Dr. Ayşe Hümeyra Ökten/ Doktor Ablam

Dr. Ayşe Hümeyra Ökten’i 90 lı yıllarda, İstanbul’un âlim ve bilge kadınlarından, merhum Edebiyat Öğretmeni Hayrunnisa Açıkgözoğlu vasıtasıyla tanıdım.  Tatlı ve yumuşak ses tonu, mütevazı duruşu, capcanlı, hayat dolu çocuk bakışlarıyla, sanki yıllardır bildiğim tanıdığım dost bir abla ile karşılaşmıştım. İncecik bedeni, oturduğunda iyice küçülen dünyada kapladığı alana mukabil derin iç âlemi ve engin bilgi ve görgüsüyle benim gibi çevresinde bulunan herkese sessiz ve sözsüz olarak latif mesajlar verirdi. Çok sevdiği Mevlasına, çok sevdiği mekânda ve çok sevdiği Efendimizin komşuluğunda kavuşabilmek için Medine’de yaşama kararı aldığı son yıllara kadar İstanbul’a gelişini bekler, birbirimize haberler ulaştırır, imkân bulduğumuz zaman ziyaretine gider, tatlı sohbetini dinler, güzel ve geniş kapsamlı dualarına âmin diyerek gönüllerimiz ferahlamış olarak bir sonraki görüşmenin hasretine tutulurduk.

Bir meslektaş gözüyle Doktor Ablam

Hümeyra Ökten ilkokul birinci sınıftan Tıbbiye son sınıfa kadar birinciliklerle dolu eğitim hayatı olan müstesna bir öğrencidir.  Liseden iftihar belgesiyle mezun olanlar, sınava girmeden istediği bölüme kayıt yaptırabildiği için muhterem babası Celalettin Ökten’in arzusu ve onayı ile İstanbul/ Çapa Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptırır.

Benim de mezunları arasında olmaktan onur duyduğum, İstanbul Tıp Fakültesinden 1949’da birincilikle mezun olduktan sonra, aileye ve etrafa en faydalı bölüm iç hastalıkları uzmanlığıdır diye düşünerek, İstanbul Tıp Fakültesi Dâhiliye Bölümünde ihtisasa başlar.

Tıp Fakültesini birincilikle bitiren ve çalışkanlığı ile ihtisası tamamlayan Dr. Hümeyra Ökten’e İç Hastalıkları Bölüm Başkanı, ülkemizin ilk klinik kadın profesörü, Müfide Küley tarafından Başasistan olarak kalması yani akademisyen olarak devam etmesi teklif edilir. Diğer hocalar da üniversitede kalmasına kesin gözüyle bakmaktadır. Ancak Dr. Hümeyra Ökten, kendi isteği hilafına baş açık olarak devam etmek zorunda kaldığı akademik hayatını noktalamak için, anne babasına hizmet etmek, ailenin geçimine katkıda bulunmak isteğini bahane ederek çok kıymetli bir hoca olabileceği halde Prof. Dr. Müfide Hanım’ın teklifini teşekkürle reddeder. Kendi ifadesiyle, “O yıllar değil başörtüsü örtmek, Allah demenin yasak/ayıp (!) olduğu” yıllardır.

Resimde görüldüğü gibi 1923 de Haydar Paşa Tıp Fakültesinde kız öğrenciler, başörtülü ve baş açık olarak devam edebildiği halde 1950’li yıllarda kesin ve yaygın bir yasak vardır. (istanbul.edu.tr)

Dr. Hümeyra Ökten, hastalarına yakın ilgi ve ihtimamını şu sözlerle ifade etmektedir:

“ Gece nöbetlerde, kendi takip ettiğim hastalarla beraber, diğer asistanların takip ettiği tüm hastaları tek tek ziyaret edip (vizit), yanlarına oturarak hal hatırlarını sorardım. Ağrısı – ızdırabı olanlara, kendi dosyalarında yazılmış olan ilaçları elimle içirirdim. Sabah nöbeti devrettiğimde bazı arkadaşlarım arkamdan koşar ve:

” Hümeyra sen benim hastama akşam hangi ilacı verdin? Hastam çok rahat etmiş, ağrıları sızıları geçmiş, çok rahat uyumuş.”  derlerdi. Ben de; “Dosyasında sizin yazdığınız ilacı verdim” derdim. Hastalara iyi bakar, sistematik muayene ederdim, meslek hayatımda bunun her zaman faydasını gördüm.”

