Devr-i Cahilliyeden Asr-ı Saadete

unnamed

Rahman Rahim Allah’ın adıyla

Göklerde olanlar ve yerde olanların hepsi eşsiz hükümran, mukaddes, mutlak galip, hüküm ve hikmet sahibi Allah’ı tesbih ve tenzih eder. Ümmilere içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, onları (şirkten, kötü hareketlerden) temizleyen, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur. Hâlbuki onlar, önceden apaçık bir sapıklık içinde idiler. (Bu son peygamberi) onlardan başkalarına(yani) henüz onlara katılmamış bulunan(bütün insan)lara da gönderen O’dur. O, mutlak güçlü, hüküm ve hikmet sahibidir. Bu,  Allah’ın bir lutfudur ki dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (Cuma suresi 1-5)

(Resulüm)İşte biz sana böylece, emrimizden bir ruh(yani kalplere can veren Kur’an’ı) vahyettik. Sen(bundan önce)Kitap nedir, iman(ın esasları)nedir bilmezdin. Fakat biz onu(Kitab’ı) bir nur yaptık; kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştiririz. Şüphesiz ki sen, elbette doğru yola çağırıyor(rehber oluyor)sun. (O yol)göklerde olan ve yerde olanların sahibi Allah’ın yoludur. Dikkat edin(bütün)işler, ancak Allah’a dönüp varır. (Zuhruf suresi 52-53)

Yüce Rabbimizin bu ve benzeri ayet-i kerimelerinin ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz(a.s.v.)in risaletini tebliğe başladığı dönemde kendisinin de içinde yaşadığı toplumun da(istisnalar hariç)ümmi olduğunu öğreniyoruz. Bu ümmi olmak Efendimiz(sav) hakkında vahyin bütün zamanlar boyunca töhmetten uzak olması hikmetine ve başka hikmetlere dayalı olarak gerekli iken, diğer insanlar için cehalet ve gaflet sebebi idi. Cenab-ı Hakk’ın önce Resulüne daha sonra da O’na tabi olanlara “oku”emri ile büyük değişim başladı. Öncelikle içinde yaşadığı toplumun kötü gidişatını görüp buna engel olmak isteyen,  temizliğini koruyan tahire lakaplı Hz. Hatice(r. anha) Zeyd b. Harise, Hz. Ali (kv) itibarlı, dürüst tacir Hz. Ebu Bekir(r. a.) ve onun vesilesiyle Osman b. Affan, Abdurrahman b.  Avf, Sa’d b.  Ebi Vakkas, Zübeyr b.  Avvam, Talhab.  Ubeydullah (r. anhüm) ve daha niceleri Resulullah(asv )ın davetine icabet vahyin nuruyla aydınlanıp, ilmin ve güzel ahlakın yüce mertebelerine eriştiler. Yine vahyin ışığında ve Hz. Muhammed(asv )ın rehberliğinde kız çocuklarını acımasızca diri diri toprağa gömen bu toplum; içerisinden asırlar boyu anılarak ilim taliplerine ilmi aktaracak, hadis-i şerifler rivayet edecek, içtihatlar yapacak başta Hz. Aişe-i Sıddıka(r. anha)olmak üzere âlimeler çıkaran bir mübarek topluma dönüştü. Aynı zamanda Hz. Peygamber(sav) ve O’na tam bir teslimiyetle tabi olan sahabesinin devri saadetinde her türlü zulüm adalete, cimrilik cömertliğe, bencillik diğergamlığa, nefret Allah için muhabbete, korkaklık şecaate, dünyaperestlik ahrete iman ve ebedi hayatı mamur etme gayretine dönüştü ve hayat gerçek anlamını buldu.

Şiirleriyle Hz. Peygamber(asv )i koruyan ve öven,  Mute Savaşı’nda komutan olup şehit düşen Abdullah b.  Revaha(r. anh) da Sahih-i Buhari’de nakledilen bir şiirinde ashabın durumunu şöyle terennüm ediyor:

“Ne mutlu bizlere ki, Peygamber Efendimiz(s. a. v. )yanımızda bulunuyor ve Kitab’ını okuyor. ”

“Ki, bu sırada fecir de doğmuş bulunmaktadır. ”

“O. bize körlükten sonra doğru yolu göstermiştir. ”

“Bizim kalplerimiz de şeksiz, şüphesiz onun getirdiklerine kanaat etmiştir. ”

“O,  yanı döşeğinden uzak olarak bizimle beraber sabahlamıştır. ”

“Hâlbuki bu sırada müşrikler uykularının en derin yerinde,  yataklarında devrilip yatmaktadırlar. ”

Fetih suresi 29. ayet-i kerimesinde Cenab-ı Hak Resulünün terbiyesinde yetişen o mutlu ve kutlu devrin insanlarını bize şöyle tanıtıyor: ”Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükua varırken secde ederken görürsün. Allah’tan lutuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış,  gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçilerin de hoşuna gider(. Allah Resulü’nün ashabı ile birlikte böyle gelişip kuvvetlenmesi) kâfirleri öfkelendirir. Allah, içlerinden iman edip de salih amel işleyenlere mağfiret ve büyük mükâfat vaat etmiştir. ”

Kıymetli şairimiz M. Akif Ersoy da “Bir Gece” isimli şiirinin son bölümünde bu muazzam değişimi şöyle ifade ediyor:

Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı,  dirildi;
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, Şer’-i Mübini
Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi.
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet…
Ya Rab, bizi mahşerde bu mikrar ile haşret!

Fahrunnisa Nur