Ebedi Sevgili ile Kurbiyyet

IMG_3745 copy

Ne zamandır huşu ile namaz kılamıyordu.
Kendisini sorgulamaya başladı: ‘’Neden böyleyim? Niçin namaza kendimi veremiyorum?
Bir vazife gibi değil, namazım Sevgiliyle muhabbet gibi olmalıydı ’’
dedi, içinden…

Birden ayağa kalktı. Elindeki tüm işleri bıraktı. Yatsı namazını daha kılmamıştı. Namazının feyizli olması için dua etti. Namazın anlam ve faziletine odaklandı. Edep ile banyoya yöneldi.

Tüm dikkatini vererek euzu besmele çekti ;
Eûzubillahimineşşeytânirracîm
Bismillahirrahmanirrahîm
‘’Kovulmuş Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığınırım
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile’’

Musluğu açtı, niyetini etti. Günahlarından da arınmayı dileyerek…
Ellerini yıkarken Amentü duasını okuyor, imanını tazeliyordu. Bir yandan da elleriyle işlediği günahları düşünüyordu ‘’acaba ellerimle farkına varmadığım günahlarımda oluyor mu? ’’

Sonra ağzına üç kere su aldı. Ağzıyla işlediği günahları düşündü. Yaptığı gıybetleri, boş sözleri, öfke nöbetlerini, kırdığı kalpleri, yakışıyor muydu kendine, toparladı kendini yeniden…
Abdest suyu ile ağzındaki günahlar da dökülmüştü. Havz-ı Nebiden içmeyi murad etti.

Burnuna üç kere su çekti. ’Gönlünden diledi ki; tüm sevdikleriyle ahirette cennet kokularını tatsın. Cehennem kokularından korunsun.’

Yüzünü yıkadı. Yüzünü, gözünü namahremden sakınıyor muydu? Mevlasının verdiği o güzelliği mümkün oldukça gizlemiş miydi?
’İyi ki,’ dedi içinden,’ makyaj malzemeleriyle aram hiç barışık değil’…
Dışarı çıkarken sürme bile çekmiyordu.
Ya gözleriyle harama bakmış mıydı? İlk bakışın lehine, ikincisinin aleyhine olduğunu bildiği halde.

Hatırladı Nur suresi 31. ayeti; ’’Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar.’’

‘’Tevbe’’ dedi gönlünden, pişmanlık yaktı içini…

Abdest suyu ile yüzündeki zulmet bakışları da akıp gitmişti, yüzünün nurlanmasını murat etti.
Görebilseydi kalp gözüyle akan suyun rengini, bir daha harama değer miydi gözleri… Haramların olduğu ortamlarda bulunur muydu? …

Sağ kolunu başladı yıkamaya, ’ahirette kitabının sağından verilmesi ve hesabının kolay olmasını’ umarak…

Sol eline geçti sonra…’ Kitabının solundan verilmesinin ve hesabının zor olmasından’ Mevla’sına sığındı.

Elini başına götürdü, dörtte birini mesh etti. ’Ey Allah’ım! Vücudumu ve saçlarımı Cehenneme atma. Başka gölgenin olmadığı günde Arş-ı âlânın gölgesinde gölgelendir.’ duasını etti.

Kulaklarını ’Ey Allah’ım! Beni, sözü dinleyip, en güzelini tutanlardan eyle.’ diyerek mesh etti.

Boynunun mesh etti ’Ey Allah’ım! Boynumu ateşten azat eyle.’diyerek içinden duasını etti.

Ayaklarını yıkadı…’Ey Allah’ım! Ayakların kaydığı günde, sıratta ayaklarımı sabit eyle.’ niyetiyle…

Onunla gittiği yanlış yollar olmuş muydu?
Mevlasının razı olmadığı adımları var mıydı?
Bundan sonra attığı adımlara da dikkat edeceğine içinden söz verdi.

Bir yudum su içti, vücuduna yetmiş derde şifa olsun diyerek…
Kadir suresini okudu, havlusuyla kurulandı. Bu havlunun cennette, mizana konulduğu geldi, gözlerinin önüne…

Arınmış ve temizlenmişti, suyu verdiği için Mevlasına şükretti.
Ruhunun hafiflediğini hissetti. Üzerindeki günah yüklerinden biraz olsun rahatlamıştı, ah birde kul hakları olmasaydı boynunda…
Onları da ödeyebilmek için dualar etti.

Âşık, maşuğu ile buluşmaya giderken kalbini tatlı bir heyecan kaplar. Kafesten uçmaya hazır kuş gibi pır pır ederdi. Dişlerini fırçalar, yüzünü defalarca yıkar, saçlarını tarar, en güzel elbiselerini giyerdi. Özenle seçtiği kokusunu sürerdi.

Düşündü!..
Yarattığı bir kula bunca hürmet edilirse Yaradan Allah’a (c.c.) nasıl tazim etmeliydi?

Bu düşünceler içinde salona girdi. Ayetli gece lambasının fişini prize taktı. Odaya loş şule huzmeleri yayıldı.
Siyah taş işlemeli Feracesini, salon kapısının arkasından aldı, özenle giyindi. Nur misali beyaz başörtüsünü dikkatlice bağladı, gül kokusunu süründü. Gözlerine ismid sürmesi sürdü. Salonun bir köşesinde hazırladığı Mescit bölümüne geldi. Kırmızı güllü seccadesi seriliydi. Yan tarafta gül ağacından rahlesinde, sevdiği gönül dostunun hediyesi Kur’an-ı Kerim’i hazır bekliyordu. ’Namazdan sonra birkaç sayfa okuyayım’ diyerek niyetlendi içinden…

Gül kokulu tesbihi asılı bekliyordu, aşk ile zikirler için…
Uzun cam vazodaki kırmızı ve beyaz güllere gözü değdi. Bir an kendisini cennet bahçesinde hissetti. Ruhu sakinleşti, fırtınaları dindi, teslimiyet çöktü üzerine, omzundan tüm yük ve vazifelerini indirdi. Yeniden güç kazanabilme ümidi canlandı…

Bir doktor kardeşinin sözü geldi aklına
‘’Allah var problem yoktu.
Mevlam her şeye yeter,’
dedi.
’Benim bir sahibim Yaradanım var’ dedi, ne güzeldi ’İman Ehli’ olmak…
Bedenin faniliğini anlamak, ruhun hakikatini kavramak dünyada öğrenilmesi gerekli en elzem bilgiydi.

Huzur ile kıbleye döndü, dünyayı arkasına attı.
Ellerini ‘’Allah-u Ekber!’’ diyerek kaldırdı.

Secde Burağına bindi ve Yatsı Miracına çıktı…

Mihrican Ulupınar