Dengeli ve Şahit Ümmet

Bizi insanlığa şahit kılan Allah’ın adı ile…

Bir Müslüman için en büyük şeref nedir? Hiç düşünme ihtiyacı duymadan, vereceğimiz cevap çok nettir: En büyük şeref Allah’a kul, son elçi Muhammed Mustafa sav’e ümmet olmaktır.

Sahip olunan her nimetin, o nispette de sorumluluğu vardır. Ümmet-i Muhammed olmakla sevinç duyan Müslümanlar da, buna mukabil ciddi bir sorumluluk üstlenmiştir. Çünkü bu ümmet, Allah tarafından vasat/dengeli bir ümmet kılınmıştır. Bu özellikleri ile insanlığa karşı şahit olma sorumlulukları vardır.

“(Ey müslümanlar!) Böylece sizi vasat/dengeli (seçkin ve adaletli) bir ümmet kıldık ki insanlara karşı (adaletin örneği ve hakikatin) şahitler(i) olasınız ve Peygamber de sizin lehinizde şahit olsun…” (Bakara Suresi 143. ayet)

Ayet-i kerimeyi anlama çabasına girdiğimizde, önce bazı kavramları ele almamız gerekir: Vasat/dengeli ümmet ve şahit olmak.

  1. a) ( وسَطاً) = Dengeli: Her iki uçtan uzak olma, doğru olanın ta kendisi manasında kullanılır. Bir şeyin en dengeli yeri, onun ortasıdır. Dengenin iki aşırı ucu olan ifrat ve tefrit, aslen kötü görülür. Buna göre ahlaki bakımdan da vasat/dengeli olan, her iki uçtan uzak durur, böylece faziletli davranmış olur. Bu kelimeye adaletli, dosdoğru anlamını da verebiliriz. Allah, adaleti “vasat” diye adlandırmıştır. Çünkü adalet, iki davalıdan herhangi birine meyletmez, tarafsız durarak hakkın ortaya çıkmasını sağlar. O halde adil kimse de vasat/dengelidir. Tirmizi’de geçen bir hadis-i şerife göre de Peygamber as. “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık” ayeti hakkında, yani “adaletli ve dengeli bir ümmet kıldık” diye açıklamada bulunmuştur. (1)

Vasat, aynı zamanda her şeyin en seçkini ve iyisi manasındadır. Al-i İmran Suresi 110. Ayette (2) Ümmet-i Muhammed’in en hayırlı ümmet olarak anılması da bu manayı destekler. Hz. Peygamber as’ın da neseb cihetinden Kureyş’in en vasatı, yani en adil ve dengeli, en seçkin olanı olduğu söylenirdi. (3)

  1. b) (ٲمةً) = Ümmet: Topluluk demektir. Ancak vasfı itibariyle, sıradan bir topluluğu değil, insanlığa önder olan, çeşitli mezhep ve grupları içinde toplayan, kendisine uyulan örnek bir topluluğu ifade eder. Ümmet, bir lider/imam etrafında şekillenmiş en büyük cemaattir. (4) Hz. Muhammed as’ı önder kabul eden Müslümanlar da ümmet-i Muhammed olarak adlandırılır.

Allah-u Teâlâ Müslümanları vasat bir ümmet kıldığını açıkça beyan etmiştir. Yani bu durum bir ütopya değil, hakikattir. Sadece yapmamız gereken ümmet olduğumuzu hatırlamak ve ona göre davranmaktır. Ayet-i kerime, bu ümmetin toplu olarak yanlış, mahzurlu bir şeyi tercih etmeyeceğinin en önemli delilidir. İşte bu sebeple de, “icma” (=İslam âlimlerinin bir konuda fikir birliği etmeleri) İslami ilimlerde Kitap ve Sünnet’ten sonraki delil kabul edilmiştir. Buradan yola çıkarak istişaredeki bereketi anlamak da zor olmayacaktır.

  1. c) (شُهَداء) = Şahitler: Şahit, bir gerçeği ispat konusunda şahitliğine, yani bildiğine ve gördüğüne dayanarak verdiği habere başvurulan, verilecek hükme delil niteliğinde olan kimsedir. Şahit, davacı ile davalı arasında ortada, tarafsız, adil ve yalnızca gerçeği söyleyen, sözü dinlenir ve sözüne itibar edilir bir kimse demektir. Bu özelliklerinden dolayı da diğer insanlar tarafından söz ve davranışları ölçü kabul edilir, o dediyse/yaptıysa doğrudur diye algılanır, yani insanlığın mihenk taşı olur. İşte bu şekilde örnek alınan kimselere de “şahit” denilir.

Tüm insanlığa şahit olmak ifadesinden çıkaracağımız mana ise şöyledir. Müslümanlar kendilerine bahşedilen vasat ümmet olma özelliklerini hayata geçirmeli ve tüm insanlık için örnek teşkil etmelidir. Nitekim bu şartları taşıyan Müslümanlar ve özellikle Ashab-ı Kiram, yeryüzündeki bütün milletlerin teveccüh ve güvenini kazanmışlar, örnek alınmışlar ve başvuru merkezi olarak görülmüşlerdir.

