Dualarımız ve Divan Edebiyatı

Arapça bir kelime olan dua, “çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek” manalarında olup kültürümüzde “yakarış, Allah’a yalvarma, yakarış için söylenen dinî metin” gibi anlamlara gelir.[1]

İnsan fıtratındaki inanma ihtiyacı, onu yaratıcısıyla irtibatlı olmaya yönlendirir. Bu irtibat sayesinde kişi dua ederek hem kendisi hem de çevresiyle manevi barışıklık içinde yaşamını idame ettirir. İnsana huzur veren ve korkularını gideren dua, aynı zamanda dine bağlılığın önemli göstergelerinden ve dinî hayatın önde gelen pratiklerinden biridir. Sadece İslamiyet’te değil, bütün dinlerde ortak bir ibadet şekli olan dua, Yahudilik’te Tanrı’ya yaklaşma vesilesi olarak kabul edilirken, Hıristiyanlık’ta Tanrı’ya ulaşma, O’nu tanıma ve vicdanın sesi olarak nitelendirilir.[2]  İslam’a göre dua,  Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arz ederek O’nun lütfunu dileme, çağırma, seslenme, ibadet etme vb. anlamlarında anlaşılmaktadır. İslam dini, dinî inanç ve duanın daima canlı tutulmasını sağlamak için duayı da ibadetler gibi gerekli kılmıştır. Bu sayede kul, kendi acziyetinin farkına vararak her an Allah’ı hatırlamış olacaktır. Dua yoluyla inancı ve bağlılığı diri tutmanın nedenlerinden biri de, duanın her ne kadar ilk bakışta kulun kendi ile ilgili olarak Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesi gibi görünüyor olsa da insanın kendinden başka insanlar için de Allah’tan yardım istemesi ve onlar için de iyilik dilemesi olarak da vesile kılınmasındandır.

Genel manada insanın acziyet hissine ve kul olma bilincine matuf olarak “dua” küçükten büyüğe, âciz olandan güçlü olana doğru yapılan bir istek ve yalvarmadır.  Kaynağını başta Kur’an-ı Kerim[3] olmak üzere dinî kaynaklardan alan dua, daha çok ferdî planda uygulanan bir ibadetmiş gibi görünse de, esasında topluluklarda da önem arz etmiş, toplumla birlikte edebiyata da tesir etmiştir. Uzandığı alan bakımından sahilsiz bir deniz gibi olan divan edebiyatı “dua” yönünden ele alındığında hayli zenginlik gösterir. Bugün bazı türleri pratikte görülmese bile bundan asırlarca evvel Osmanlı toplumunda var olan pek çok dua çeşidini divan edebiyatı metinleri sayesinde öğrenmekteyiz. Bilindiği kadarıyla hemen her faaliyeti dua ile süslemek ihtiyacı duyan insanımız, yağmur duası, yemek duası, aşure duası, nazar duası, hacı duası, mektep duası, kitap duası, sefer duası, hatim duası, yeni ay duası, ezan duası, hatime duası, esnaf duası, yatak duası gibi çeşitli dualarla sabrını, şükrünü, tedbirini ve isteğini ortaya koymuştur.[4] Bu sayılanlardan başka kadeh duası ve kılıç duası gibi bazı nesne ve eşyalara ait dualar da mevcuttur. Sayısı onları bulan bu duaların her birinin ayrı bir vesilesi ve amacı olduğu muhakkaktır. Bu dua türleri tesirlerine olan inanç nispetinde Osmanlı toplumunda inanış ve ibadet olmaktan öteye geçerek edebî ürünlere yansımıştır. Bunun da ötesinde dualar sadece dillerde kalmamış, aynı zamanda kitaplara yazılarak, çeşme, cami, mezartaşı vb. kitabelerde de yerini alarak görünür olmuştur. Böylelikle dua, dua etmeyi ve duayı yaymayı da beraberinde getirmiştir.  Duanın yaygınlaşmasının bir başka nedeni de sıkıntılı zamanlarda ve durumlarda dua ile Allah’tan yardım istenmekle yetinilmeyip duasının makbul olacağı düşünülen kişilerden de dua talep edilmesi olsa gerektir.

Yedi asır süren bir medeniyetin ürünü olan divan edebiyatında farklı tür ve şekillerde görülen dua, hem muhteva hem de şekil olarak önemli yer kaplar. Bazen yazılan eserler vesile kılınarak Allah’tan af, Hz. Peygamber’den şefaat dilenir; bazen eserin bizatihi kendisi münacaat, tazarruat vb. nev’inde bir duadır, bazen de eser başka amaçla yazılmış olsa da içinde dua bölümleri taşır.

Besmele, hamdele ve salvele ile başlayan eserlerin dibacelerinde sırasıyla din ve devlet büyüklerine, ilimde öne çıkanlara, eli kalem tutanlara, o eserleri okuyanlara dua edilir son olarak da eseri yazan kişi için dua istenirdi.  Yukarıda sıralanan bu kişilere yapılan dualar bazen Arapça kalıplaşmış dualar şeklinde, bazen de Türkçe olabilmektedir.