1953 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bir yıl önce hac kafilesinde gönüllü olarak katılmış olan yaşlı doktorların hacda sıcaktan etkilenip görev yapamaması sebebiyle daha iyi hizmet edecek genç doktorlar götürmek ister. Genç doktorlar üniversitedeki asistanlardan seçilecektir. Öğrencilik yıllarından itibaren, namazlarını gizlice kütüphanede kılan ve bu yönünü kimsenin fark etmediğini zanneden Dr. Hümeyra Ökten için bölümün Başasistanı Dr. Sermet Bey  “Hümeyra dindardır, o gider.” der.

Görevli olarak Hacca gitme duyurusundan Hümeyra Hanım çok heyecanlanır. Aynı günlerde muayene ettiği, gönlünü ferahlattığı bir hastanın, “Doktor hanım ayakların Kâbe’ye varsın” duası ve kendisinin de “Allah’ım sen hasta duasını kabul edersin, elhamdülillah.” niyazı kabul edilmiştir. Yapacağı tüm işleri anne babasıyla istişare etme alışkanlığında olan genç doktor hanım hiç düşünmeden adını ilk sıraya yazdırır.

Hac mevsimi yaklaşana kadar Hümeyra Hanım dışında kimse başvurmayınca, duyuru tekrarlanır. Bu defa 14 kişi başvuru yapar. Diyanet İşleri Başkanlığı 8 doktor götüreceği için kura çekilecektir.  Doktor ablamızın “Ya kurada çıkmazsam” diye telaştan yüreği çarpmaya başlar. Hocası Prof. Dr. Müfide Hanım, “Hümeyra ilk gönüllü oldu, o yüzden onu kuradan çıkartalım” der. Böylece hacca gideceği kesinleşmiştir. Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’un babası Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş Bey de Hac kurasını kazananlar arasındadır. Kafiledeki kadın doktor sadece kendisidir.

Hazırlıklar yapılır, büyük gün gelir ve yolculuk başlar. İstanbul’dan kalkan İstanbul vapuru ile Hac yolculuğu başlar. Kendisi doktorluk görevinin gemide olduğunu zanneder. “Nasıl olsa gencim, açlığa susuzluğa dayanır, hacılara hizmet ederim, onlar da beni arabalarına alır, Mekke’ye gider hacı olurum.” diye düşünür.  Gemide tek kadın doktor olduğu için, kadın hacılar çok teveccüh eder. O da kimseyi kırmadan herkese sınırsız hizmet eder. Kafile başkanı olan zamanın Ticaret Bakanı Enver Güreli; “Doktor hanım bu kadar çok çalışma.” diye ona nasihat etmek durumunda kalır.

Hac vazifesi tamamlanıp geri dönüş başlar. Dr. Hümeyra Hanım son kafilededir. Aynı gemide, o vakit Zeyrek Camii imamı olan,  Mehmet Zahid Kotku ra. ile tanışır.  Vapurda, merdivenlerde inip çıkmasına dikkat ettiği ve görgülü davrandığı için,  Mehmet Zahid Kotku ra. her gördüğünde hatır sorar. “Doktor hanım nasılsınız?” der. Dönüş yolunda Mehmet Efendi hazretlerinin böbrek sancısı tutar. Görevli doktorlardan biri iğne yapar ve gider. Ağrı geçmeyince Hoca Efendi doktor hanımın gelmesini ister. Dr. Hümeyra Hanım da iğne yapar ve rahatlayana kadar başından ayrılmaz. Bu durumdan çok memnun olan Mehmet Zahit Kotku ra. onu bir daha bırakmaz. İstanbul’a geldikten sonra hasta olup doktor arayanları muayenehanesine gönderir. Kendisine “Biz çobanız. Çobanlar kendi koyunlarını tanırlar. Sen bizim sürüdensin.” derler.

Görevli doktorlar Ağustos ayında, Türk Kızılay’ı sahra hastanesinde klima ve serinletme tertibatının olmadığı şartlarda cansiperane hizmetlerini yaparlar. Arafat’ta doktor hanım, erkek doktorlardan farklı olarak başörtülü olmanın avantajıyla, başının üstüne buz torbası koyar ve yanındaki halkalardan gaz bezi ile bağlar. “Burası hizmet yeri, burada oturmak olmaz.” diye çadır çadır dolaşıp hasta hacıları yerinde görür. Arafat’ta, her sene gelmek için Allah’a dua eder.

