Din Samimiyettir

Müslümanların bu dünya hayatında huzur ve mutluluk içerisinde yaşamlarını sürdürmeleri, günlerine ve geleceklerine umutla bakabilmeleri, dindarlıklarını doğru bir eksene oturtabilmeleri, sağlıklı bir aile ve toplum inşa edebilmeleri belli değerleri hayata geçirmeleriyle yakından ilgilidir.

Din; akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O’na (Allah’a) ulaştıran bir yoldur. Kişilerin hür iradelerine hitap etmiş, zorlamamış, insanın düşünce ve davranışlarını düzenlemiş, vicdanları inşa ederek otokontrol sağlamış, ahlaki bir müessese olarak insanları şekillendirip yol göstermiş ve gaye olarak ta; insanlara dünya ve ahiret huzurunu sağlamayı hedeflemiştir. Rûm Suresi 30. Ayette;

O halde sen yüzünü doğruca, ‘Allah’ı birleyen’ olarak dine, (yani) Allah’ın, insanları üzerinde yarattığı fıtrata (İslâm’a) çevir. Allah’ın (İslâm’a kabiliyetli) yaratışında hiç değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. ” buyrulmuştur.

İnsanın yaratılış gayesi, buluğ çağından ölüm kendisine yetişeceği ana kadar, samimi olarak Yaratanına boyun eğmektir.

“Samimiyet”; kişinin içiyle dışının bir olması, hiçbir hesap yapmadan kendisini gerçek kimliği ve düşüncesi ile ortaya koymasıdır.

“Samimiyet”, eylem- söylem, zahir–batın bütünlüğünün sağlanmasıdır. Bu kavramın ihlas, doğruluk, dürüstlük, güven, sadakat gibi kavramlarla da çok yakın bir bağlantısı vardır. Samimiyetin olmadığı bir iman düşünülemez. Çünkü iman gönüllü bir teslimiyete ve tasdike dayanır. İnancın, kulluğun ve itaatin sadece Allah’a özgü kılınması, bütün ibadetlerin her türlü riya, gösteriş ve çıkardan uzak olarak sadece Allah rızası için yapılması anlamına gelen ihlas ve samimiyet dinin özü, dindarlığın hülasasıdır. Samimiyetin olmadığı yerde dinden ve dindarlıktan bahsedilemez. Beyyine Suresi 5. Ayette şöyle buyrulmakta:

“Halbuki onlar, ‘Allah’ı birleyerek’ (O’na) kulluk etmek, bu dini yalnız Allah’a has kılmak, namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekten başka bir şey ile emredilmediler. İşte bu da en doğru/sağlam dindir.”

Rasûlullah (sav) “Din, bütünüyle samimiyetten ibarettir.” buyurmuş; kendisine, “Kime karşı samimiyet ve sadakat gösterilecek?” diye sorulunca: “Allah’a, Kitabına, Rasûlüne, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı,” cevabını vermiştir.[1]

Samimiyet, inanç ve ibadetlerimizde olduğu kadar, insanlarla olan ilişkilerimizde de önemli ölçüde belirleyicidir. Müslümanın Müslümana karşı samimi, içten ve gönülden davranması sağlıklı güçlü bir toplum oluşturmanın önemli bir unsurudur. Müslümanın en önemli vasıflarından olan güvenilirlik, ancak samimi davranışlarla ve sağlıklı ilişkilerle oluşturulabilir. Hayatın her alanında insanlara karşı samimi davranmak ahlaki bir erdemdir. Bu erdemi kazanmanın en kısa yolu da her işte Allah rızasını ön plânda tutmak ve O’nun her an görüp gözettiğini akıldan çıkarmamaktır.

Samimiyetten uzak söz ve davranışların Allah katında hiçbir değeri yoktur. Samimiyetin zıddı olan riyakârlık ve ikiyüzlülük imanla bağdaşmayan münafıklık alameti olarak kabul edilmiştir. Müslümanlar, Allah’a iman ve kulluk, Kur’an ve Sünnete tabi olma, Peygamber (sav) Efendimizi örnek alma, toplumsal görevleri yerine getirme, sınıf ve statü farkı gözetmeksizin bütün Müslümanların ve hatta bütün insanların haklarına riayet etme gibi hususlarda ciddi bir samimiyet sınavına tabi tutulmaktadırlar.

Önemli olan nasıl göründüğümüz değil, gerçekte neyi amaçladığımız, nasıl olduğumuzdur. Samimiyetten uzak olan kişiler “olmayı” değil “görünmeyi” önemseyen kişilerdir. Oysa “olmak” hakikattir. Görünmek ise “imaj” dır. Rabbimizin bize herkesden daha yakın olduğunu bilen “olmayı” önemser, “görünmeyi” değil. Nasıl olduğunu, neyi niçin yaptığını bilen Yüceler Yücesi bir Rabbi olduğunun bilincindedir çünkü. Her hâlinin O’nun rızasına uygun olmasına gayret eder. Kendisi için O’ndan daha önemli hiç kimse yoktur. Bu yüzden en çok Allah’ı memnun etmek, O’nun rızasını kazanmak ister. O’ndan gayri her şeyin ve herkesin kendisini terk edeceğini ama bir tek O’nun her an kendisiyle olduğunu bilen, başkaları için yapmacık davranmanın yanlışlığını anlar. Yürekteki samimiyetin görünüşümüzden çok daha öncelikli olduğunun farkına varır. Kalplerin Allah’ın nazargâhı olduğunu Allah’ın kalplerin özünü bildiğini idrak eder. Sevgili Peygamberimiz (sav)’in buyurduğu gibi: “Allah-ü Tealâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.”[2]

Kalplerimizi gerçek sevgi ile imar edebilmemiz, olduğumuz gibi görünüp, göründüğümüz gibi olabilmemiz duası ile…

Fatma Tamer

[1] Buhârî, İmân, 42; Müslim, İmân, 95; Ebû Dâvûd, Edeb, 59; Tirmizî, Birr,

[2] Müslim, Birr, 33; İbni Mace, Zühd, 9