Derdimizin Devası Ramazan

Bismihî Subhân;
Bereketi ve mânevi ikramlarıyla gelen Ramazan, sessizce, kimseyi incitmeden ve birçok Müslümanın affedilmesine vesile olarak gitti… Öyle naif, özenli bir tavrı vardı ki mü’minlere, Ramazan’dan sonra tuttuğumuz oruçlarda bu günleri anmadık mı? “Şu oruç da en kolay Ramazan’da tutuluyor mübarek. Sonra çok zor oluyor. ” demedik mi? Hepimiz Ramazan’da her zamankinden daha Müslüman olmadık mı? İbadete olan düşkünlüğümüz, sair zamanlardakine göre daha fazla değil miydi? Bu soruların cevaplarının evet olduğunu duyar gibi oluyorum. Çünkü rahmetiyle gelen Ramazan bize mü’min olmayı kolaylaştırdı. Bizi imtihanımıza razı etti. Öyle ki açlık ve susuzluk çekeceğimizi bile bile, seve seve oruca niyet ettik. “Ramazan ümmetimin ayıdır” hadisi şerifinden gaflette olmayan, Ramazan’ı sahiplenen mü’minler topladı manevi nimetleri… Hepimizin payına düştü bu nimetlerden bir miktar. Kimi gayret etti. Kimi gayret edenleri sevdi. Kiminin de yolu bu iki zümrenin olduğu yerden geçti. Şimdi artık bu biriktirdiklerimizi harcama vakti…

İnsanoğlu hep daha iyiye meyillidir. Bu daha iyisi konusunda; istemede sebat eder ancak daha iyisi olma konusunda gayreti zayıftır. Elbette şeytan ve nefis bu konuda bize müttefik değil. Ama Recep ayında Allah-u Teâlâ’yı anarak, Şaban ayında Rasulullah sav Efendimizi anarak, Ramazan’da nasibini toplayanlar, bu ebedî iki düşmana karşı kalelerini sağlamlaştırmış, hazırlığını yapmış sayılırlar. Nasıl ki düşmanını tanıyan, onun taktiklerini bilen bir asker, eğer teçhizatını da tamamlamışsa, her an o düşmanla savaşmaya hazırdır. İşte bunun gibi ezelî ve ebedî düşmanlarını bilen mü’min, bu manevi teçhizatıyla artık Ramazan’dan sonra da o iki düşmanla nasıl mücadele edeceğini bilerek savaşır. Onların hilelerine kanmaz. Hayırlara daha istekli olur. Heybesine, Ramazan’da mukabeleden kalma bir alışkanlıkla, her gün Kur’ân-ı Kerîm okuma âdeti edinen kişi için, her gün bir miktar okuyacağı Kur’an’la “erzel-i ömr” den kurtulmak vardır. Heybesinde fıtr sadakası olan kişi için, sevdiklerinin selameti için kimi zaman Allah’ın rızasını sadaka vermekle aramak vardır…

Günümüzde sağduyu sahibi insanların ortak sıkıntılarından biri de Müslümanların birbirlerini sahiplenmemeleri. Birbirlerine karşı kardeşçe bir samimiyetle güvenmemeleri… Birbirleri için karşılık beklemeden bir şey yapmak istememeleri. Hâlbuki İslam’ın daha güncel yaşandığı zamanlarda böyle miydi? Sokaktaki çocuğumuz, oradan geçen her mahallelinin çocuğuydu. Komşunun kızı, bizim kızımız, mahalleli oğlanların bacısı, küçüklerin de sözünü tutacağı ablasıydı. Öyle samimiyetle sahiplenirdi insanlar birbirlerini. Aynı mahallede oturmak, akraba olmak gibi bir şeydi. Çünkü herkes, başkasını düşünürdü. Başkasının çocuğu diye bir şey yoktu mesela. Dedeler şadırvana gelip abdest almak isteyen bebeleri kovalamaz, aksine onlara abdesti tarif eder üstüne de İslam’ın şartlarını saydırırlardı… İslam, memnuniyetle kabullenilmiş bir hizmet döngüsü içinde sapasağlam muhafaza edilirdi. Şimdi değil komşu kızların annelerine, erkeklerin babalarına neredeyse hiçbir faydası yok… Biz çocuklarımızdan aldık bu hizmet bilincini. Ona, yaptığı işi Allah rızası kazanmak için yapmayı öğretmiyoruz. İlim sevabı için değil diploma için okul bitiren çocukları, helal kazanıp ailesine harcamakla cenneti kazanmak isteyen gençler yerine, tatile gitmek için fazladan para kazanmak niyetiyle ailesini günlerce gecelerce yalnız bırakarak fazla mesai yapan adamlar yetiştiriyor. Olmaz! Bizler Ramazan’da nasıl sabırlı bir ebeveyn olunur, nasıl hayırlı bir evlat olunur denemesini yapıp Ramazan’dan sonra da bunları terk etmeyerek pekiştireceğiz. El-âlemden bana ne mantığını tamamen terk edip Hz Yunus’un “Bilmek, çare olmayı gerektirir.” düsturunu hayatımıza düstur edineceğiz. Yaptığımız her işi, Allah rızasını kazanmak için yapılmış bir ibadet niyetiyle yapıp, amellerimizi ibadete çevirme gayretinde olacağız. Böyle yapabilsek… nasıl olur dünya???

Hayatın farkında olma, farkına vardığımız bu hayatta etrafımızdakilere çare olabilme, bu hizmete layık ahlaka bürünme, Mevla’nın, Ramazanı ömrüne yayan, her gününün bir miktarını itikâfa vakit ayırır gibi, hakikati bulma çabasına ayıran kullardan olma duası ile…

Allah’ın rahmeti, bereketi, ikramı ve ihsanı, ramazanın ve bayramın farkında olup, çare olma gayretine düşenlere olsun… vesselam…

Melahat GÜNGÖR