Divan Edebiyatı’nda Kurban Bayramı (Îd-i Edhâ)   

Bayram, “beẕrem – beẕrâm”dan gelmekte olup kelimenin “beyrem – bayram” olarak telaffuz edilmesi Oğuzlar’a dayanır. “Milletçe kutlanan mutlu, sevinçli gün” demektir. Dilimizde bayrama ait “bayram günü, bayram sevinci, bayram şekeri, bayramlık, bayram tatlısı, bayram ziyareti, bayramdan bayrama, bayram değil seyran değil” gibi pek çok ifade yer alır. Müslümanların iki dinî bayramından biri olan ve Zilhicce’nin onuncu günü başlayıp dört gün devam eden Kurban bayramında Hac farizası ve kurban ibadeti yerine getirilir. Kurban, İbrahim Peygamber’in (as) oğlu İsmail’i (as) Allah’a feda etme iradesi, Hz. İsmail’in (as) buna rıza göstermesi ile Allah’a bağlılığın sembolü haline gelmiştir.

Kurban bayramı, Osmanlı’da her yıl ikisi dinî (Ramazan ve Kurban), biri millî (Nevruz) olmak üzere kutlanan üç bayramdan biriydi. Dinî karakterlerinin yanı sıra zaman içinde eğlenmeye ve bir araya gelmeye vesile olan festivallere dönüşen bu bayramlar Osmanlılar zamanında merasimlerle kutlanmıştır. Günlük hayatı şenlendiren bayramlar, divan şairlerini de etkilemiş, Îd-i Adhâ, Îd-i Kurban, Îd-i Ekber gibi adlarla ve neredeyse tüm gelenekleriyle divan şiirine yansımıştır. Bu yaygın gelenek İdiyye (bayram şiirleri) adı verilen edebî türde müşahhaslaşıp kaside, gazel, kıta gibi nazım şekilleriyle yazılarak devletin ileri gelen kişilerine sunulmuştur. Aynı zamanda bu şiirlerde kurban kavramı sevgiliye kurban olmak şeklinde işlenmiş, hac ve hac ile ilgili terimler,  Safa, Merve ve Hz. İbrahim ile Hz. İsmail kıssası anılarak bayram adetlerinden bahsedilmiştir. Giyilen yeni ve güzel elbiseler, güzel kokular, çocukların alnına sürülen kurban kanı, bayram hediyeleri vb. bunlardan bazılarıdır.

Bayram namazından evvel minarelerden ilahiler söylenir, salalar verilir, Fetih, Nur ve Duhan sureleri okunurdu.  Namazdan sonra evlere dönülür; yeni ve güzel elbiseler giyilerek önce hane halkıyla ve daha sonra komşularla bayramlaşılırdı. Kurbanlar kesilir, eşe, dosta, yakınlara dağıtılırdı. Dinî vecibeler yerine getirildikten sonra İstanbul’un meşhur bayram yerleri olan Vefa, Edirnekapı, Unkapanı, Aksaray, Yenikapı, Yedikule, Şehzadebaşı, Sultanahmet Meydanı gibi semtlerdeki bayram yerlerine gidilir, buralarda bir taraftan bayramlaşma devam ederken öte yandan da eğlenilirdi. Dönme dolaplara, atlı karacalara binilir,  hokkabazlar, cambazlar seyredilir, kahveler, şerbetler içilir, şeker, lokum ve tatlılar yenirdi.

Beyitlerde Kurban bayramı:

Divan şiirinde sevgiliyi görmeye vesile olan bayramlar bu sevinçle çifte bayrama dönüşürdü:            ‘Arz-ı hüsn it idelüm bayrâmı bayrâm üstine

            Yüzüñi görmek senüñ âşıklaruñ bayrâmıdur (Zâtî)

“Güzelliği göster de bayram üstüne bayram edelim! Senin yüzünü görmek, âşıklar için bayramdır.”

Bayram aynı zamanda sevgiliye kurban olmanın tam zamanıdır:

Geldi rûz-ı mübârek ‘îd-i edhâ nâmıdur

            ‘Âşıkuñ cânâna kurbân olmaguñ eyyâmıdur (Zâtî)

“Mübarek gün geldi, adı kurban bayramıdır. Âşıkların (sevgiliye) kavuşma bayramına can vermelerinin günüdür.”

Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem îıyd içün

                   Gün-be-gün sâat-be-sâat ben senin kurbânınam (Fuzulî)

“Cihanın halkı yılda bir defa bayram için kurban kesmekteler, oysa ben her gün her saat sana kurban olmaktayım.)

Bayramlarda büyükler beyaz, çocuklar renkli kıyafetler giyerdi:

Sefîd câme-i èîdiyye giydi pîr ü cevân

    Cihân tarîka-i Bayrâmîyâna oldı mürîd       (Sâbit)

 

“Genç, yaşlı herkesin bayram elbiselerini giymesiyle dünya, Bayramî tarikatına (bir) mürid gibi oldu.”

Bayramlarda çocuklara renkli elbiseler giydirilir:

                 ‘Îd-i ‘ışkında eyâ mâh-ı hilâl-ebrû senüñ

            Tıfl-ı câna cism-i cân-alûde rengîn câmedür (Zâtî)

“Ey hilâl kaşlı ay! Senin aşkının bayramında, kana bulaşmış beden, gönül çocuğuna gönül çekici renkli bir elbise gibidir.”

Kokular sürülür:

           ‘Îd geldi hil‘atin ‘âlem mu‘attar eyledi

            Ol gül-i hôş-bûsuz ey Zâtî gerekmez bu baña (Zâtî)

 

“Bayram geldi, âlem elbisesine koku sürdü. Ey Zâtî! O güzel kokulu sevgili olmayınca bana bu (koku, bayram) lâzım değil.”

Bayram hazırlığı olarak ellere kına yakılır:

Vuslatıñ ‘îdine kurbân olanuñ kanı yeter

            ‘Îd-i adhâda niçün destüñe hınnâ yakasın (Zâtî)

“Kurban bayramında eline kına yakman gerekmez. Senin vuslatının bayramına kurban olan kişinin (benim) kanı yeter.”

Bayram, herkes için mutlu, kutlu vakitlerdir:

            Gelen eyyâm-ı şevk-encâm-ı devr-i îd-i adhâdır

            Zihî hengâm-ı ferhunde zihî vakt-i ferah- zâdır  (Haşmet)

 

Büyük küçük herkesle bayramlaşılır:

Merhabâ eyle benümle çün irişdun hâneme

Bendelerle şâh ider ‘îd olsa şâhâ merhabâ (Zâtî)

“Ey padişah! Madem evime geldin, benimle selâmlaş. Zira bayram olunca şah, kölelerle bayramlaşır.”

Mübârek eylesün Mevlâ sana bu îd-i kurbânı

Dahı devründe böyle îd-i kurbân sad hezâr olsun  (Nevî)

 

“Allah bu kurban bayramını sana mübarek kılsın. Senin devrinde böyle nice yüzbin bayram yaşansın!”

 

Bayram yeri herkes içindir:

‘Îd-gâha gel benüm kıblem bu gün âşıklaruñ

             Ka‘be-i hüsnüñ ziyâret eylemeklük kâmıdur (Zâtî)

“Ey benim kıblem! Bugün bayram yerine gel. Çünkü âşıklarının güzellik kâbesini ziyaret etme mutluluğu vardır.”

O meh kanda ise kandaysa da gelsin iki desti

Gelen zîrâ dem-i èîş u safâ-yı èîd-i kurbândır  (Enderunlu Vâsıf)

 

“O ay yüzlü güzel her neredeyse, iki eli kanda da olsa gelsin. Çünkü (şimdi) kurban bayramının mutluluk ve eğlence vaktidir.”

 

Bayram yerinde salıncaklara binilir:

 

Geh bizümle geh salıncağ ile salın gel beri

            Salını salını ey serv-i hırâmân vaktidür   (Zâtî)

 

“Ey salınarak yürüyen güzel! Bazen benimle salıncakta salın, bazen de sallanarak bu tarafa gel. Tam zamanıdır.”

 

Bu vesile ile herkesin bayramını tebrik ederim.

Vildan S. Coşkun

 

Kaynaklar:

Aysun Eyduran, “Klâsik Türk Edebiyatında İdiyye Şiirleri (Bayram Şiirleri)”, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/670813

Vildan S. Coşkun, Zâtî Divanı’na Göre 16. Yüzyılda Sosyal Hayat, Erdem Yayınları, 2017.

https://islamansiklopedisi.org.tr/bayram