Dünyanın En Güzel Mesleği

Baba Olmak

İnsan hayatında birçok iniş ve çıkışlar vardır. Doğumla ölüm arasında sınırlı bir hayatın sahibi olan biz insanlar birçok ilkleri, mutlulukları, hüzünleri ve heyecanları hayat serüvenimizin değişik merhalelerinde yaşarız.

Gençler evlilik öncesi kendi başına buyruk bir hayatı yaşarlar. Evlilik gibi büyük bir sorumluluk gerektiren kutsal birlikteliğe fikren ve ruhen kendilerini hazırlamaları gerekir. Evliliğin kendilerine yükleyeceği muhtemel sorumluluklara hazırlıklı olmazlarsa büyük zorluklar yaşarlar.

Evlilik karşılıklı saygı, fedakârlık ve sabır üzerine bina edilirse sıkıntılar mutluluk ve zevke dönüşür. İslam’ın evliliğe yüklediği güzellikler düşünüldüğünde: “Allah’ın emirlerinden birini yerine getirmek, peygamber (sav)’in sünnetini ihya etmek v.b.” Müslümanlar ibadet aşkıyla bu görevi yerine getirirler.

Evlilik ve yuva kurmak hayatımızın en belirleyici olaylarından birisidir. Gerçekleşmeden önce herkesin arzuladığı, gerçekleştikten sonra şahıslara yüklediği sorumluluk ve karşılıklı beklentiler sebebiyle onları olgunlaştıran bir müessesedir. Bu müessesenin sağlam temellere oturması, içindekilerin huzur ve mutluluğunun daim olması için evlilik öncesinde gençlerin buna hazırlanması gerekir.

Evliliğin en güzel meyvesi olan çocuk dünyaya geldiğinde eşlerin hayalleri, ilgi odakları, hedefleri, amaç ve gayeleri de değişir. Mutlulukları artmaya, huzur ve sevgileri perçinlenmeye, yuvaları sarsılmaz temellere oturmaya başlar.

Anne olmak nasıl bir duygu bilmiyorum. Dünyanın en güzel duygusu olduğunu tahmin ediyorum. Baba olmaya gelince harika bir duygu. O mutluluğu, coşkuyu ve heyecanı yaşamak gerekir. Aileye yeni katılan üye, anne ve babanın ilgi odağı olur.

Annenin hamile olduğu anlaşıldıktan sonra insanın duyguları da değişmeye başlar. Çocuk gün geçtikçe nasıl şekilden şekle girerse ebeveynin duyguları da şekilden şekle girer. Onun anne karnındaki hareketleri bile insanın yüreğini hoplatmaya yetiyor.

Dünyaya gelme vakti yaklaştıkça heyecan doruğa çıkar. Hastaneye gidip anneyi doktorlara teslim ettikten sonra sıkıntılı, geçmek bilmeyen saniyeler uzamaya başlar. Aklımıza hücum eden acabaları kovmak, şeytan ve onun vesvesesini uzaklaştırmak için dualar okunmaya başlanır. Kıpır kıpır dudaklarla, gözler sabit bir noktaya dikilir. Açılacak olan kapıdan müjdeli haberlerin geleceği ümidiyle beklenir. Kalp atışları hızlanır. Heyecan doruktadır. Etrafta dolaşanların oluşturduğu gürültü olmasa kalp atışlarının sesi herkes tarafından duyulacakmış gibi hissedilir.

İlk çocuğumuzda doğumun zor olması, girip çıkanların getirdikleri haberlerin oluşturduğu tezatlar beni çok huzursuz etmeye başladı. Duaları artırdım. Rabbimin yardımından hiç ümit kesmedim. Ne çocuktan ne de annesinden vaz geçmek mümkün değildi.

Sonunda beklenen haber geldi. Derin bir nefes alıp rahatladım. Sağlıklı bir bebek dünyaya geldi. Annesi de iyiydi. Kısa süreliğine de olsa bebeği göstermeleri bile ayaklarımızı yerden kesmeye yetti. Büyük bir huzur ve mutluluk gönlümü doldurdu.

Hastaneye iki gidip üç dönmek, dünyanın en tatlı meyvesine sahip olmak mutlulukların en güzeliydi. Varlığının, aile üyeleri arasına yeni katılan üyenin mevcudiyetinin farkına ancak eve gelince vardık. Açıkınca, bir ihtiyacı olduğunda ağlayarak kendini ifade etmesi, her hareketiyle bizleri hazır ola geçirmesi farklı bir olaydı.