İstanbul Tıp Fakültesinde ihtisasını tamamlayınca Sarıyer Verem Savaş Dispanserine tayini çıkar. Orada canı yürekten çalışır. “Burası ciğer hastalarının yeri, başka hastalara bakmam” demez. Çevrede başka doktor olmadığı için Anadolu Kavağı’ndan, Poyrazköy’den motorla hastalar gelir. Aynı zamanda, Beyazıt’ta muayenehane açmıştır. Avrupa yakasındaki hastaları da öğleden sonra orada kabul eder. 10 yıl kadar muayenehanede çalışmayı yürütür. 6 ay Medine’de 6 ay İstanbul’da sadece bedenlerin değil, gönüllerin de tabibi olarak çok sayıda hastanın şifa bulmasına vesile olur.

Sağlık ve Şifa Derneğinde, ardından Kıztaşı’nda Hayat Hastanesi ve onun yerine açılan Fatih Hastanesinde çalışır. 85 yaşına kadar, İstanbul’da olduğu vakitlerde Fatih Hastanesinde hasta kabul eder. Kendisi Medine’de iken yerine arkadaşı emekli Dr. Güzin Hanım icabet eder.

Ömrünün sonuna kadar zihni son derece berrak, hafızası güçlü ve öğrenmeye açıktı. Az yer, yeterince uyur, sohbet etmeyi, gezmeyi yeni yerler görmeyi sever, yeni tattığı değişik yemeklerin tarifini alır, bilhassa gençleri sevgiyle şefkatle dinler onlara ayrı bir yakınlık gösterirdi.

Bir Hastane Hatırası

80’li yaşlarında iken “Yolculuklarda artık bavulumu taşıyamıyorum, acaba kemiklerim mi zayıfladı? Kemik ölçümü yaptırmam gerekir mi?” şeklinde yakınmaları olunca, Dâhiliye Uzmanı olan eşim Dr. Mürselin Güney, Vakıf Gureba Hastanesi Dâhiliye Kliniği özel odalarından birine tetkik etmek üzere yatırdı. Birincil amaç tüm tetkiklerin yapılması, ikincil amaç ihtisas yapan genç dâhiliye asistanlarının onu tanıması, üçüncül kazanç ise hastane yatışı esnasında akşam ziyaretlerinde sohbetlerini dinlemek olarak gerçekleşmişti. Yatağın başucunda her daim yeni baskı bir kitap bulunur, hasta başı vizitler uzun sohbetlere döner, Doktor abla adeta, onu tetkik ve tedavi edecek doktorların derdine derman olurdu.

Bir vizitte unutkanlığından bahsedince, aynı hastanede Nöroloji uzmanı Dr. Aysun Arslan’dan konsültasyon istendi.

Dr. Aysun Hanım’ın

– Neleri unutuyorsunuz Hümeyra teyze? sorusuna cevabı; “Yeni çıkan ilaçları unutuyorum.” şeklinde oldu.

İstanbul Tabip Odası 2009 yılında 25-30-40-50-60-70 yıllık hekimlere,  plaket takdim ettiğinde, kendime ait 25 yıllık hizmet plaketi ile birlikte Dr. Ayşe Hümeyra Ökten’e ait 60 yıllık hizmet plaketini almış olmaktan duyduğum kıvanç benim için unutulmazlardan. O dönemde Doktor Abla Medine’de olduğu için dönüşünde Anneler Günü’nü de vesile ederek Afiyet Sağlık Hizmeti Mensubu Hanımlar Derneği üyeleri olarak kendisine takdim etmiş olmak bizim için bir sevinç kaynağıdır.

Dr. Ayşe Güney

Kaynaklar:

Merhume Ayşe Hümeyra Ökten’den dinlediklerim.

Meriç, Nevin (2020). Ayşe Hümeyra Ökten: Dindar Bir Doktor Hanım. İstanbul: Timaş Yayınları.

Akra Media, Güncel Haberler, Medine’de Bir Doktor: Ayşe Hümeyra Ökten, İstanbul:2020.

Akra Fm, Sesli Arşiv, Zamanın Tanıkları: Ayşe Hümeyra Ökten, İstanbul: 2016.

https://www.dunyabulteni.net/m/roportaj/turkiyenin-doktor-ablasi-ayse-humeyra-okten-1-h154602.html