Dilin İstikameti

lale-4

İstikamet kelime anlamı olarak dosdoğru olmak anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de ise istikamet, doğru yol üzere olmak demektir. İstikamet mümini düzenler ve sıratı müstakim üzere olanın gayretleri de boşa gitmez.

Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de Fussilet suresinde “Hiç şüphesiz Rabbimiz Allah deyip, sonra istikamet üzere gidenlerin ölüm anında üzerlerine akın akın melekler iner. Onlara, “ Korkmayın, üzülmeyin, size müjdelenen cennet ile sevinin! derler.” buyrulmuştur.

Hz. Sevban (r.a) rivayet ettiğine göre hz. Peygamber (s.a.v) “Tam olarak güç yetiremezsizin, ama istikamet üzere olmaya gayret edin.”buyurmuştur.(İbni Mace)

İstikamet öyle bir derecedir ki, bütün işlerin kemali ve tamamı onunla meydana gelir. Bütün hayırların elde edilmesi, bir nizama konulması istikametin bulunmasıyla mümkündür.  Dil ise kişinin duygu, düşünce ve hislerini ifade etmekte kullanılan bir araçtır. Allah Teâlâ’nın en büyük nimetlerinden ve onun ince sanatlarının en mühimlerindendir. Kur an-ı Kerim’de “Biz ona bir dil iki kulak vermedik mi?” ayetinde Cenab-ı Allah’ın insana lütfettiği dilin büyük bir nimet olduğuna işaret edilmektedir. Dil, insan için en büyük nimet aynı zamanda da en büyük tehlikedir. Dilin kendisi küçük olmakla beraber gerek taati ve gerek isyanı da büyüktür. Kişinin selamet bulması için dilinin doğru olması, yani haram olan sözlerden uzak olması gereklidir.

Dilin istikameti, dilin hikmetli söz söylemesi ve yalan konuşmadan, dilin gıybetten, malayani konuşmadan, laf taşımadan, riyadan, iftiradan uzak olmasıdır. Kişiye düşen konuştuğu söz helal mi, haram mı, güzel mi, çirkin mi, hayır mı, şer mi bunun muhasebesini yapmaktır.

Peygamber Efendimiz (sav); “Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin, doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider.” buyurmuştur. Allah Teâlâ hoşnut mudur,   değil midir düşünülmeden söylenen sözün ne kadar tehlikeli olduğu dikkate alınarak hareket edilmelidir.

Dilin doğru olması, imanın olgunluğunun göstergesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Kişinin imanın doğruluğu, kalbinin doğruluğuna bağlıdır. Kalbinin doğruluğu da dilinin doğruluğuna bağlıdır” buyurmuştur. Bu hadisi şerifte görüldüğü üzere kalp ile dil birbiriyle bağlantılıdır. Hatta diğer bütün azalar dahi dil ile bağlantılıdır.

Allah Resulü, Ebu Said El-Hudri’den rivayet edilen bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur.

“ İnsan sabahlayınca, bütün organları dile başvurur ve (adeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah’tan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.” Buradan da anlaşılıyor ki, ağızdan çıkacak sözler bütün vücudu etkisi altına alır ve bütün vücut dilin yaptığı hatalardan da sorumludur. Dilin dışa vurdukları, aslında kalpte oluşan karar, arzu ve meyillerden ibarettir. Bir kapta ne varsa dışına da o sızar. Dilin dışa vurdukları bozuk ise bu kalbin de bozulmuş olduğunu gösterir. Bu da zahiri olarak da böyledir ki kalbin bozulması yani hastalanması bütün azaları etkiler. Bu durum da kişi dili nedeniyle hüsrana uğramamak için reçetesini aramalı ve dili tedavi etmeli yani disiplin altına almalıdır. Dili kontrol altına almanın bir o kadar da mükâfatı vardır.

