Diş Kirası

osmanlı ramazan 2129259851390122150

Ariflerin kalplerine hamdın lezzetini tattıran, pişman olanı affeden, yüz çevireni cömertlikle çağıran, kendisine değer vereni yücelten, dünya değerleri arasında kıymetsiz bir küçücük adımı, mesafelerce kurbiyyet ile ödüllendiren Ekremü’l-Ekremin’e hamdolsun.

Ramazan ayında, Osmanlı Sarayında kilerlerin özenle seçilen malzemelerle doldurulmasından, hazırlanacak iftar ve sahur sofralarının zenginlik ve bereket içinde geçeceği belli olurdu. Bu bereket tüm topraklarda tesirini gösterir ve Müslüman, Hıristiyan, Musevi demeden herkes tarafından paylaşılırdı.

Ramazanın en önemli özelliklerinden biri de iftar sofralarına davetsiz gidilebilmesiydi. Osmanlı Sarayına Ramazan ayı boyunca iftara davetsiz olarak gelinebilirdi. Bunun haricinde Osmanlı Sarayının özel davetleri de olurdu. Ramazanın ilk on gününde Padişah, ayan ve mebusan reisleriyle birlikte vükelayı saraya iftar için davet ederdi. Bu sofralarda zengin ve leziz yemeklerden ziyade ‘Diş Kirası’ asıl büyük hediyeydi. Kahve, şerbet ve diğer meşrubat içilirken Mabeyn Müdürü, Enderun Efendisi ile salona girerdi. Enderun efendisinin elinde büyükçe bir gümüş tepsi yer alırdı. Tepsinin üzerinde davetlilerin isimlerinin yazıldığı hediyeler olurdu. Bu hediyeler kıymetli saatler, tütün tabakalarından oluşurdu. Osmanlı tebaası da özellikle zengin konaklarında diş kirasını uygular, halkın tamamına yayılan bu hediyeleşme evlerine gelerek yemeklerinden yeme ihsanında bulunan misafirlere ev sahibinin gücüne göre küçük bir teşekkür hediyesi olarak verilirdi.

Târihte ilk diş kirâsı veren, Fatih Sultan Mehmet Han’ın sadrazamı Mahmut Paşa’dır. Yani diş kirası, Mahmut Paşa’nın îcâdıdır. Sadrazam Mahmut Paşa, pilava altın nohutlar koyar ve şöyle derdi: ‘Servete nâil olan kimsenin ağzında, cömertçe sarf etmek için altun bulunmalıdır.’

Diş kirası tabirinin, “câize” karşılığı olarak “diyiş kirası”ndan geldiğini söyleyenler de vardır. Bu görüşte olanların açıklamaları da kısaca şöyledir:

Divan şairlerinin yazdıkları kaside mukabilinde câize almaları gibi, saz şairlerinin de muamma hallederken hazır bulunanlardan ileri gelenleri methederek bahşiş toplamaları âdetti. Bu duruma göre şiir ve kaside câizesi, bahşiş anlamında “diyiş kirası” kullanılmış, bu kullanım da zaman içerisinde “diş kirası” biçimine dönüşmüştür.

Bu âdetin geçmişte önemli bir yeri vardı. Bunu, eski şairlerimizin şiirlerinde bu kavramı mazmun hâline getirmelerinden de anlıyoruz. İşte birkaç örnek:

Rişteyle bağlayıp lebin ol şûh dedi kim
Mihmân-ı hân-ı vaslıma bu diş kirasıdır
Bâkî

Ramazanın sonuna doğru verilen fitre ve Ramazan boyunca sürdürülen iftarlara katılan talebelere verilen diş kiralarıyla birlikte zekât ve diğer malî yardımlar, toplumun kaynaşması ve kardeşliği bakımından çok önemlidir. Osmanlı döneminde kendilerine atiye verilenleri şöyle sıralamak mümkündür: Tatar sultanları, Giraylar, memurlar, askerler, talebe-i ulûm, fakir ve muhtaçlar… Cerre ve yardım toplamağa çıkan talebelere ise seyahat kolaylığı sağlandığı gibi ihtiyaçları da giderilmekteydi. Camilerde aşr-i şerif okuyanlara yapılan yardımlar da yadırganmayacak miktardadır. Devlet, başta Bâbıâli olmak üzere, dergâhlara, din görevlilerine ve askerlere yaptığı yardımların miktarını ve atiye alanların isimlerini kayıt altına almıştır.

Serpil Özcan