Dünya Hayatının Süsü: Evlatlarımız

Yüce kitabımızda, “Mal ve oğullar, (geçici) dünya hayatının ziynetidir…”[1] buyuruluyor. Ayet-i kerime, genelde, buraya almadığımız, ikinci kısmı ile tefsir edilmiştir. Ancak konumuz itibariyle, bu kısımda geçen, oğulların dünya hayatının süsü olması üzerinde durmak isteriz.

Ayette geçen oğullar ifadesi, genel bir ifadedir. Cinsiyeti söz konusu olmadan bütün evlatları kapsar. Aynı zamanda evladın evladı, yani torunlar da bu kapsama dahil edilebilir.

Ziynet/Süs, güzellik veren, güzelleştiren şeydir. Aynı zamanda ziynet/süs, özü itibariyle değerlidir. Değerli olmayan süs eşyaları, değerli olanın taklit edilmesidir.

Günlük hayatımızda, estetik/güzellik kaygısı taşıdığımız her yerde ve her konuda, süsleme eyleminin içinde buluruz kendimizi. Güzel olan şeye ilgi duyarız. Hayatın tek düze akışını, bu süsler ile hareketlendiririz. Velhasıl ruh sağlığı yerinde olan her insanın, kendince bir süs algısı vardır.

Dünya hayatının en belirgin özelliği, geçici olmasıdır. Geçici olmanın ardındaki mana, ebedi hayata geçişin imtihan süreci olması ve kaçınılmaz bir sona doğru gidilmesidir. Kısa bir süreliğine yerleştirildiğimiz bir sınav salonu olarak değerlendirebileceğimiz bu hayatı cazip hale getiren birçok şey vardır. Bu Yaratıcı’nın kullarına bir lütfudur. Bu lütuflar, imtihan sürecini sevimli kılan ve kolaylaştıran bir role sahiptir.

İçinde geçen kelimeleri açıklamaya çalıştığımız, yukarıda söz konusu edilen ayet-i kerime, genel bir kaideyi ilan etmektedir: Mal ve evlatlar, bu geçici dünya hayatını süsleyen, değerli görmemizi sağlayan en önemli varlıklardır. Nitekim her devirde, her toplumda mal-mülk ve evlat sahibi olma sevilen, sevinilen bir durum olarak görülmüştür. Çünkü bu ikisi, yaşadığı yeri/zamanı güzelleştirme arzusuna mukabil, insana sunulan değerlerdir.

İnsan bu güzellikten, sadece bu dünyanın gelip geçen hayatı için istifade ettiğinde, alacağı güzellik hazzı da gelip geçici olacaktır. Evladını, bu dünyanın hevesleri için eğiten, zevk ve safa içinde büyüten kimse -maalesef- çok büyük bir kayıp içindedir. Kendisine sunulan hazinenin değerini bilmeyen, onunla bir-iki değersiz eşya satın alan kimse gibidir. Bu tutum, ifrat çıkışlarıyla fıtratını bozan, sadece kendi nefsine, haz odaklı hizmet eden, sonrasını unutan insanın tavrıdır. -Belki- yakın gelecekte, birtakım faydalar sağlayacak, güzellikler yaşayacak; ancak bu durum, hazinenin gerçek değerinin yanında anılmaya bile layık görülmeyecektir.

Hazinenin değerini fark eden kimse ise evladını, uzun vadeli bir yatırım olarak görür, onu salih bir insan olarak yetiştirme gayreti ile hareket eder. Bu noktada gelip geçici menfaatleri ve haz odaklı yaklaşımları, elinin tersiyle iten bir ebeveyn görürüz. Genel geçer ilkeler doğrultusunda evlat yetiştirmeyi hedefleyen kimse, evladını sadece kendi egosunun süsü olarak görmez. O evlat, tüm dünyayı güzelleştirmeye aday bir değerdir. Çünkü kendisine verilen terbiye sisteminde, sorumluluk bilinciyle, çevresine faydalı olabilecek bir ahlaki tutuma sahip olur.

Çocuklarımız, bu dünyada bize sunulan en değerli varlıklardır. Onlar bu dünya hayatının süsüdür. Onlar bizim, geleceğe dair umudumuzdur. Bunun ötesinde çocuklarımız, öldükten sonra dahi amel defterini açık tutabilen kazançlarımız olabiliyor. Nitekim Efendimiz (sas), “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden hayırlı/salih evlat.”[2] buyurarak bu durumu ilan etmiştir.

Geleceğe dair kaygıları olan insanın, yakın geleceğini/ dünya hayatını güzelleştirmesi, bugünkü süslerini muhafaza etmekten, evladını fıtratına uygun bir şekilde yetiştirmesinden geçer. Ölümsüzlüğün tadılacağı ahiret yurdunu güzelleştirmek de yine bu süslerin yanlış yerlerde hebâ edilmemesinden geçer.

Çocuklarımız ve gençlerimiz, hem bu dünyada istikbalimizi şekillendiren, aldıkları eğitim ve donanımla dünyamızı güzelleştiren ya da çirkinleştiren değerlerimizdir. Onlar, hem de ahiret yurdundaki istikbalimizi belirleyen, kazanım ya da kayıplarımızdır. Bu demek oluyor ki geleceğimiz, en kıymetli ziynetimiz olan evladımıza gösterdiğimiz yoldadır. O halde işaret ettiğimiz noktayı, her gün yeniden kontrol etmeliyiz ki hazinemiz değerini bulsun.

Zeynep Yaren Çelikbilek
[1] Kehf Sûresi, 46. ayet
[2] Müslim, Vasiyyet 14; Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizî, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâya 8