Kur an-ı Kerim’de Allah Teâlâ “Doğru sözlü, doğru özlü erkek ve kadınlara Allah, bağışlama ve büyük ecir hazırlamıştır.” Ahzab suresi (33) 35. Ayet-i kerimesiyle özünde, sözünde, doğru olmanın iki önemli neticesini (mağfiret ve mükâfat) açıklamıştır.

Yine Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde “Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.” buyurmuştur. Bu demektir ki, mü’minleri, cennetten mahrum bırakan uzuvların başında bu iki organ gelmektedir. Ve peygamberimiz bu iki organa sahip olana cennet sözü vermiştir.

Dili kontrol altına almanın yollarından biri sükûttur. Bunun için şeriat sükûtu övmüş ve sükûta teşvik etmiştir. Bir hadisi şerifte “sükût hikmettir, fakat susanlar azdır.” buyrulmuştur. Sükût etmek zordur. Zira malayani konuşmak nefse hoş gelir ve şeytan tarafından da bunlara teşvik vardır. Kurtulmak için Hakk’ın inayeti ve kişinin mücadelesi azmi gerekir. Sükût etmekte aklını başına almak vardır. Vakar vardır. Fikir, zikir ve ibadet için huzur vardır. Dünyada dedikodulardan, ahirette de bunların hesabını vermekten selamet vardır. Nitekim Allah Teâlâ Hz. Kaf suresi 18.ayet-i kerimede: “ İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” buyurmuştur.

Dili dizgin altında tutabilmenin diğer bir reçetesi az konuşmaktır. Resul-i Ekrem sav: “Çok konuşanın sürçmeleri çok olur. Düşük sözleri çok olanın günahı çoğalır. Günahı çok olana yaraşan da ateştir.” buyurmuştur. Eserlerde varid olmuştur ki: Ebu Bekir (r.a) konuşmamak için ağzında çakıl taşı saklardı. Eli ile dilini gösterir ve “Başıma gelen bütün felaketler bundan gelmiştir” derdi. Mümin kendisine lazım olmayan sözlerle uğraşmaz ve zamanını da bunlarla öldürmez. Mü’minun suresi 3. Ayet-i kerimede “ Mü’minler, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.” Buyrularak müminlerin nasıl olması gerektiği, nasıl hareket etmesi gerektiği bize öğretilmektedir.

Ağızdan çıkan sözler dörde ayrılır: Birinci kısım, sırf zararı olan sözlerdir. İkinci kısım sırf menfaati olan sözlerdir. Üçüncü kısım kar ve zararı karışıktır. Dördüncü kısım ne kar, ne de zararı olmayan sözlerdir. İnsan zararı olan sözlerden ve karı zararından fazla olmayan sözlerden uzak durmasının lüzumu ortadadır. Ne kar, ne de zararı olmayan sözlere gelince, bunlar kişinin kıymetli vaktini öldürür. Menfaat sağlayan sözler de ise kişi riya, yalan, gıybet gibi haramlara farkında olmadan karışabilir. Ve bütün bu sözlerinden dolayı hesaba çekilir. Allah Teâlâ İsra Suresi 36. Ayet-i kerimede “ Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi sorumludur” buyurarak nefeslerin sermaye olduğunu, ölümün ve hesabın olduğunu, ağzından çıkan her kelimeden, gözün gördüğünden, kulağın duyduğundan mesul bulunduğunu insana bir kere daha ihtar edilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, dilin afetlerini yani dili doğruluktan alıkoyan hastalıkları tespite çalışıp Allah Teâlâ’nın da yardımıyla tedavi yoluna gitmeliyiz. Peygamberimizin (sav) “Dilini tutan kurtuldu” hadisine mazhar olmaya çalışmalıyız. Diliyle dahi Müslüman kardeşine zarar vermeyen faziletli Müslüman olmaya gayret sarf etmeliyiz. Allah’ın Rahmeti ve bereketi, ihsanı ve ikramı üzerinize ve üzerimize olsun.

Saime Tutar

Kaynaklar:
İhyau ulumi’d –din
Riyazü’s salihin
Tasavvufi Ahlak 3 (Hz. Mehmed Zahid Kotku)