Münâcat, tazarrunâme, niyaznâme, istimdâdiyye, tevbenâme, istiğfarnâme, ilticanâme gibi türler bunlar arasındadır.  Sadece dua üzerine yazılan duânâme türünde eserler de mevcuttur. Duânâme, edebî anlamda bir kimsenin Allah’ın karşısında aczini itiraf ederek sevgi ve tazim duyguları içinde O’ndan lütuf ve yardım isteğini dile getirdiği edebî eserlerdir.[5]

Münâcat türünde yazılan şiirler başlı başına Allah’a yakarışı ifade eder. Mesnevîlerde ise eserin başında veya sonunda münâcat muhtevalı kısımlar yer alır. Gazellerde de “yâ Rab” redifi ile yazılmış olup Allah’a dua mahiyetinde olanlar mevcuttur. Övgü şiirleri olarak tanımlayabileceğimiz kasidelerin son bölümü duaya tahsis edilmiştir. Kasidelerin sonunda şairin kendi veya memduhu için Allah (c.c)’tan yardım dilemesi Osmanlı edebî anlayışı içinde bir gelenek olarak kabul görür.  “Kaside tamâm oldu”, “söz pâyân olınca du’â ‘âdettir”,  “du’â vakti erişti”,  “du’âya başla”, “durma du’â kıl”, “gel du’â eyle”, “elin kaldır du’â eyle”, “budur du’âm”, “du’âm odur” gibi cümlelerle başlayan dua faslında sağlık, uzun ömür, mutluluk ile devletin, tacın ve tahtın, makam ve mevkiin devamı dilenir.[6] Divan edebiyatında duanın teşbih unsuru olarak kullanıldığı, duanın gerekliliğinin vurgulandığı, duanın ediliş şeklinin (el açmak, yüzü Hakk’a çevirmek, eli yüze sürmek, baş açıp dua etmek, elleri aşağı doğru çevirmek, vs.) belirtildiği, ölünün arkasından dua etmenin işlendiği, ağzı dualı olmak, dua kapısı, dua eli gibi deyimlerin yer aldığı beyitler de azımsanmayacak kadar çoktur. Dualar da beyitlerde çeşitli şekillerde işlenmiştir. [7] Dua kelimesi divan edebiyatında benzetme (teşbih) sanatıyla çeşitli hayallere konu olmuştur: Ay, zincir, hediye, inci, ip, kadeh, kılıç, kilit, ok, rüzgâr vb. duanın benzetildiği unsurlardan bazılarıdır. En sık rastlanan dua-ok benzetmesidir. Dua ok gibi, ağızdan çıkar çıkmaz hiç bir yere sapmaz, doğrudan doğruya hedefine ulaşır. Edebiyatımızda konuyla ilgili destanları, koşmaları, ninnileri, manileri vs. ile Halk şiiri, ilahîleriyle de Tekke şiiri bu yönden oldukça zengindir. Örneğin ninnilerde çocuk için sağlık, uzun ömür, hayırlı evlat olması, büyük adam olması vs. için dua edilir.

Du’âsın her seher vird it anuñ kim

Duânuñ mevsümi vakt-i seherdür

(Ahmedi Divanı, K.32/41, Yaşar Akdoğan,1979)

(Her sabah ona dua etmeyi vird haline getir. Çünkü duanın mevsimi seher vaktidir.)

Bu beyit dua için en uygun vaktin seher vakti olduğuna dair olan inancı vurgulamaktadır.

 

Kabûl oldu du’âñ ey dil açuk buldum der-i kasrın

Hüdâdan vuslatın iste ki gök kapısı açıkdur

(Sosyal Hayat Işığında Zati Divanı, G.463/3,Vildan S., 2006)

(Ey gönül! Duan kabul oldu da köşkünün kapısını açık buldum. Allah’tan kavuşmayı iste. Çünkü gök kapısı açıktır.)

Burada dua kapılarının her daim açık olduğuna gönderme yapılarak sevgilinin gönül kapısının açık bulduğunu ve vuslat istemenin tam zamanı olduğunu ifade etmektedir şair.

Olmasa olmaz idi tâk-ı kabûle peyvend

Lafz-ı âmîndeki nûn halka-i zencîr-i du’â

(Nabi Divanı I, G.459/9, Ali Fuat Bilkan, 1997)

(Âmîn lafzındaki nun olmasaydı,  dua zincirinin halkası kabul kubbesine vasıl olmazdı.)

Beyitte dualar bir zincir gibi düşünülerek ucundaki âmin halkası sayesinde gökyüzüne ulaşıp oraya tutunduğu dile getirilmiştir. Duaların yerine ulaşması “âmin”ler sayesinde olmaktadır.

