Düğmeli Evler Gibi Olmak

Düğmeli evleri daha önce hiç duydunuz mu? Eğer duymadıysanız, harç kullanmadan taşlar ve ahşapların usulünce dizilmesiyle bir evin, okul veya medrese gibi bir yapının inşa edilmesi size de hayli garip gelecektir. Bu evler, Antalya civarında bulunuyor ve yukarıda da zikrettiğim gibi harç kullanılmadan yapılıyor. İnsan ilk başta imkansız gözüyle bakabiliyor. Haydi ev yapıldı diyelim, sağlam olmaz gibi bir his veriyor ama öyle değil. Bu evleri öğrenince şöyle düşündüm; taşlar ve ahşaplar bile usulünce dizilince arada birleştirici bir unsur olmadan birbirine kenetlenip bir amaca çok güzel hizmet edebiliyor. İkisi ayrı ayrı tek başına yardımcı ve birleştirici bir unsur olmadan bir yapıyı oluşturamazken birlikte ve doğru teknikle, araya harç koymadan bile sapasağlam bir yapı meydana çıkarabiliyor. Bu evlerin ilginç tekniği bana şu ayet-i kerimeyi hatırlattı:

“Allah, kendi yolunda (birbirine) kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde (kendi yolunda) savaşanları sever.”[1]

Ayet-i kerimede geçen “mersus” kelimesi lügatta, sağlam yapı; birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı olarak geçiyor. Ne kadar hoş bir tabir. Allah-u Teala bizleri bu dünyada nasıl görmek istediğini bu şekilde açıklıyor. Düğmeli yapılar arada harç olmadan bile böylesine muazzam bir birlik örneği sergilerken aramızda “Müslüman kardeşliği” ve “iman kuvveti” gibi eşsiz bir birleştirici güç olan bizler çok daha sıkı bir kenetlenmenin örneğini pekâlâ ortaya koyabiliriz.

Peki, günümüz dünyasında dayanışma ve birlik ruhu kendine yer bulabiliyor mu dersiniz?

Ev modellerimizden yeme içme biçimimize kadar birçok şey değişti ve değişmeye devam ediyor. Değişen alışkanlıklar bir süre sonra biz farkında olmasak da düşünce yapımızı ve davranışlarımızı da etkiliyor. Ama Müslümanlar olarak biz çağın trendlerine, akımlarına, marjinallik gibi gösterilip tektipleştiren sisteme dahil olamayız; kapılıp kendi benliğimizi, öz kültürümüzü kaybedemeyiz, esas ve hakiki kaynaklarımızın bize sunduğu yaşam ve düşünce biçimini göz ardı edemeyiz. Rabbimizin bize sunduğu ve memnun olduğu mümin profilini kendimize göre değiştiremeyiz. Çağın tuzaklarına karşı zafiyet gösterdiğimizde ya da bunu hissettiğimizde kendimize çekidüzen vermeli, duruşumuzu düzeltmeli, misyonumuzu hatırlamalıyız. Bizler insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet olma vasfını kazanmışken çağın sinsi oyunlarına kapılmak yerine gündemi biz belirlemeli, insan kazanmanın yollarını aramalı, gayret edip yardımlaşmalıyız. Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu hadis-i şerifindeki “Mümin” tarifi dikkate şayan:

”Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”[2]

Yani birbirimizin sevincinde de üzüntüsünde de kenetlenebilelim, birimizin bir sıkıntısı olduğunda kendi benliğimizde derinden hissedip çözümü için harekete geçebilelim ki; tek bir vücut gibi birleşip güçlü, sağlam, etkili adımlar atarak dünyanın tersine dönen bu sistemini değiştirme noktasında irade ve kudretimiz olsun. Eğer gerçek bir mümin olma noktasında adım atarak; bir ve bütün olup hastalıklarımızdan kurtulur bize dayatılanı reddedip iyiliği, güzelliği, mutluluğu, kardeşliği, doğruluğu, hak ve hakikati yayma ve hakim kılma noktasında gayret edersek iyileşir, birleşir ve kardeş oluruz. Aksi takdirde yani birleşip hastalıklarımızı yenmediğimiz, darda, zorda eziyet ve işkence altındaki kardeşlerimizin derdini kendi benliğimizde hissedip çözümü için yek vücut olmadığımız sürece, kardeşlerimizi zorba zihniyetin insafına bırakıp, sıranın bize gelmesini beklemiş oluruz. Tarihimiz bunun örnekleri ile bize ışık tutuyor. Millet ve ümmet olarak bizler inancın verdiği o büyük kuvvetle kenetlenince ne muazzam zaferler kazanmış, “Tükendi, bitti” denilen yerde yeniden şahlanmışız. Ama yine aynı şekilde yardımlaşmak ve birbirimize tutunmak yerine nefsi hesaplara kapılınca çok büyük hüsranlar yaşamış, telafisi halen bile mümkün olmayan ayrılıklara düçar olmuşuz.

Gelin bu kötü gidişe “DUR” diyelim; birlik olalım, kötülükleri birlikte bertaraf edelim, kenetlenelim, birbirimizi Allah(CC) için sevip arşın gölgesine talip olalım, kusurlarımızı hatalarımızı, eksik yanlarımızı Yaradan’dan ötürü hoş görelim, Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı tutunalım, isarı şiar edinelim, iyiliği, güzelliği, doğruluğu, hakkı ve hakikati hâkim kılma noktasında sapasağlam bir vücut gibi olalım. “Bir elin nesi var iki elin sesi var.” düsturunca hakikatin sesini gür bir şekilde duyurmak için halis bir niyetle el ele verip tevfiki emekleri zayi etmeyen Rabbimizden bekleyelim…

Esra Alp

 

[1] Saf Suresi 4. Ayet

[2] Buhari Edep 27