Düşünen Kalpler

unnamed

Düşünme ve düşünce insanoğlunun en ayırt edici vasfıdır.

Düşünme; hatırlama, hayal kurma, akıl yürütme, algılama gibi zihinsel etkinlikler olarak belirtilebilir. Herhangi bir şey hakkında yargıya ulaşmaktır. Düşünmenin sonucudur düşünce. Olayları yorumlamada, gerçeği bulmada, hayatı sorgulamada, perdeleri aralayıp hikmete ulaşmada düşünme önemlidir.

Akıl sahibi olan insan bir düzen içerisinde sebep sonuç zinciri içerisinde düşünür, öğrenmeye çalışır. İnsanın bilgi edinme kaynakları pek çoktur. Beş duyusuna göre hareket eden insan zihni evreni, olayları parçalara bölerek öğrenmek ister. Doğruya(hakikat) ulaşmada duyumlar aciz kalır. Mesela koku almada gözün bir etkisi olmaz. Duyu organlarını aşan, onların kusurlarını gösteren akıl önemlidir. Beş duyu maddi âlemi bilmede etken iken soyut alanı bilmede yeterli değildir. ‘’Doğru’’ olanın aklın verileriyle de tam olarak tespit edilmesi mümkün değildir.

Batının felsefi sisteminde akılcılık (rasyonalizm) da, bilginin kaynağı olarak sadece akıl otorite olarak görülmektedir. Diğer bilgi kaynakları kabul görmez. Hatta o kadar ileri gidilir ki ‘’Allah’’ fikri dahi aklın ürünü olarak görülür ve din insan aklının icadı olarak belirtilir. Bu tek düze düşünme akılcılığın bir sonucudur. Akli veya mantıki olan her şey doğru değildir. İslami düşünme sisteminde ise aklı aşan hükümler vardır ancak akla aykırı hükümler yoktur. Akıl, beş duyu, deney, gözlem, vahiy, sezgisel bilgi kaynakları da önemlidir.

Dinsel bilgide yer alan ‘’vahiy’’ sadece akla hitap eden bir kaynak değil, o aklı da aşan iman ile ilgili bir durumdur. Akıl ile birlikte onu kapsayan kalbî bilgi gönlün kavrayışında önemlidir.

Diyalektik(tez, antitez, sentez) dediğimiz soyut kurallar boyutuyla hikmet anlaşılamaz.

İnsan doğuştan zengin bilgi kaynaklarıyla donatılmıştır. Çok yönlü düşünebilme kapasitesine sahip iken gerek kendisi gerekse toplumsal boyutla sınırlandırılabilmekte. ‘’Dogma’’ dediğimiz herhangi bir şey üzerinde düşünmeme ile baş başa kalabilmektedir. Zengin ruhsal yapısıyla, aklını, şuurunu, zekâsını geliştirebilmek için tabii ve toplumsal çevreye ihtiyaç duyar. Ancak belli bir noktadan sonra gerek kendi nefsi gerekse toplumsal baskı ve dayatmayla karşı karşıyadır. Toplum düzeyi ne olursa olsun bireyi kendi kuralları çerçevesinde düşündürme, inandırma, hareket ettirmeye zorlar. Bu durumu aşıp hür iradesi ile kişiliklerini oluşturduklarını zanneden insanlar, asli kaynaklardan beslenmeyince nefis putunun baskısı altındadır. Egosunu tanrılaştırıyor ve bu çerçevede düşünmeye başlıyor ve hikmet arayışından uzaklaşıyor. Pragmatik olan bilgiler üzerinde düşünme yoğunlaşıyor. Bu durumda dünya algılanırken hazır olanla yetinme ‘’sonuç’’ olanla yetinme eğilimi baş gösteriyor. Sonuca kaynak olan sebeplerle yüzleşmekten, düşünmekten kaçıyor. Doğru(hakikat)nun yanlışa egemen olması için çok yönlü düşünen zihinlere ihtiyaç vardır. Maddi dünyaya dönük düşünme, duygu ve ahlaki yönünü yitirmiş insan demektir. Bu tip insanlar yüzeysel düşünmeye mahkûmdur. Oysaki yüce yaratıcımız insan kullanım el kitabımızda çok yönlü düşünmemize işaret eden birçok mesaj göndermiştir.  ‘’Hiç yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki bu sayede düşünen kalpleri yahut (olanları) duyacak kulakları olsun. Gerçek şu ki gözler kör olmaz, fakat (asıl) göğüslerde olan kalpler/basiretler kör olur.’’ Hacc22/4

Hikmete ulaşmak düşünen kalplerle mümkün.

Beyhan Küskü