 

Duâ-yı hayrı halka beş vakitde farz-ı zimmetdir

Ki oldu devletinde şeş cihet ma’mûr u âbâdân

(Nedim Divanı, K.21/149, Muhsin Macit, 1997)

(Halkın (o padişaha) günde beş vakit dua etmesi farzdır. Çünkü onun saltanatı boyunca ülkenin her yeri mamur ve abad olmuştur.)

Şair, övdüğü padişaha günde beş vakit diğer bir ifadeyle her daim dua etmenin o padişahın halkı için farz kadar mühim olduğunu söylemektedir. Bunun sebebi olarak da onun, saltanatı boyunca ülkenin her tarafını mamur ve abad etmiş olmasını göstermektedir. Devlet büyüklerine edilen duaya vesile olan durum anlatılmıştır.

 

Geçerüz tîr-i du’â gibi bu tokuz siperi

Olımaz Zâtî bizüm kevn ü mekân hâyilümüz

(Sosyal Hayat Işığında Zati Divanı,G.497/5,Vildan Coşkun, 2006)

(Ey Zâtî! Biz dua oku gibi dokuz siperi geçeriz. Kevn ve mekân bizim engelimiz olamaz.)

Söz söylemedeki kahramanlığından bahseden şair, dua okunun hiç bir engele takılmadan uzun ve zorlu mesafeleri aşarak yerine ulaşması gibi onun şiirinin tesirinin de her yere yayıldığını dile getirmektedir.

 

Makbûl  duâ gibi  varıp Hazret-i Hakk’a

El götürüben ümmetini kıldı temennâ

(Yahyâ Bey, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, İskender Pala, s.124, 2004)

 

(Kabul olan dua nasıl Hz. Allah’a ulaşırsa o da dua ile Allah’a ulaşarak elini kaldırıp ümmeti için yalvardı.)

Bu beyitte Allah’a edilen duaların makbul olacağı inancıyla Hz. Peygamberin ümmetinin kurtuluşu için yaptığı halis duadan bahsedilmektedir.

 

Du‘â-yı nûr yirine kodururdı mezârında

Eger kim cân virürken işide idi Enverî şi‘rüm

(Sosyal Hayat Işığında Zati Divanı,G.940/5,Vildan Coşkun,2006)

(Eğer şair Enverî ölürken şiirimi (güzelliğini) işitseydi, nur duası yerine kabrine onu (şiirimi) koydururdu.)

Şair bu beyitte mezarlara Nur duası koyulması âdetini hatırlatarak kendi şiirinin bu duanın tesiri kadar güçlü olduğunu dile getirmektedir.

 

Ol nev-bahâr-ı hüsne hazân irmesün diyü

Sûsen du‘â-yı seyf ile hırzü’l-emân okur

(Helâkî Dîvânı,G.30/5,Mehmet Çavuşoğlu,1982)

(O güzellik ilkbaharına sonbahar erişmesin diye sûsen çiçeği kılıç duası okumaktadır.)

Sevgilinin güzel yüzünün solmaması için şekil itibariyle kılıca benzetilen sûsen çiçeğinin, bazı dua kitaplarında hırzü’l-emân ve du‘â-yı seyf olarak geçen[8] duayı okuduğunu söylemektedir.

Yukarıda da görüldüğü üzere dua, insanın kendisi veya bir başkası için umumî veya hususî olarak, Yaratıcısından dinî veya dünyevî bir talepte bulunması, O’na şükretmesi vb. maksatlarla kuldan Allah’a yapılan çağrıdır. İnsan yaşadığı zamanı ve durumu, dua ile taçlandırdığında onları kendi kulluğunun farkındalığı çatısı altına almış olmaktadır. Sevinçte, kederde, sağlıkta, hastalıkta, zor zamanda veya bollukta ya şükür, ya sabır veya tedbir nişanesi olarak hep var olan dua, merkezinde insan olan divan edebiyatında da bu minvalde işlenmiştir.  Yukarıda sadece birkaçını verebildiğimiz örnekler bunu açıkça göstermektedir.

Doç. Dr. Vildan S. Coşkun
[1] Cilacı,Osman, “Dua”, TDV İslam Ansiklopedisi (DİA), IX, 529.
[2] http://www.sozluk.net/index.php?word=dua, (29.03.2017).
[3] Mü’minun Suresi: 60 “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim”.
[4] Çelebioğlu , Âmil “Türk Edebiyatında Manzum Dinî Eserler”, Şükrü Elçin Armağanı, Ankara 1983, 154.
[5] Deniz, Sebahat, “Kadızâde Mehmed İlmî’nin Sultan IV. Murad İçin Yazdığı Manzum Duânâme’si”,  Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 1, İstanbul 2008, s. 15.
[6] Deniz, Sebahat, agm, s. 15.
[7] Geniş bilgi için bkz.Deniz, Sebahat, agm, s. 13.
[8]  Tanrıbuyurdu, Gülçin, “Klasik Türk Şiirinde Kılıç Duası”, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, 9, İstanbul 2012, s. 146.