Direnç (Sabır-İnat)

kjjuh

Değişim değişmeyen tek şeydir. Hayatımızda her an bir tercihle karşı karşıyayız. Değişmek ve gelişmek mi? Ya da olduğumuz yerde kalmak ve gerilemek mi?

Hiç kimse olduğu yerde kalmak veya gerilemek istemez. Ancak ilerlemek ve yol katetmek için de gayret gösteremeyebilir. Mesela klasik örneğimizdir zayıflamayı isteriz, belki zayıflarız da ancak diyet bittikten sonra eski kilolarımıza daha hızlı döneriz. Çünkü bir yanımız zayıflamayı isterken diğer yanımız kilo vermenin bizim için bir tehdit olduğunu bize fısıldamaktadır. İşte biz görünüşte bir şeyi yapmak isterken içimizde bizi engelleyen bunu sakın yapma diyen bir iç gücümüz vardır. Buna psikolojik direnç denir.

Direncin kelime anlamı bir şeye karşı gösterilen zorluktur. İç dünyamızın derinliklerinde bize ayak direyen değişmemizi istemeyen, bize engel olan bir yapı. Bu direnç bazen bizim iyiliğimize hizmet eder. Mesela zorluklar karşısında sebat etmemizi sağlar ki buna sabır diyoruz. Sabır bizim elimizdeki en büyük değerlerimizden biridir. Kendimizi kötülüklerden korumaya çalıştığımız kadar, iyilikleri yapmaya devamda da sabır gösteririz. Biliriz ki kazanmak; zorluklardan yılmamak, yapılması gereken görevlere de istikrarla devam etmekle mümkündür. İşte insanoğlu bu sabrı sayesinde gelişir ve yol alır.

Değişimin önündeki direnç negatif ise buna da inat denir. İnat doğru olduğunu bildiğimiz halde yanlışta ısrar etmenin diğer adıdır. Burada iç sesimiz beynimize ters mesajlar gönderir. Hani deriz ya yapmayı çok istiyorum ama bir türlü elim varmıyor ya da ben gitmek istiyorum ama ayaklarım geri geri gidiyor diye. İşte bir yanımız o işin olmasını isterken diğer yanımız istemez. Bazen bunun bizim içimizden geldiğini fark etmeyiz, çünkü maskelidir. Ben bunu yapmak istiyorum ama … diye başlayan, bin bir tane bahanenin arkasında da hep bu direnç mekanizması vardır. Peki, bunu neden yaparız, neden değişim ve gelişmemizin önüne bir set çeker ve kendi kendimize engel oluruz?

“İnsan alışkanlıklarının çocuğudur” der, İbni Haldun Hazretleri.

Akan suyun mermeri delmesi gibi çocukluğumuzdan beri edindiğimiz alışkanlıklarımızdan kolay kolay vaz geçemeyiz. Değişim için en önde gelen şart eğitimdir. İnsan eğitimle yavaş yavaş doğru davranışları öğrenir ve uygulamaya geçer. İki günü eşit olan ziyandadır ancak bu sadece bilmekle ilgili değil, öğrenilen bilginin hayata geçirilmesini de kapsar.

Yine alıştığımız ortamlarda kendimizi güvende hissederiz. Bu yüzden bizde kaygı uyandıracak yeni ortamlara girme konusunda daha çekingen davranabiliriz.

Eğer kendimizi tanımıyorsak, güçlü ve zayıf yönlerimizi bilmiyorsak yapabileceklerimizin, kabiliyetlerimizin farkında değilsek o zaman da değişim bizi korkutabilir. Yine başarısız olma kaygısı da bizim önümüzdeki engellerimizdendir. Ya yapamazsam ele güne rezil olursam düşüncesi ile belki çoğu şeyi yapmaktan vazgeçmişizdir.

Değişim sorumluluk almaktır. Eğer sorumluluk yüklenme gücüne sahip değilseniz değişimin karşısında bahaneniz de çok olacaktır.

Baskıcı bir ebeveyn ile büyüdüyseniz de sizden yapmanız istenen herşey onları hatırlatıp aktif veya pasif direnç göstermenize sebep olabilir.

Kısacası bazen bilinçaltımızda olan çok basit bir kaygımız, yanlış duygusal kodlamamız ya da çok daha derinlerde yatan psikolojik travmalarımız bizim gelişim ve değişimimizin önündeki engellerden olabilir.

Şimdi sessiz sakin bir yere geçin, gözlerinizi kapatın ve yukarıda anlattığımız kaygılardan sizin de içinizde olup olmadığını kendinize bir sorun…

Cevabınız evet ise, hayatınızdaki en önemli farkındalığı yakalamışsınız demektir.

Artık bundan sonra yapmanız gereken şey iç yolculuğunuza başlamak…

Derin bir nefes alın…

Sabrettiğiniz ve inat ettiğiniz noktaları belirleyin…

Değişimden korkmayın…

Nefsi yaralayan şeylerin ruhu güçlendirebileceğini unutmayın…

Kazanan siz olacaksınız.

Saliha Şekkeli