Evde ilk geceyi hep ağlayarak geçirmesi, sabaha kadar kucağımda olması aramızdaki sevgi, bağlılık gibi ünsiyetleri pekiştirdi. Herkes çok yorgundu, dinlenmeye ihtiyaçları vardı. Bende yorgundum, dinlenmeye ihtiyacım vardı. Kimseyi rahatsız etmemeye çalışarak, kucağımdaki taze misafirimizi de rahat ettirmeye çalışarak sabahladım. Sonradan anladık ki yavrucağın karnı açmış.

Her tarafım ağrıyordu. Ama şikâyetçi değildim. Kıpır kıpır hareket eden, gecenin sessizliğini ağlama sesleriyle bozan dünyanın en tatlı varlığı kucağımdaydı. Onun varlığı, babası olarak bana farklı duyguları tattırıyordu.

Doğum olayıyla ilgili şöyle temsili bir hikâye anlatılır: “Çocuk anne karnındayken Allah (c.c) ona bir melek göndermiş. Meleğin görevi dünyaya gidecek olan bebeği dünya için hazırlamakmış.
Melek:
 Senin buradaki süren doldu.
Bebek:
 Ben buradan ayrılmak istemiyorum.
 Niçin?
 Gideceğim yerde ne yapacağımı bilmiyorum.
 Merak etme orada yalnız olmayacaksın.
 Nasıl yani?
 Seni orada bir Melek karşılayacak.
 Ben onu nasıl tanıyacağım?
 Senin onu tanımana gerek yok.
 Neden?
 Çünkü o seni tanıyacak ve sen ona anne diyeceksin.”

Anne ve babalar hiçbir karşılık beklemeden çocuklarını severler. Onları korur ve kollarlar. En çok bakıma muhtaç olduğu zamanlarda seve seve onun bakımını yaparlar. Onun varlığı, sağlık ve afiyeti onlar için en büyük saadet kaynağıdır.

Onun tebessüm etmesi ömürlerine ömür katar. Ağzından dökülen kelimeler, emeklemesi, etrafı karıştırması, onlara karşılık vermesi, bilmiş bakışları onları hayaller âleminde gezintiye çıkarır. Kendi sıkıntılarını unutturur. Onunla vakit geçirirken su gibi akıp giden zamanı durduramazlar. O sıkıntılı olduğu zamanlarda ondan daha fazla acı çekerler. Zaman geçmek bilmez. Sıkıntısını atlatması ebeveyni de rahatlatır.

Akşam iş dönüşü annesiyle birlikte kapıda babayı karşılamaları dünyanın sıkıntılarından, günün yorgunluğundan insanı çekip alır. Ayaklarınız yerden kesilir. Hayaller dünyasına adım atarsınız.

Ben bu hallerin birinci çocukla birlikte yaşanıp biteceğini düşünürdüm. Ama yanıldığımın farkına vardım. İkinci çocuğum dünyaya geldiğinde hiçbir şeyin eksilmediğini, aynı heyecan ve mutlulukların artarak devam ettiğine şahit oldum. Üçüncü ve dördüncü çocuklarımda da bütün hazları eksiksiz tattım.

Şuna inanıyorum ki Allah (c.c) çok kıymetli bir dünya meyvesini bize tattırıyor. Bakıma en çok muhtaç olan insan yavrusuna yüklediği meziyetlerle bizleri onlara kul köle ediyor. Gönüllü olarak onların bakımını üstleniyor, kendi rahatımızı terk ediyoruz. Onların bizim için göz aydınlığı olmasını Rabbimizden istiyoruz.

Peygamberimiz (sav)’de: “Evlenin çoğalın. Zira ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla övüneceğim.” Sözleriyle bizleri evlenmeye ve çoğalmaya teşvik ediyor. “İnsan ölünce ardından amel defteri kapanır. Ancak üç şey müstesnadır ki onlar sebebiyle kişiye iyilik yazılmaya devam eder. Bunlar: sadaka-i cariye; istifade edilen ilim ve kişinin ardından duacı olacak salih bir evlâttır.” Sözleriyle de emaneti iyi yetiştirmemiz, zihnini, gönlünü güzelliklerle doldurmamız gerektiğini vurgulamışlardır.

Babalık öyle güzel bir duygudur ki bunlar anlatılmaz. Ancak yaşanır. Dünya üzerinde birçok meslekler ve uğraşlar vardır. Dünyanın en güzel mesleği baba olmaktır.

25/12/2012
A.Kadir ADIYAMAN