Doğum Mucizesi

Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de insanlara tefekkür etmelerini emreder. Düşünmeye davet eder.

Ali İmran Suresi 191. ayette Rabbimiz şöyle buyurur: “(İşte) o (akl-ı selîm sahibi) kimseler ayaktayken, otururken, yan taraflarına yaslanarak yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler (ve derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın. Seni tenzih ederiz, bizi ateş azabından koru.””

Kainattaki her zerrede mikro ve makro düzeyde Allah-u Teala’nın yaratılış kudretini, eşsiz sanatını müşahede edebiliriz. Nasıl ki, dışımızda güneş, gezegenler, uçsuz bucaksız kainat varsa, insan bedeninde de hücrelere kadar uzanan mükemmel kainat vardır. İnsan vücudu dediğimiz bu varlığın oluşumu anne karnında iki hücrenin birleşmesi ile başlar. Zigot denilen bu çekirdek hücre, dokuz ay 10 gün içerisinde çoğalarak milyonlarca hücreden oluşan insan vücudunu meydana getirir.Öyle bir sistem ki bir hücreden insan beyni ve sinir sistemi, insan kalbi ve damarlardan oluşan dolaşım sistemi, mide bağırsak ve karaciğerden oluşan sindirim sistemi, kemik ve kaslardan oluşan hareket sistemi, böbrek ve idrar yollarından oluşan üriner sistem, akciğer ve nefes yollarından oluşan solunum sistemi, göz ve görme sinirlerinden oluşan görme sistemi vb. sistemlerden oluşur.Bu düzen ağı kusursuz bir uyum içerisinde birbirini tamamlar ve destekler.

Bu kadar güzel ve harikulade bir sistem, bir tek hücrenin, milyonlarca hücreye bölünmesi, farklılaşıp, değişmesi ile oluşur. . Bu hücrelerin dokular, organlar ve sistemler meydana getirmesi insan denilen ahenkli yapıyı oluşturması, ibret alınacak bir hadisedir.

Allah-u Telala Müminun Suresi 12.-13.-14. ayetlerde şöyle buyuruyor;
“Andolsun ki, (biz, ilk) insanı çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. Sonra onu(n neslini) bir nutfe (sperma) olarak sağlam (ve emin) bir yer (olan rahim)e yerleştirdik. Sonra (rahimde o) nutfeyi bir “alaka” yaptık; derken, o “alakayı” da bir “mudga”ya, “mudgayı” da kemiklere çevirdik, o kemiklere de et giydirdik; sonra onu bambaşka bir varlık yaptık. (Varlıkları) yaratıp şekil verenlerin en güzeli olan Allah ne yücedir!”

Düşünmek gerekir ki; anne karnında nefes almayan, yemek yemeyen, bütün ihtiyaçlarını anneden sağlayan bir bebeğin, doğduktan hemen sonra müthiş bir dönüşüm gerçekleştirerek, nefes alan, süt emen, ağlayan, bir canlı haline gelmesi; akciğerlerinin çalışmaya başlaması, akciğerle kalp arasındaki küçük dolaşımın aktif´ hale gelmesi,göbek kordonundan kalbe giden damarların kapanması, adeta açık kalp ameliyatı gibi karmaşık, zor ve harukülade bir hadisedir.

Kur’an-ı Kerimde bu dönüşüm kısaca şöyle tarif edilmektedir; “Doğrusu biz, insanı (kudretimizi gösterelim ve teklifimizle) imtihan edelim diye (erkekteki çeşitli unsur ve salgılarla) bir karışım olan nutfeden yarattık da onu (insanı) işiten ve gören bir varlık yaptık.” (Ali İmran 2)

Ayrıca bu dönüşümün etkisi sadece bebekte değil, bebeği taşıyan annede de gerçekleşmektedir. Araştırmalar anne beyninin gelişimi üzerine ilginç sonuçlar veriyor. Psikolog Şeyma Çavuşoğlu Itri’nin açıklamasına göre ; “ Doğumun annelerde hafıza kaybına yol açtığını savunan araştırmaların aksine, 2010 yılında Yale ve Michigan üniversiteleri ortak projesi olarak gerçekleştirilen araştırmaya göre, doğum sonrası anneler, yeni beceriler geliştiriyor ve daha pratik düşünebilir hale geliyorlar. Diğer bir bulgu ise, annelerin bebekleri hakkındaki olumlu düşüncelerinin, beyin gelişimleri ile doğru orantılı ilerlediğidir. Bebeklerinden “güzel, mükemmel, özel” gibi sıfatlar kullanarak bahseden annelerin, beyin bölgelerindeki gri madde artışının daha da fazla olduğu dikkat çekiliyor. Bir başka deyişle, anne beyninde yeni durumuna adapte olmasını sağlayacak değişimler meydana geliyor. Demek ki doğumun anne beynini besleyen ve yenileyen özel olaylardan biri olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak, kainattaki muhteşem işleyişlerden biri olan doğumun, maddi ve manevi birçok kazançları olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Peygamber efendimiz (s.a.v.)in bu konuda birçok hadisi şerifi de bulunmaktadır. Abdullah b. Ömer’den (r.a.) naklen Taberani’nin kaydettiğine göre Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki; “ Kadın hamileliğinde, doğum yapıncaya, bebeği memeden kesinceye kadar, Allah yolunda hudutlarda nöbet bekleyen mücahit gibidir. Eğer bunlar arasında ölüverirse ona şehit mükafatı ve ecri vardır.” Abdullah bin Ömer (ra) dan nakledilen bir hadiste Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurmuştur;”Kadın hamileliğinden doğum yapıncaya ve bebeği memeden kesinceye kadar Allah yolunda hudutlarda nöbet bekleyen mücahid gibidir.(daima öylece sevap alır durur)Eğer bu safhalarda ölürse,ona şehit mükafatı ve sevabı vardır.”

Abdurrahman bin Avf (ra) dan nakledilen diğer bir hadiste ise efendimiz (s.a.v) buyurur ki; “Kadın hamile kaldığında bu onun için gündüzü oruçlu, gece namazlı, Rabbine gönülden teslim olmuş mücahid bir kimsenin sevap ve mükafatı gibi manen kazanç sağlayan bir durum hasıl eder.Doğum ağrısı tuttuğunda hiçbir mahluk onun ne kadar çok sevap ve mükafat kazandığını idrak edemez.Çocuk doğurunca bebeğin memeyi her soruşunda (emişinde) veya her süt vermede anasına,bir can ihya etmişçesine sevap gelir.Çocuk büyüyüp memeden kesilme zamanı gelince vazifeli melekler, her iki omzuna vurarak der ki;Hiç günahın kalmadı, pak oldun. Haydi işe (hayata) günahsız olarak yeniden başla.”

Ne güzel bir kazanç…

Esma Semiz