Bir diğer açıdan da vasat ümmet olma vasfıyla hareket eden Müslüman toplumun şahitliğinin önemini fark ederiz. Konu ile ilgili bir hadis-i şerifte Rasulullah as “Kendisinden hayırla söz edip övdüğünüz kişiye cennet vacip olmuştur. Kendisinden kötülükle söz edip yerdiğiniz kimseye de cehennem vacip olmuştur. Sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz, sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz, sizler yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.”  buyurmuştur. (5) Yine bir başka hadis-i şeriften, ümmeti tarafından yalanlanan peygamberlerle ilgili, ahirette ümmet-i Muhammed’in şahitliğine başvurulacağını ve Kur’an kaynaklı bilgileri ile o peygamberlerin tebliğde bulunduğuna dair şahit olma şerefine nail olacağını öğreniyoruz. (6)

Tüm insanlığa şahit tutulan ümmetin de bir şahidi vardır: Ümmeti olmakla şereflendiğimiz Peygamber Efendimiz as. bizim için ne güzel şahittir. Efendimiz as, ahirette, ümmet olma bilinci ile hareket eden Müslümanların lehinde şahitlik edecektir. Aynı zamanda insanların en adili, en seçkini olarak da bizler için gerçek bir şahit/önder/örnektir.

Ayette ümmetin geneli için verilen özelliği, fert olarak tam anlamıyla kazanamamışsak bile, ümmet bazında mutlaka adalet, doğruluk, denge ve seçkin olma hali hâkimdir ve hâkim olmaya da devam edecektir.  Bunun ötesinde her fert de bu hali kazanma arzusu ile iç yolculuğunu sürdürecektir. Maksadın hâsıl olması için dikkat edilmesi gereken durum, ayette geçen ümmet vurgusundan anlaşıldığı gibi, bu yolculuğun ümmet şemsiyesi altında sürdürülmesi gerektiğidir. Tam tersi olan fırkalaşma ve ayrılıkçı anlayışlar bu yolculukta ana yoldan/“sırat-ı mustekım”den sapmalar meydana getirir; dolayısıyla vasat olan noktadan uzaklaştırır. Her gün aynı kıbleye yönelen bir topluluğun, birbiri ile ayrılık içinde olması, aslında hakikatten çok uzaktır.

Farklı özelliklere sahip bireyler olmakla, gruplar oluşturmakla birlikte, ümmet olarak hareket ettiğimizde, Allah’ın lütfu olarak, insanlığın zirvesi kabul edeceğimiz bir noktaya varıyoruz. Bireyselliğimizden, grupçuluğumuzdan arındığımız zamanlarda bu potansiyel açığa çıkar, uzak ve yakın tarihimizde nice örneklerde gördüğümüz gibi. Ve bu, insanlığa karşı bir sorumluluğumuz, henüz İslamla şereflenmemiş insanların da bizim üzerimizdeki hakkıdır. Çünkü bize hidayet nasip olmuş, seçkin bir ümmete dâhil olmuşuz ve şahitler olarak seçilmişiz. O halde adil, dengeli bir duruş sergileyerek, seçkinliğimize yakışır davranmalı, şahit oluşumuzu ilan etmeliyiz. Ki âlemlerin efendisi de bize şahit olsun.

(1)  Tirmizî, Tefsir, 2. süre 8; Müsned, III, 9, 32.

(2) “(Ey Muhammed ümmeti! Dininiz sayesinde) siz, insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz…”

(3)   Vasat, Arapça kökenli bir kelime olarak dilimize geçerken anlam kayması yaşamıştır. Bir şeyi, durumu çok beğenilir, takdir edilir bulmadığımız zaman, idare eder anlamında kullanıyoruz. Arapçadaki asıl manası yukarıda verildiği gibidir. Vasat olmak, övülen bir özelliktir. Örn: “Rasulullah as’ın namazı vasattı, hutbesi de vasattı” (Müslim, Cuma, 41/866) Kalem Suresi 28. ayette  “onların en vasat olanı” ifadesi ile geçer ve “onların en insaflısı/ en hayırlısı” olarak tercüme edilmiştir. “Vasat” kelime anlamı olarak “orta” demektir.  Bu hususta Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Siz vasat olan yoldan ayrılmamaya bakınız. Çünkü daha yüksekte olan da ona doğru iner, daha aşağıda olan da ona doğru çıkar.” (Kurtubi, El-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an)

 

Zeynep Yaren

(4) Riyazu’s-Salihin, Erkam Yay. İst,2009, s.28

(5)Müslim, Cenâiz 60.

(6) Buharı, İ’tisam 19; Tirmizl, Tefsir 2. sûre, 8; Müsned, III, 32.

KAYNAKÇA
Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili

Fahreddin Razi, Mefatihu’l-Ğayb

Kurtubi, El-Camiu’l-Ahkamu’l-Kur’an