonra bütün hayırların nihayetine kavuşturursun. Muhakkak Sen her şeye kadirsin.”

Lüzumsuz ve malayani konuşmamamız gereğini biliriz, ama ne kadar uygularız. Oysa Efendimiz(sav) lüzumsuz konuşmazdı, susmaları uzun sürerdi.

Dünya ve dünya varlıklarının sevgisi gönlümüzün ne kadarını kaplamıştır acaba? Oysa Efendimiz Hakka saldırılmadıkça dünyalık şeyler için öfke dahi duymazdı.

Yumuşak huylu ve merhamet sahibiydi O(sav).

Güzel şeyleri beğenip teşvik eden, kötü şeyleri ise yerip halkın gözünden düşürmeye çalışan bir peygamberin ümmeti olarak, halka hizmet ve faydası çok olanların O’nun(sav) nazarında insanların en değerlisi olduğunu bildiğimiz bir peygamberin ümmeti olarak ahde vefa göstermeli değil miyiz? Güzel ahlâkın tamamlayıcısı olan, her ânını zikirle geçiren, hayâ, sabır, cesaret sahibi, gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin özelliklerinin kendisinde toplandığı bir peygamberin ümmeti olarak şanslı olduğumuzu idrak ile yüce kitabımızda ifade buyrulan filizini çıkaran, derken onu (filizini) kuvvetlendiren, kalınlaşan, zamanla gövdesi üzerinde doğrulup dikilen bir ekin gibi olmalı değil miyiz? Taa ötelerden bizleri kardeşleri olarak ilan etmiş bir peygamberin ümmeti olarak gökteki yıldızlara benzettiği ashabını hayatlarımıza örnek alarak o muhabbeti bizler de tatmalı ve aşka dönüştürmeli değil miyiz?…

O’nunla(sav) ilgili çok şey biliyoruz ama bildiğimizi sandığımız şeylerden ne kadar istifade ediyoruz? Bildiklerimizi hayata geçirme gayreti ile O’nun(sav) gibi yaşamaya çaba gösterdiğimizde gerçekten bilmeye başlayacağız. Ve ağzımız tatlanacak, göz farklı görecek, dil farklı konuşacak, gönül huzurun anlamını kavrayacak. Hepsinin yaptığı, sonuçta aynı kapıyı açacak olan anahtarın dişlerinden biri olacak. İstemez miyiz o kapı aralandığında karşımızda yaratılmışların en şereflisi Efendimiz(sav) olsun? Kim istemez ki. O halde “Benim ayım” olarak ifade ettikleri Şaban ayında gelin dilimizin ve gönlümüzün yettiğince salat-u selamlarla çokça analım Allah’ın sevgilisini. Kim bilir belki de bu vesile ile gerçek sevginin tadı da damaklarımıza tattırılır.

Bu sayımızda Efendimiz(sav)’in farklı güzelliklerine değinelim, bu yolun inceliklerini görmeye çalışalım istedik. Bu noktadan hareketle Şaban ayı sonunda hepimiz Allah Resul’ünde olan bir özelliği hayatımıza nakşetmeye çalışsak ve o durumla hemhâl olabilsek bu ne büyük mutluluk olacaktır. İşte o zaman Efendimiz(sav)’i anarken gerçekten kalbimiz yerinden çıkacakmış gibi hissedecek ve elimizi kalbimize götüreceğiz tıpkı ashab-ı kiram gibi. Ve “Kardeşlerim” hitabına nail olacağız belki de.