Doğaya Ve Çevreye Adil Olmak

Eyl 15, 2013 by

Doğaya Ve Çevreye Adil Olmak

IMG_4870

Adalet duygusu her şart altında, her zaman ve mekânda, her insan tipini ilgilendiren, her zaman korunması gereken bir erdem. Bu erdem insanlık erdemleri içinde belki de kesinti olmayacak, istisnası olamayacak yegâne özelliktir.

İnsanların birbirine adaleti yanında; hayvanata, doğaya ve çevreye karşı olan adalet duygusu, kavramın kapsamı bakımından kesinlikle sorumluluğumuz altındadır. Adaletin kökeni, her şeyden önce bireylerin ve toplumun vicdanıdır, sağduyusudur. Vicdan ve sağduyu ilkeleri bizim adil bireyler olarak adaletin hâkim olduğu bir toplumda yaşamamız için olmazsa olmazlarımızdır. Ayrıca Hak dinlerin mensuplarına Yaradan (cc) tarafından kesin bir dille emredilmiş bir vecibedir.

İnsanlık erdemlerinin bütünü olan ahlak için, öncelikle vicdan ve sağduyu rehberimiz olmalı. Var olanı koruma, bozulanı düzeltme ilkesi adalet için fıtri olan bir yöneliştir. Böyle baktığımızda bizler doğaya, tabiata, çevreye karşı sorumlu olmaklığımızın menşeini fazlaca araştırma gereği bile duymamalıyız. Ancak bununla birlikte dini ve toplumsal sorumluluk gereği bu konuyla ilgili kurallar geliştirmek için nice araştırmacıların ciltler dolusu kitaplar yazdıklarını, birçok akademik tezin konusu yaptıklarını rahatlıkla görebiliriz.

Yani özetle, bizim insan olarak doğaya ve çevreye karşı adil olmaya çalışmamız fıtratın bir gereğidir. Bu anlamda hangi dinden, dünya görüşünden, yaşam tarzından ve inanıştan olursa olsun insanlığın ortak paydasıdır diyebiliriz “çevre ve tabiata karşı adalet duygusu” için.

Çevreyi, doğayı korumak, bozulanı düzeltmeye çabalamak her şeyden önce çevre ahlakı kavramının bize yüklediği bir sorumluluk durumudur. Ama bu, takdir edilecektir ki adalet olmadan mümkün değildir. Çünkü adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez ve ahlakın yaygın olmadığı toplumlarda kanun gücü kesinlikle yetersiz kalır.

Bizim inancımızda aslında evren ve zaman, adalet ve ilimle kuşatılmıştır. Bu temele ve bu temel üzerinde yükselen değerlere müdahale de zulümdür. Zulüm, bir şeyi olması gereken yerin dışında başka bir yere koymaktır, der Mevlana ve yine Müslüman asla zulme, zalimlere meyletmemelidir. (Hûd, 11/113.)

Adaletli olmak; bilgili olmayı, irade ve erdeme sahip olmayı, bencillikten, hırstan, korkaklıktan arınmayı gerektirir. Tasavvufun konusu olan ne kadar çirkin huy ve ahlak varsa adil olmayı engelleyici özelliğe sahiptir de diyebiliriz. İnsanın ailesine, dostlarına, hemcinsine, astına-üstüne, sosyal ve fiziksel çevresine, doğaya, ülkesine, kısaca her şeye ve herkese adil olma yükümlülüğü vardır. Etik, erdem, ahlak ve insanlık adalete muhtaçtır. Adil olunmadan erdemli ve ahlaklı bir insan olunamaz.

Kişi erdemli ve ahlaklı insan olduğunu iddia ediyorsa, canlı ve cansız tüm varlıklara adil davranan bir kimse olmalıdır. Hayvanata, çevreye ve doğaya hoyrat ve zulümkâr davranan kişi için adil demek söz konusu değildir. Vicdanlarda yer etmeyen, sağduyusu olmayan, çeşitli siyasi, akademik ve hukuksal toplantılarda aranan adalet bulunamaz.

Tüm insanların çevresel bozulmalardan, ekolojik dengesizlikten ve kirlilikten korunma hakkı vardır. Çevrenin ve doğanın hakkını korumak aynı zamanda insanların bahsettiğimiz hakkını korumak anlamına gelmektedir. Bu anlamda “çevre ahlakı“ kavramıyla bizler, çok temel bir insan hakkına hizmet etmiş oluyoruz. Doğanın bizim üzerimizde hakkı var derken bu konuda verilen mücadele, temelde doğadan istifade eden insanların bu hizmeti doğadan olması gerektiği seviyede almasıdır. Doğa, yaradılışının gereğini ancak fıtri seviyede hizmet verdiği ölçüde yerine getirmiş olacaktır. O halde engin bir adalet duygusu, bu alanı kapladığı/kapsadığında ancak dönüştürücü, değiştirici ve olması gereken seviyededir diyoruz.

Adaletin zıddı zulümdür. Zulüm öncelikle kişinin kendisine karşı adil olmaması ile zuhur eder.

Yeryüzünü kendi çıkarları için yönetmeye ve yönlendirmeye çalışan uluslar ötesi şirket ve organizasyonların fıtrata aykırı uygulamaları ekolojik dengenin bozulmasının asıl sebebi olmakla birlikte, insanların çoğunluğu da bu organizasyonların zararlı uygulamalarına karşı mücadeleyi bırakmakla sorumluluktan kurtulmuş olamazlar. Bu gün çevre sorunları dediğimiz uluslararası problematik bizim insanlar olarak hırs ve yönetme sevdamızdan kök alan bir marazi durumdur.

Hâlbuki insan fıtratı gereği birlikle, hemcinslerinin hakları için mücadele ederken aynı zamanda doğa ve çevre için de fıtrat çizgisinde kalma mücadelesi vermelidir. İnsanın kendi tarihi boyunca adil olmaktan uzaklaşmakla kaçırdığı mutluluk, çevrenin korunması, bozulanın düzeltilmesi için çabalamakla elde edilebilir. Frager, kitabında “kaygı duyulursa hizmet edilebilir” diyor. Yani adalet için kaygı duyulursa, çevre için alarm zilleri çoktan çalıyorken çevre ve doğa için kaygı duyarsak, insanoğlunun en temel haklarından birinin iadesi için ve gerçek adaletin tecelli etmesi için hizmet edilebilir; mücadele bunun içindir.

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca yoksul insan, çevresel şartların çıkarlarımız için bozulmasıyla çok kötü şartlarda yaşıyor. Bu insanların fıtrata uygun bir dünyada yaşamaları için çabalamak yüce bir erdemdir. Savaşlar olmasın, gelir adaletsizliği olmasın, insanlar hırsla diğer insanların sağlıklı yaşama hakkına tecavüz etmesinler; doğal şartlarda elde edilen gıdalar insanların istifadesine sunulabilsin. Sağlıkla ve mutlulukla yaşamak için “fıtri çevre korunmalı” diye mücadele etmek gerçekten adaletin tecellisine çalışmaktır.

İnsanoğlu olarak melek ve şeytan yönümüz, doğal olanda kalmak veya bundan uzaklaşmak konusunda mücadele ediyorlar.

Adil bir dünya tasavvur ediyorsak, bu ancak fıtrata uygun doğanın ve çevrenin korunması ile mümkün olabilir.

Erhan Bağ
Veteriner Hekim
Çevre ve Sağlıklı Yaşam Aktivisti

Related Posts

Tags

Share This

m4s0n501