Editörden

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan muhakkak biz, ziyana uğrayanlardan oluruz.”
(A’râf S. 23)

Şu dünya hayatını yaşarken şeytanın tuzağına düşüp nefsimize uyarak bir takım günahlara düşebiliyor, insanların kalbini kırabiliyor, kin ve nefret duygularına yenik düşüp çok büyük hatalara sebep olabiliyoruz. İbadetlerimizi terk edip, haram işlere meyledebiliyor, kul haklarını ihlal edebiliyoruz. Ama tüm bunlara rağmen yine biz, içlerinden ırmaklar akan cennetlere gitmeyi de istiyoruz…

Öyle merhametli bir Rabbimiz var ki, samimi bir tevbe ile kendisine döndüğümüzde kötülüklerimizi örtüp, imanımız karşılığında bizleri utandırmayacağını Tahrim Suresi’nde müjdeliyor. Günah işliyoruz, tevbe et affedeyim diyor. Tevbe etmemekle kendimize yazık etmiş olmaz mıyız? O halde bize düşen öncelikle kendimizi günahlı işlere düşecek durumlardan uzak tutmak, velev ki istenmeyen durumlar yaşandı; ilk fırsatta aynı hataya bir daha düşmemek niyetiyle tevbemizi yapmak ve hayra yönelip iyi olanı yapmaya gayret sarf etmek, kötüden iyiye dönüşte samimiyetimizi göstermek olmalı.

Bir takım günahlar vardır ki bunlardan kurtulmak da çok zordur. Çünkü yaradılışında mevcuttur. Ancak hakiki ve ciddi bir sa’y ü gayretle değiştirilmesi kabildir. Mesela, adi ve yabani ağaçları aşıladığımız zaman ondan ne güzel meyveler alınmakta olduğu, görülen ve bilinen şeylerdir, diyerek ümitsizliğe düşmememiz gereğini ne güzel ifade eder M. Zahid Kotku (Rha). Hz. Ali(ra) ise; geçmiş günahlara nedamet duymak, terk edilmiş farzları yerine getirmek, kul haklarını sahiplerine vermek, hasımlarla helalleşmek, günaha dönmemeye kararlı olmak ve günah işleyerek şımarttığı nefsini, Allah’a itaatle terbiye etmektir gerçek tevbe, diyerek tevbenin gereklerini paylaşır bizlerle.

Can emaneti ne zaman teslim edilecek bilinmez. Mademki bilinmez, o hal gelmeden cümle hatalarımıza tevbede aceleci olmak gerek. Zira Efendimiz (sav) de, can boğaza gelmedikçe, kulun tevbesinin kabul edileceğini buyurmuşlardır.

Zünnûn-u Mısrî (ks), “Avamın tevbesi günahtan, havvasın tevbesi ise gaflettendir.” derken kitaplar da, birçok ehlullahın ettikleri tevbelere dahi tevbekâr olduklarını yazar.

Tevbenin tanımı, kabulünün şartları, Kur’an ayetlerinin tefsirleriyle tevbe ve istiğfar, tevbenin oluşturduğu iç huzur, “Tevbe ve İstiğfar” bültenimiz konularından bazıları. Peygamber ve sahabelerin istiğfar hikâyelerini, ilgili Esma-i Hüsna’yı bu sayıda sizlerle paylaşacak Tabiatın İstiğfarı diyeceğiz, tasavvufi unsurların günahlara düşmemede etkilerini ele alacağız…

Umarız ki, döktüğümüz gözyaşları ile ettiğimiz tevbeler, manevi kirlerden arınmamıza vesile olup arzuladığımız ebedi güzelliklerin kapısını aralar.

“Yâ Allah! Sen bizim Rabbimizsin. Senden başka ilâh yoktur. Bizi sen yarattın ve biz senin kulunuz. Ve biz iman ve ubûdiyyetimizde gücümüz yettiği kadar senin ahd-ü misâkın üzereyiz. Yâ Rabbi! Yaptıklarımızın şerrinden sana sığınırız: Ve senin bize ihsan ettiğin nimetleri ikrar ve itirâf ederiz. Kendi kusur ve günahlarımızı da ikrar ve itirâf ederiz. Yâ Rabb! Sen bizi afv ü mağfiret eyle. Zîra senden başkası günahları af ve mağfiret edemez.”